Kürtlerin hakları bir an önce tanınmalı
Diyarbakır'da buluşan ölen askerlerin ve gerillaların anneleri en zor görüneni yaptı, birbirlerine sarıldı. İnsanlara sadece Kürt oldukları, ana dillerini konuşup Kürt olarak yaşamak istedikleri için bok yedirildi. Binlerce insan faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Aileleri cesetlerine bile ulaşamadı. Yıllar sonra bir itiraf ediyor ve ölüm kuyuları açılıyor.
Tüm bunlar Kürt Özgürlük Hareketi'nin ve artık özgür olmak isteyen Kürt halkının mücadelesinin eseridir. Kürtler haklılar. Dili, kimliği, kültürü inkâr edilmiş, yaşadıkları topraklar sürekli askeri işgal altında tutulmuş, yer altı ve yerüstü kaynakları sömürülürken kendilerine bir kuruş bile verilmemiş, devlet ve yasalar karşısında ayrımcılığa uğramış bu halk nasıl istiyorsa öyle yaşamalıdır.

Onur Devrim Üçbaş
"Bu yıl öğrenci harçlarına yine zam yapıldı." Öğrencilerin her sene duyup, artık kanıksadığı bu cümle bu kez çok daha büyük bir adaletsizliği ifade ediyordu. Çünkü 12 Eylül ürünü YÖK'ün 1980'lerde başlattığı harçlar artık inanılmaz boyutlara ulaşmıştı.
Birinci öğretimlere yapılan %8'lik zammın dışında ikinci öğretim programlarına %100 ile %500 arasında zam yapılmak isteniyordu. Hukuk, iktisat ve işletme fakültelerine %100, edebiyat fakültesine %160, veterinerlik fakültesine %170, engelliler entegre yüksekokuluna ise tam %380 zam yapılması planlanıyordu. Küresel ekonomik krizin etkisiyle yoksullaşan, asgari ücretin 570 lira olduğu Türkiye'de bu zamların verdiği mesaj gayet açık; 'Parası olmayan okumasın.'

Bankalar krizde kar rekorları kırmaya devam ediyor. Haziran itibariyle bankacılık sektörün aktif toplamı yıl sonuna göre, yüzde 4,9 artarak, 768,2 milyar liraya yükseldi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) göre, bankalardaki aktif mali birikim GSYH'ye oranı 2008 yıl sonunda yüzde 77,1 düzeyindeyken, 2009 Haziran ayında yüzde 81,3 düzeyine yükseldi.
Garanti  Bankası, yılın ilk yarısını 1 milyar 452 milyon liralık konsolide kârla tamamladı. Garanti Bankası'nın konsolide aktif büyüklüğü 2008 sonuna göre yüzde 5 artışla 103 milyar 878 milyon 220 bin TL seviyesine ulaşırken, nakdi ve gayri nakdi krediler toplamı 67 milyar 997 milyon 593 bin TL oldu.
Şekerbank'ın altı aylık net kârı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 oranında artarak 103.2 milyon TL'ye çıktı. Şekerbank'tan dün yapılan açıklamada bankanın ilk altı ayda, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 oranında büyüdü.
İstanbul Sanayi Odası'na kayıtlı en büyük 5000 şirket listesinin başında yer alan Tüpraş, Ford, Erdemir, Tofaş, Arçelik, Aygaz, Vestel ve Petkim'in toplam piyasa değeri Garanti Bankası ve Akbank'ın altında kaldı.

Kriz milyonları etkilese de zenginler lüks tüketimden vazgeçmiyor. Lüks otomobil markaları, yılın 7 aylık döneminde geçen yılın toplam satış rakamlarına yaklaştı. Geçen yıla göre bu yılın Ocak-Temmuz ayları arasında yüzde 6 oranında daha fazla lüks otomobil satıldı.
Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) verilerine göre Temmuz ayında 16 bin 637 adet satış oldu.
Geçen yılın aynı ayında sadece 1 adet Ferrari satılırken, bu yıl temmuz ayında 7 kişi Ferrari satın aldı. Böylece yılın başından bu yana 14 kişi Ferrari sahibi oldu.
Geçen ay 1 adet Bentley satılırken, yılın başından bu yana 7 kişi Bentley sahibi oldu. Temmuz ayında ayrıca 20 adet Porsche, 2 adet Jaguar, 2 adet de Saab satıldı.
Üst lüks olarak adlandırılan F sınıfında satışlar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artışla bin 145 adetten bin 187 adete çıktı.
Hükümet kriz karşısında çalışanlardan fedakarlık isterken 'aynı gemideyiz' diyor. Ne aynı gemisi, aynı arabaya bile binmiyoruz!

Tüm zenginliğe el koyan bankaların karları artarken, bankalara borçlarını ödeyemeyenlerin de sayısı hızla artıyor.
İSMMMO raporu borç ve kredi ödemelerindeki krizi ortaya koydu. Her ay 120-130 bin yeni kişi borcunu ödeyemez duruma düşüyor. Borçlarını ödeyemeyenlerin sayısı ise 1.6 milyona çıktı. Ailelerin tasfiye olunacak kredi kartı borcu 3.6 milyar, bireysel kredi borcu 3.1 milyar TL'ye fırladı. Yılbaşından bu yana tasfiye olunacak kart sayısı yüzde 52, bireysel kredi oranı yüzde 68 arttı.
İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın (İSMMMO) raporuna 'Çocuklar Duymasın; Aile Borçlu' başlıklı raporunu yayımladı. Raporda, ailelerin bankalardan, tüketici finansmanı şirketlerinden kullandıkları krediler, kredi kartı bakiyeleri ile TOKİ'nin vadeli konut satışları karşılığı oluşan borçlarını ifade eden 'hane halkı yükümlülükleri'ne bakıldığında, 2005 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya oranı yüzde 7,9 olan bu yükümlülüklerin, 2008 sonunda yüzde 13.6 oranına yükseldiği kaydedildi. Başka deyişle GSYH'nin yüzde 13.6'sı kadar üzerlerinde bir borç yükü bulunuyor.
Bireysel kredilerin hane halkı tüketim harcamaları içindeki payının yüzde 12.7'lere çıktığı kaydedilen rapora göre, bu rakam 2007 sonunda yüzde 11.2 oranındaydı.

6-7 Ekim'de İstanbul IMF ve Dünya Bankası Kurulları toplantısı yaklaşırken, emekçilere hiç de iyi haberler gelmiyor.
IMF, Türkiye'nin 2011'e kadar kemer sıkma politikalarını uygulayacağını sevinçle duyurdu. Daha önce bankaların altı aylık karlarına ve İMKB verilerine dair övgü dolu açıklamalar yapan IMF  Türkiye'nin "Ekonomik canlanmaya yönelik uyarıcı önlemlerin yenilenmemesi, harcama kontrolünün  iyileştirilmesi, yerel yönetim reformu, mali  kurala geçiş ve vergi  yönetimi reformunun devam ettirilmesi" önlemlerine yöneleceği görüşünü belirtti.
Bu tüm G20 ülkelerine dayatılan ekonomik program. "Harcama kontrolünün  iyileştirilmesi" sosyal harcamaların sistematik olarak kısıtlanması ve işçi çıkarma anlamına geliyor. Vergi yönetimi reformu ise zenginlerden vergi almaktan çok vergi borçlarının tahsilatının sağlama alınmasını içeriyor.

Berk Efe Altınal
2007'de Ümraniye'de bir eve yapılan baskında ele geçirilen mühimmat üzerine başlayan Ergenekon davasında, Üçüncü İddianame ile birlikte darbecilerin kirli ilişkileri ve kanlı planları bir kez daha açığa çıktı. İddianame, örgütün Laik-Dindar, Sünni-Alevi, Kürt-Türk gibi toplumdaki ayrımları kullanarak kanlı bir çatışma ortamı yaratmayı ve bu ortamı askeri darbe için bir zemin haline getirerek iktidara el koymayı amaçladığını ortaya koyuyor.
Daha önce açıklanan belgelerde, AK Parti kapatma davasının açılmasından önce Kemal Alemdaroğlu'nun "Kansız olmaz. Darbe lazım. Öncelikle de bu davanın açılması lazım" dediğini öğrenmiştik. Eğer engellenmeselerdi, örgüt çeşitli kişilere suikastlar düzenleyecek, büyük kentlerde bombalar patlatacak ve bu saldırıların belli gruplarca işlendiğini iddia edecekti. Tıpkı uzun bir süre boyunca İslamcı bir örgüt tarafından işlendiği sanılan Danıştay Cinayetinin aslında Ergenekon Terör Örgütü tarafından planlanmış olması gibi daha pek çok olay yaşanacaktı.

Ergenekon Çetesine yönelik operasyonların başladığı ilk günlerden itibaren, yaşananların iki egemen grup arasındaki bir iktidar mücadelesinden ibaret olduğu, dolayısıyla bu davada ezilenlerin ya da işçi sınıfının taraf olmadığı bazı çevrelerce sürekli tekrarlandı. Ancak Üçüncü Ergenekon iddianamesindeki finansal raporlarda Mustafa Özbek ile ilgili bulunan bilgiler, darbeci çetenin sendika üyesi işçilerin emeklerinden çalınan paralarla finanse edildiğini gösteriyor.
İddianameye göre, 1999-2009 yılları arasında Türk Metal İş Sendikası'na üye işçilerin ödedikleri aidatlardan toplamda 13,5 Milyon Lira, Özbek'in aile fertlerinin hesaplarına aktarıldı.

Sinter işçileri Taksim'de yürüdü
Sinter Metal işçileri, 5 Ağustos günü Taksim Tramvay Durağı'ndan Galatasaray Meydanı'na yürüdü ve basın açıklaması yaptı. İşçiler, açılan işe iade davasının uzatılmasına tepki gösterdi.
"İşimizi istiyoruz pankartı arkasında çok sayıda örgütün desteğiyle yürüyen Sinter metal işçileri
"Örgütlü işçi yenilmez" dövizleri taşıdı. işçiler adına konuşan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu metal işçilerinin mücadeleden vazgeçmeyeceğini belirtti. İşçiler ayrıca Güney Kore'deki fabrika işgalinde işçilerin polis saldırısına uğramasını döviz ve sloganlarla protesto etti.  
Eylem yapmaya hazırlanan işçiler gözltına alındı
Kırıkkale'deki TOKİ inşaatında çalışan ve 1,5 yıldır ücretlerini alamadıkları için eylem yapma hazırlığındaki 30 işçiden 8'i polis baskınıyla gözaltına alındı. Eylemi organize ettikleri öne sürülen 8 işçi daha sonra serbest bırakıldı. Çalıştıkları şantiyeye geri dönen işçiler polis tarafından şantiyeye sokulmadı. Bunun ardından 8 işşçi TOKİ binasının önünde oturma eylemine başladı.
Polis, TOKİ binalarındaki işçilerin eylem yapmaması için şantiyeden ayrılmıyor.

Peter Dwyer, Güney Afrika'daki kitle gösterileri ve grevlerin ardına yatanları ve bunların ANC (Afrika Ulusal Kongresi) açısından
ne anlama geldiğini inceliyor.
Haziran'da televizyonlarda kupa sevinci yaşayan Güney Afrikalıların görüntüleri yerini hızla lastik yakan ve barikat kuranlara bıraktı. Son grevlere 100 binden fazla işçi katıldı ve konsey işçileri uzlaşmaya varılmasıyla birlikte eylemlere son verilmesi çağrısı yapmış olsa da önümüzdeki günlerde yeni grevlerin gelmesi bekleniyor.
Bu son protesto ve grev dalgası, Nisan ayında Afrika Ulusal Kongresi ANC partisinin yeniden seçilmesi ve Jacob Zuma'nın cumhurbaşkanı olmasından yalnızca birkaç ay sonra başladı. Pek çok kimse, özellikle de devasa büyüklükteki sendika federasyonu olan Güney Afrika Sendikalar Konfederasyonu Kongresi (Cosatu) ve Güney Afrika Komünist Partisi (SACP) Zuma'nın ANC hükümeti için yeni bir başlangıç olmasını umuyordu.

Doğan Tarkan
Recep Tayyip Erdoğan sonunda DTP heyeti ile görüştü. Uyanıklık yaparak Başbakan olarak değil, AKP Genel Başkanı olarak görüştü. Yani devlet DTP'yi Kürt sorununun çözümünde muhatap almamış oldu. Sadece iki partinin liderleri görüştü. Eninde sonunda devlet birini muhatap alacağına göre acaba bu kim olacak? PKK'nin yetkilileri Kandil Dağı'ndaki PKK yöneticilerini veya İmralı'da Abdullah Öcalan'ı gösteriyorlar.
Geçerken değinebileceğimiz bir küçük sorun daha var. İçişleri Bakanı Beşir Atalay toplantıya Bakan olarak mı, yoksa AKP üyesi olarak mı katıldı?
Ortada çok olumlu bir hava var. Kürt sorunu çözüldü, çözülecek. Açık ki çok mesafe alındı. Olumlu hava tamamen boşuna değil ama hükümetin paketini bekleyip görmek lazım.

Yoğun bir mücadele dönemine giriyoruz. Çok sayıda başlıkta keskin bire mücadeleye girmemiz gerekiyor.
Son haftaların en çok tartışılan konusu, Kürt açılımı. Kürt sorununun, Kürt halkının lehine çözülmesi, tartışma ve diyalog sürecinden Kürt hareketinin en büyük kazanımla çıkması için hükümete baskı oluşturmak, batıda, "Şimdi barış zamanıdır" başlıklı yaygın bir kampanya yapmak, Kürt hareketinin taleplerinin kazanılması için her türden barış eylemine en güçlü biçimde katılmak çok önemli.
Örgütlü olduğumuz tüm şehirlerde 15 Ağustos'tan sonra Kürt hareketiyle birlikte forumlar paneller düzenleyeceğiz. Düzenlenen etkinliklere katılacağız.
1 Eylül'de gerçekleşecek barış gösterilerini inşa edeceğiz, kitlesel geçmesi için mücadele edeceğiz.

Hollywood filmleri küresel felaketleri anlatırken yüksek bütçelerle çekiliyor. Oysa hiç gerek yok. Son birkaç gündür Tayvan, Japonya ve özellikle Çin'i etkisi altına alan tayfunların görüntüsü dünyanın bir bilim kurgu geleceğinde değil, bugün milyonlarca insanı etkileyen bir felaketi yaşadığını kanıtlıyor.
Felaketin adı, küresel iklim değişimi.
Kasırga, hortum ve tayfun gibi doğal felaketler daha sıcak denizlerin üzerinde gerçekleşiyor. Tayfunlar ve kasırgaların şiddetini belirleyen enerji deniz ısısı. Denizlerden yayılan ısı tayfunların, dolayısıyla felaketin şiddetini de belirliyor.
Geçtiğimiz hafta Morakot Tayfunu Çin'in Doğu sahillerini yıktı geçti.

Volkan Akyıldırım
14 Ağustos 1953 günü  ajanslar SSCB'nin hidrojen bombası yaptığına dair açıklamasını  dünyaya duyurdu. "Kontrolsüz termonükleer enerji sağlayabilen yıkıcı nükleer silah" olarak tanımlanan bu şeyin sosyalizmle ne gibi bir ilgisi vardı?
SSCB'nin “yanılmaz” lideri Stalin, 1946'da tek ülkede komünizme geçilebileceğini söylemişti. Nükleer silahların, tankların, topların, tüfeklerin gölgesindeki, dünyanın en büyük askeri güçlerinden birine sahip olan bir rejimin eşitliğe, özgürlüğe ve adalete dayalı olan yeni bir toplum olarak nasıl sunulabilir?
Militarist bir sosyalizm olabilir mi?
Kuracağımız yeni toplumda güçlü bir devlet ve askeri bürokrasi mi olacak? 

Şenol Karakaş
İşçi sınıfı, üretim araçları karşısındaki konumu nedeniyle, tek tek işçilerin iradesinden bağımsız olarak devrimcidir. Sadece üretim araçlarından kopuk olması nedeniyle değil, mülksüz olmasına rağmen, kapitalist üretimin örgütlenmesinin doğası gereği üretimi kolektif olarak gerçekleştirdiği için, üretim araçlarını kolektif olarak insan emek gücünün bir etkinlik aracı olarak kullanabildiği için de devrimcidir.
Üretken emek gücünün üretim araçlarından kopuk olması, kapitalist çağın temel çelişkisini oluşturur. Üretimin toplumsal ve küresel karakteriyle, üretim araçları üzerindeki genişletilmiş ya da bireysel özel mülkiyet hakları nedeniyle patronlar sınıfının ürünlere ve zenginliğe el koyması arasındaki çelişki Karl Marks'a göre kapitalist çağın en temel çelişkisi.

Orhan Göztepe
Jamaika'ya bir turist olarak gitmenin en kolay yolu Montego Bay'daki büyük havaalanına inmek. Buradan beklemeksizin tatil köyünüze geçip ülkenin içinde hiç dolaşmadan nefis bir sahilde Karayip Denizi'nin keyfini çıkartabiliyorsunuz. ABD'den gelen turistler pasaport ya da kimlik bile değil, sadece bir ehliyet göstererek gümrükten geçebiliyor. Gittiğiniz tatil kompleksinde animasyon gösterilerinden sıkılırsanız, ülkenin içinde safari yapma şansınızda var. Arabayı terk etmediğiniz sürece son derece güvenle Jamaika'nın büyük şehirlerinde dolaşıp bu fakir yerli halkı gözlemlemeniz de mümkün. Ancak arabadan inip Jamika'ya daha yakından bakan bir turist ne görecektir?

Selim Işık
Kafka'nın Dava'sı bizim takip ettiğimiz davalar gibi değil. Neyle suçlandığını, nasıl ve ne zaman sonuçlanacağını bilmediğin, birçokları için yaşam boyu süren bir dava, sürekli bir tutukluluk hali.
20. yüzyılın modernist edebiyatının önde gelen ismi Franz Kafka, 40 yaşında veremden ölmeden kısa bir süre önce arkadaşı Max Brod'dan Dava'yı ve tüm eserlerini yakmasını istemişti. O dinlemedi ve Dava 1925'te ilk kez yayınlandı. Popüler kültüre 'Kafkaesk' tabirinin girmesine neden oldu. Kast edilen toplumun üzerindeymiş gibi duran devlet bürokrasisi karşısında bireyin inkarı, yalnızlık, yabancılaşma ve hüzündü.

Seçimlere 2 ay kala Almanya'da sol parti Die Linke güçler dengesini elinde tutanlardan biri haline gelebilir. Frankfurt'taki parti yöneticisi Volkhard Mosler ve partinin uluslararası politika alanındaki sözcülerinden Frank Renken örgütün yaşadığı güçlükleri anlattı.

Die Linke son Avrupa Parlamentosu seçimlerinden ne elde etti?
Volkhard: Beklentiler oldukça yüksekti, parti liderliğinin beklediği oy oranı %10'du. Alınan oy ise %7.5 oldu. Ancak faşistleri parlamentoya sokmamayı başardık. En büyük Nazi partisi NPD derin bir kriz içerisinde ve hiç aday çıkartamadı.
Ne var ki geçtiğimiz sonbahara göre solun oyları düştü. Herkes süregiden ekonomik krizin solun oylarını arttırmasını bekliyordu fakat bu düşüş bazı önemli sorunları gözler önüne serdi. Görünüşe bakılırsa Die Linke resesyona dair hiçbir somut çözüm sunamıyor.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası