IMF, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası Yunanistan anayasasını değiştirmek istiyor.

Troyka denen bu kurumlar borçların geri ödenmesini Yuna hükümetlerinin en önemli işi olarak görüyorlar.

Bu hafta Yunanistan için yeni bir “kurtarma” paketi geçti. 130 milyar avroluk bu yardım doğrudan doğruya bankalara gidecek.

Yunan hükümeti bu parayı borçların geri ödenmesinden başka hiçbirşey için kullanamayacak.

Taksim Meydanı'nda dün "Hocalı katliamı anması" adı altında planlı bir devlet provokasyonu gerçekleştirildi. Günlerdir tüm billboardlarda reklamı görülen nefret içerikli eylem çağrısı sonucu, ülkenin çeşitli yerlerinden İstanbul'a taşınan faşist kitleler, birkaç saat boyunca sokaklarda terör estirdi.

Gösterinin hedefi herhangi bir katliamda ölenlerin yasını tutmak değildi. Tüm sloganlar ve pankartlar, Hrant Dink öldürüldüğünden beri "Hepimiz Ermeni'yiz" diyerek mücadele eden yüzbinlerce ırkçılık karşıtını hedef alıyor ve tehdit ediyordu. Eylemde, Dink'in katili BBP üyesi Ogün Samast'ın yanı sıra faşist katil Abdullah Çatlı övüldü; ülkücü faşistler "Küçük Hrant'lar nerede?" yazan dövizler taşıdı, "intikam" çığlıklarıyla Ermeni düşmanlığı saçıldı. Faşist güruh, Agos gazetesine yürümek istedi.

Sözüm ona Hocalı katliamını anmak için yapıldığı söylenen bir gösteri, daha duyurularından başlayarak tam bir ırkçı, faşist gösteriye döndü.

Göstericiler ellerinde ırkçı dövizler, pankartlar taşıdılar. Ermeni halkına, ‘hepimiz Ermeniyiz! diyenlere hakaret edildi.

Bütün bir gün boyunca Ermeni düşmanlığı yapıldı, Hrant’ın cenazesinde, 19 Ocak cinayetinin son anmasında yürüyen yüzbinlere korku verilmeye çalışıldı. Terör havası estirildi.

Şenol KARAKAŞ
Hükümet ne kadar faşistlerle ittifak kurarsa kursun, "Hepimiz Ermeniyiz" diyen yüz binlerce insan devletin siyasi cinayet geleneğiyle Ermeni düşmanlığı geleneğini beş yıldır her fırsatta açığa çıkartıyor.

26 Şubat'ta düzenlenen Hocalı katliamını protesto mitingi faşist ve ırkçı sloganlarla tüm demokratik güçlere tehdit mesajlarıyla belirlendi. Mitingin hedefinde ise Ermeni halkı vardı.

MİT müsteşarını "KCK sanığı" olarak yargılama girişimi, müzakere ile çözümün önünü nihai olarak kapatma, Kürt sorununu barışla değil savaşla çözeceğini iddia eden 90 yıllık baskı politikalarına güç kazandırma girişimiydi.

-  Kürtlere karşı kullanılan 12 Eylül yasaları ve uygulamaları derhal kaldırılmalıdır. MİT müsteşarını 17 saatte kurtarmayı başaran hükümet Terörle Mücadele Yasası başta olmak üzere baskı yasalarını da hızla kaldırmalıdır.

-  Hükümet ve meclis, Öcalan'a çözüm için çağrı yapmalıdır. PKK liderinin İmralı'da tecritine son verilmeli ve sürece özgürce müdahale etmesinin önü açılmalıdır.

-  Müzakere yeniden başlamalıdır. Bu kez kapalı kapılar arkasında açık ve şeffaf olmalıdır.

-  Yeni anayasada Kürtlerin haklarının tanınacağı hükümet tarafından ilan edilmelidir. Özgürlüklerin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Volkan AKYILDIRIM
Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünden yana olanlar harekete geçmeli ve çözüm için hükümet ile meclise basınç yapmalıdır.
Karamsarlık yayanların aksine barışa yakınız. Çözümün önünü hep birlikte açalım. Savaş yanlılarını susturalım. Akan kanı durduralım.

İmralı'da 16 kez Öcalan'la Kürt sorununun demokratik çözümü için görüşen, Oslo'da PKK liderliğiyle barış görüşmeleri yürüten, PKK liderinin çözüm önerilerini Kandil'e götüren, süreci koordine eden MİT yöneticileri başta Müsteşar Hakan Fidan olmak üzere "KCK davasını" yürüten polis ve savcılar tarafından sanık yapılmaya hatta tutuklanmaya kalktı.

MİT heyeti aslında devlet ve hükümetin heyetiydi. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Öcalan ve PKK ile görüşmek için başbakanın temsilcisi olarak görevlendirilmişti. MİT müs-teşarını "KCK sanığı" olarak yargılama girişimi aslında, müzakere ile çözümün önünü nihai olarak kapatma, Kürt sorununu barışla değil savaşla çözeceğini iddia eden 90 yıllık baskı politikalarına güç kazandırma girişimiydi.

Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunu olduğu kadar bir Ortadoğu sorunudur. 1. Dünya Savaşı'nın ardından bölgeye hakim olan İngiliz emperyalizminin müdahalesiyle çizilen sınırlar Kürtleri dört ayrı ülkede yaşayan bir azınlık durumuna getirdi. Tıpkı Filistinliler gibi Kürtler de Ortadoğu'da yaşayan devletsiz bir halk olarak kaldı ve ulusal baskı altında yaşadı.

Sadece Türkiye'de misak-ı milli sınırları içerisinde kalanlar değil Irak, İran ve Suriye'de yaşayan Kürtler de artık ulusal baskının son bulmasını istiyor. Irak Kürtlerinin lideri Mesut Barzani bu yüzden "Kürtlerin de diğer halklar gibi kendi kaderini tayin etme hakkı vardır" diyerek 4 parçaya bölünmüş Kürtlerin haklarının tanınmasını talep ediyor.

Çocukları Kurtarın Kampanyası'nın (Save the Children) raporuna göre dünyada her yıl 2.6 milyon çocuk göz göre göre ölüme terk ediliyor. Çözüm yönünde ciddi adımlar atılmazsa gelecek 15 yılda 450 milyon çocuğun ölmesi kaçınılmaz.

Yeteriz ve düzensiz beslenme mağduru çocuklar çoğunlukla Afrika'da ve Asya'da (Hindistan, Çin ve Kuzey Kore) yaşıyorlar.

En tehlikeli bölge ise Sahel. Bölgede yer alan Burkina Faso, Çad, Moritanya, Mali ve Nijer'de durum gittikçe kötüleşiyor. Mali'de çocuk nüfusunun %15'i ciddi bir yetersiz beslenme tehdidi altında yaşıyor.

Bahan GÖNCE
ILO raporuna göre dünyadaki çocuk işçi sayısı 250 milyon. Uluslararası yasalarca yasaklanmış olsa da pek çok ülkede çocuk emeği sömürülmekte. Oyun oynamak gibi temel bir haktan dahi mahrum bırakılan çocuklar, bedensel ve zihinsel açıdan büyük zarar görüyorlar.

1992'de İLO çocuk işçiliğinin sonlandırılması için acil eylem planı başlattı. Türkiye bu plana uyacağını açıkladı. Türkiye'de halen 960 bin çocuk işçi var ve 630 bin çocuk ağır koşullarda çalıştırılıyor.

1997-2011 arasında 477 çocuk asker ve polis tarafından ya da askeri mühimmat patlaması sonucu katledildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın raporuna göre çocuklar en çok kara mayınları tarafından öldürülüyor.

Bugün Türkiye'de halen temiz- lenmemiş 979 bin 417 mayın bulunmakta. Geçtiğimiz sene, 15 yaşındaki Umut Petekkaya koyun otlatırken bu patlayıcılardan birinin kurbanı olmuştu. Ottowa Sözleşmesi uyarınca Türkiye 1 Mart 2008'e kadar mayın stokunu imha etmek zorunda. Buna karşın sadece 2010'da 49 çocuk mayınlar yüzünden yaşamını yitirdi.

Gazetemiz yayına hazırlandığı şu sırada BDP’li milletvekillerinin iki günlük açlık grevi devam ediyor. Hapishanelerdeki Kürt tutuklu ve hükümlüler de açlık grevlerini sürdürüyor. Tek bir talepleri var: PKK lideri Öcalan’a aylardır devlet tarafından uygulanan tecridin son bulması. Devletin Kürt sorununun çözümünde muhatap olarak görüp müzakere yürüttüğü PKK liderinin sürece özgürce müdahale etmesinin sağlanması.

Bu talep hükümet tarafından kabul edilirse Kürt sorununun çözümü için çok önemli bir eşik aşılacak. 1999’da barış sürecini başlatan Öcalan, Kürtleri birleştiren tek isim ve kalıcı barış ortamı onun müdahalesi olmadan sağlanamaz. Bu gerçeği artık herkes biliyor. Öcalan özgür bırakılmalı, müzakere yeniden başlamalı. Akan kanın durdurulması için bu adım atılmalı.

Dink ailesinin başvurusu ie cinayet davasını inceleyen Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu raporunu açıkladı. Rapora göre cinayeti günler öncesinden bildiği halde Hrant’ı korumayan devletin, davayı yanlış bir yöntemle ele alıp böyle bitirmeye kalkan yargının cinayette “ağır ihmali” var. DDK raporu, Hrant Dink davasının Ergenekon ve darbe soruşturmalarından bütünüyle bağımsız şekilde ele alınmasının yanlış olduğunu söylüyor. Devlet görevlilerinin soruşturulmamasını ise mevcut kanunlara bağlıyor. Raporun kamuoyuna açıklanan özetinde bir çok yer gizlilik gerekçesiyle karartılmış. Orada ne yazdığını bilmiyoruz ancak Hrant Dink cinayeti gerçekleştiren devlet organizasyona dair önemli bilgiler taşıdığı açık. DDK raporunda çıkan iki temel sonuç var:

Onbinlerce darbe karşıtının sokağa çıkarak "Çeneni kapa" dediği emekli genelkurmay başkanı İlker Başbuğ yaptıklarının hesabını birbir ödeyeceğe benziyor.

TSK adına Ermeni, Kürt ve dindarlara karşı karalama siteleri kurdurmaktan tutuklanan Başbuğ, "kağıt parçası" dediği "İrtica ile mücadele eylem planı" davasından da yargılanacak. Hükümeti devirmek için sahte şeriat tehdidi yaratmayı, bir dizi provokasyonu gerçekleştirmeyi, Alevi-Sünni çatışması çıkarmayı hedefleyen 2008-2009 tarihli bu darbe planı hakkındaki dava kamuoyunca "ıslak imza" davası olarak biliniyor. İlker Başbuğ planının altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'i önce savunmuş, ardındansa satmıştı. Kameraların karşısına geçip halkı parmak sallayarak tehdit eden emekli orgeneralin daha da büyük bir derdi var.Balyoz darbe planı davasında şüpheli olarak ifade verecek. Yalnız değil. Önceki genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt da bu davada ifade verecek.

Japonya’da Fukuşima nükleer santralinde gerçekleşen kazanın ardından tüm dünya bu tehlikeli enerji ve silah üretme teknolojisinden vazgeçiyor. AKP hükümeti ise Japonya ile Mart’ta nükleer işbirliği anlaşması imzalayacağını söylüyor. 2007’den bu yana yaptığı bir çok kitlesel eylemle Türkiye’nin nükleer santral yapma hevesinden vazgeçmesini isteyen Küresel Eylem Grubu, Fukuşima felaketinin 1. Yıldönümü olan 11 Mart’ta sokağa çıkıyor.

Küresel Eylem Grubu (KEG), nükleere karşı olan herkese yaptığı çağrıda şunları söylüyor:

“Bizler, ne Çernobil’i unuttuk ne de Fukuşima’yı. Nükleer taraftarlarının ileri sürdükleri, doymak bilmez enerji ihtiyacı masalına da inanmıyoruz. Geleceğimizi karartacak ve radyasyonla kirletecek nükleer santralleri istemiyoruz.

12 Eylül referandumunda darbecilere dokunulmazlık veren geçici 15. maddeyi çöpe yollayan ve 32 yıl sonraen kanlı darbe hakkında dava açılmasını sağlayan ‘yetmez ama evetçiler’ bir çok darbe karşıtı örgüt ve bireyle birlikte 4 Nisan’da Ankara’ya gitmek için kampanyaya başladı.

4 Nisan’da bir “ilk” gerçekleşecek. 12 Eylül darbesini gerçekleştiren 5’li çetenin hayatta kalan iki üyesi dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya Ankara Adliyesi’nde yargı önüne çıkacak. Dışarıda ise binlerce insan “yetmez” diyerek 12 Eylül darbesini destekleyen, katılan, darbecilerin kararlarını uygulayan, işkence yapanların da hesap vermesini isteyecek.
“Evren ve Şahinkaya yetmez!” diyenler 4 Nisan öncesi darbeyi isteyen, destekleyen ve uygulayanları teşhir edecek bir dizi etkinlik ve eylem yapacak. 12 Eylül davasının genişletilmesini, yaşayan 12 Eylül’ün tüm kurumları, anayasası ve uygulamalarıyla artık bitmesini isteyecek.

24 Nisan’da, Ermeni Soykırımı’nın 97. yıldönümünde İstanbul’da gözaltına alınan 200 Ermeni aydını ve kadim Ermeni halkının 1915 yılında soykırıma uğratılan 1,5 milyon insanı yine anacağız. Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi iki yıldır İstanbul’da Taksim Meydanı’nda, Ankara’da, İzmir’de ve Bodrum’da gerçekleşen anmaları, bu yıl daha fazla ilde, bir zamanlar Ermenilerin yaşadıkları yerlerde yapmak için hazırlıklarını sürdürüyor.

97 yıl önce İttihatçı çeteler tarafından yapılan 20. yüzyılın ilk soykırımı ile yüzleşme bu yılki anma etkinliklerinin temasını oluşturacak. Katledilenler kimler olduğu, başlarına nerede neler geldiği 1 hafta boyunca süren etkinliklerle anlatılacak. Devlet, hükümet ve meclis soykırım inkarcılığını bırakmaya, Ermeni halkından özür dilemeye çağrılacak.

Hrant Dink ve geçen yıl 24 Nisan’da gerçekleşen Sevag Balıkçı cinayetleriyle devam eden Ermeni Soykırımı’na dur demek için sokağa!

www.durde.org

Diktatör Esad, Mısır ve Tunus halkları gibi özgürlük isteyen Suriye halklarını katletmeye devam ediyor. Düne kadar BAAS diktatörlüğünü destekleyen Batı emperyalizmi, 7 binden fazla insanın katledilmesine göz yumduktan sonra Suriye’ye müdahale tehditleri yağdırıyor.

Katliamlar doruğa çıkana dek katil Esad’la dostluğunu sürdüren AKP hükümeti diktatörlükle ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkilerini kesmiyor. Suriye bir iç savaşa doğru gidiyor.

Savaş karşıtlarının örgütlenmesi Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (Küresel BAK) 1 Mart’ta Suriye halkları için sokağa çıkıyor.

1 Mart günü (Perşembe) saat 12.30’da İstanbul’daki Suriye Konsolosluğu önünde “Esad, Katliamlara Son Ver! Suriye’ye Her Türlü Müdahaleye Hayır! Suriye Halkları Yalnız Değildir!” sloganıyla basın açıklaması yapacak olan Küresel BAK tüm savaş karşıtlarını sokağa çağırıyor.

Adres: Adres: Maçka Caddesi Ralli Apt. No: 59/ 5 Teşvikiye

Suriye’de halk ayaklanması Tunus ve Mısır devrimlerinin başarısı ile birlikte başladı.

İlk gösterilerde halk Beşer Esad’dan vaad ettiği reformları ye- rine getirmesini istiyordu.

1976’da bir darbe ile iktidarı ele geçiren baba Esad’ın ardından Beşar Esad o güne kadar Suriye’de hüküm süren devlet kapitalisti rejimi değiştirmeye ve yeni liberal reformlar yapmaya başladı. Ekonomik alanda yeni liberal reformlar hızla ilerlerken siyasi olarak söz verilen daha geniş özgürlükler vaad eden reformlar hiç gerçekleşmedi.

Esad diktatörlüğünün 26 Şubat’ta anayasa referandumu yapacağını duyurması üzerine Batı Kürdistan’ın Demokratik Birlik Partisi sözcüsü Salih Muhammed yeni anayasa taslağında Kürtlere hiçbir hak verilmediğini, Kürtlerin adının bile geçmediğini belirtti. Salih Muhammed bu nedenle Kürtlerin 26 Şuabat’ta sandığa gitmeyeceklerini, yeni anayasanın kendileriniilgilendirmediğini açıkladı.

Suriye Demokratik Toplum Hareketi ise artık Demokratik Özerklik adımları atıldığını, Kürtlerin kendi sağlık, eğitim ve kültür kurumlarını oluşturmanın yanı sıra kendi güvenliklerini de aldıklarını açıkladı.

5.3 milyon işsiz İspanya'nın işsizlik oranını yüzde 23'e çıkardı ve İspanya ekonomisi 2011 yılında küçülmeye devam etti.

Mariano Rajoy'un yeni kurulan sağcı Halk Partisi hükümeti geniş çaplı kesinti programlarına hazırlanıyor. İlk olarak kıdem tazminatlarına vuruluyor.

Zarar ettiğini veya zarar etme olasılığını kanıtlayan patronlar işten çıkarmalarda kıdem tazminatı ödemeyecek. Bu İspanya işçileri için çok ağır bir darbe.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası