Muhattapsız çözüm olmaz
Savaşanlar masaya otursun

Türkler ve Kürtler 25 yıldır süren, çoğu Kürt 40 binden fazla insanın ölümüne, yüzlerce köyün boşaltılmasına neden olan ve uğruna 500 milyar dolardan fazla para harcanan bu savaş bitsin, Kürt sorunu artık çözülsün istiyor.
Bu sorunu çözün!
Daha fazla kan akmaması ve Türkiye haklarının daha fazla fakirleşmemesi için kim bu sorunun çözümünde rol oynayacaksa devlet onunla görüşmelidir. Hiçbir ilke insan hayatından daha değerli olamaz.

Troçki'nin Marksizme yaptığı en önemli katkıların başında Marksist faşizm teorisini oluşturması gelir.
Rusya'dan sürgün edildiği yıl aynı zamanda Almanya politik koşulların büyük bir politik krize doğru yuvarlandığı yıldır. ABD'deki Büyük Bunalım'ın etkisiyle işsizlik ve iflas dalgası küresel ölçeğe yayılarak bu krizi derinleştirmişti.
1920'lerin ortasına kadar ciddiye alınmayan Hitler ve arkadaşları  1923'te Alman Devrimi'nin nihai yenilgisinin ardından büyüyen krize yanıt vererek güçlenmiş ve seçimlerden kitlesel bir parti olarak çıkmıştı.
Öte yandan işçi sınıfı iki örgüte bölünmüştü. Sosyal demokrat parti ile komünist partinin gerek aldığı oyların toplamı gerekse örgütlü gücü Nazileri ezmeye yeterdi. Ancak sosyal demokrat liderlik aktif bir mücadelede uzak dururken, komünist partisi asıl tehlikenin Naziler değil sosyal demokratlar olduğunu ileri sürdü. Alman solu Hitler'e iktidarı adeta altın bir tepsiyle sunuyordu.

Volkan Akyıldırım
1926 yılında dünya sosyalist hareketi yeni bir teoriyle karşılaştı. Tek ülkede sosyalizm, Stalin'in icadıydı. Bu öyle bir icattı ki Stalin aynı yıl ilk baskısı yapılan Leninizm'in İlkeleri adlı kitapta sosyalizmin ancak bir dünya devrimi ile küresel çapta kurulabileceğini söylüyordu. O güne kadar tüm Marksistler bu fikri savunmuştu. Altı ay sonra Leninizmin İlkeleri'nin ikinci baskısında Marksist anlayış terk edilmişti.
Lenin, 1924'te ölmüş, Bolşevik Partisi ise zaten 1921'den itibaren kendi içinde kanatlara ve fraksiyonlara ayrılmıştı. Buharin'in başını çektiği köylülükle uzlaşmayı savunan sağ kanat, Stalin liderliğindeki devleti ve parti aygıtını elinde tutan merkezi kanat ve 1917 Ekim Devrimi'nin devam ettirilmesi ve dünya devrimini savunan Troçki liderliğindeki devrimci kanat karşı karşıyaydı.

1940 yılının 20 Ağustos gününde Stalinist Rusya'nın gizli servisi NKVD ajanı Ramon Mercader, Leon Troçki'yi sürgünde bulunduğu Meksika'daki evinde bir buz baltasıyla öldürdü. 1929'da Rusya'dan Stalin'in emriyle sürgün edilmişti. 1917 Ekim Devrimi'nin kazanımlarını korumak isteyen yoldaşlarının çoğu toplama kamp- larında, açlık grevlerinde ya da infazlar sonucu yaşamını yitirmişti. Stalin'in cesareti Troçki'yi diğerleri gibi oracıkta öldürmeye ya da hapse tıkmaya yetmemişti. Ondan diğerleri gibi sahte bir itiraf alamayacağını da biliyordu.
Sürgüne gönderildikten 11 yıl sonra bir istihbaratçının darbeleriyle öldürülen kişi 1905 ve 1917 yılında devrimin merkezi olan Petersbug'da Sovyetlerin başkanı, Lenin'le birlikte Ekim Devrimi'nin lideri, Kızıl Ordu'nun kurucusu ve iç savaş zaferinin mimarı, enternasyonalist devrimci Leon Troçki'ydi.

Mert Terzi
Tersine dönen mevsimler dünya çapında tarım ürünlerinin yok olmasına ve açlığın yaygınlaşmasına sebep oluyor. Ancak bu, bedelini dünyanın en yoksul toplumlarının ödediği iklim değişikliği sonucunda ortaya çıkan felaketlerin yalnızca küçük bir kısmı.
Oxfam, yayınladığı raporda, iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği açlık ve yoksulluğu ele aldı.
Oxfam araştırmacılarının dikkat çektiği önemli noktalardan biri, artık mevsimlere güvenemeyen ve üst üste gelen şiddetli kuraklık ve sel sularıyla ekin üstüne ekin kaybeden çiftçiler. Oxfam, gündemde iklim değişikliği ve gıda güvencesi gibi öncelikli öneme sahip konuların olduğuna dikkat çekerek, önümüzdeki G8 zirvesinde İtalya'da bir araya gelecek olan liderlere uyarıda bulundu: "Eğer bu konuda harekete geçilmezse, önümüzdeki 50 yıllık kalkınma planları, yoksullukla boğuşan toplumların yok olmasıyla sonuçlanacak." Örgüt ayrıca, 2020'ye kadar sera etkisi yaratan gazların salımının en az yüzde 40 azaltılması için derhal harekete geçme çağrısında bulundu.

Ayşe Demirbilek
Geçtiğimiz hafta Şişli'ye bağlı gayrimüslimlerin yoğun olarak yaşadığı Cumhuriyet Mahallesi ve Kurtuluş semtlerinde 6-7 Eylül olaylarında yapılanlara benzer fişleme yapılıyor.
Cumhuriyet Mahallesi'nde yeşil Kurtuluş semtinde kırmmızı bantlar kullanılarak yapılan fişleme bölgede oturan azınlıklarda tedirginliğe yol açtı. Zabıta ve emniyet araştırma yaptığını belirtirken herhangi bir açıklama yapmıyor ve haberi olmadığını söylüyor.
 Bölgede oturan gayrimüslim sayısı 3000 civarında. Bölge sakinleri ile yapılan görüşmelerde fişlemenin yanı sıra bölgede hırsızlık olaylarının da arttığı belirtildi. Aynı eve defalarca kez girili- yor, yakalanan hırsızlar ertesi gün tekrar mahallede görülüyor.
Defalarca kez şikayetçi olunmasına rağmen yetkililerin ilgilenmiyor ve sonrasında da bir takip yapmıyor.
 Ayrıca son dönemlerde bölgede rant etrafında bir ırkçılık propagandası yapıldığını anlatan ve yine korkutularak yerlerinden edilmek istendiklerini söyleyen rum ve ermeni mahalle sakinleri içlerine yine bir 6-7 eylül korkusu yerleştiğini belirtiyor.

Berk Efe Altınal
SENDİKALARDAN ORTAK SES
Bir yandan hükümetin Demokratik Kürt Açılımı, bir yandan Öcalan'ın barış için açıklayacağı yol haritasının gündemde olması, uzun yıllar süren savaşın sona ereceğine dair umut dolu bir hava yarattı. 40 binin üzerinde Türk ve Kürt insanının ölmesine, çok daha fazlasının işkence görmesine, sakatlanmasına, yaralanmasına, travmalara, 400 milyar doların üzerinde paranın harcanmasına sebep olan bu savaşın sona ermesi ihtimali uzun yıllardır yapılan milliyetçi propagandaları işlevsiz hale getirdi. Artık sokaklarda barışın sesi duyulur oldu. Düşmanlık dolu sözleri bağıra çağıra söyleyerek oy toplayabileceğini ve statükoyu sürdürebileceğini sananlar dışındaki herkes barıştan yana tavır alıyor.
Savaşlarda bedeli daima işçi sınıfı öder; ülkede savaş olduğunda işçilerin örgütlenme hakları kısıtlanır, maddi külfet sınıfın üzerine yıkılır ve savaşmak zorunda kalanlar iki ulusun işçileri olur. Tabii aynı zamanda savaşa karşı en güçlü muhalefeti sergileyenler de işçiler olur. KESK uzun yıllardır yaptıkları her eylemde "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganıyla Türk ve Kürt halkları arasında bir düşmanlık olmadığını, taleplerinin barıştan yana olduğunu haykırdılar. Sendikalar Kürt halkının demokratik taleplerini destekledikleri için defalarca kapatma davalarıyla karşı karşıya geldiler. Bunlardan birisi anadilde eğitim hakkını savunan Eğitim-Sen'di, bu sebeple açılan kapatma davasıyla beraber yüzlerce üyesini kaybetmişti.

Doğan Tarkan
Daha önce darbe ve Ergenekon davasıyla başlayan bölünme, bu kez Kürt sorununda bir kere daha yaşanıyor. Solda derin bir ayrışma başladı.
Bir tarafta Kürt ulusunun dostları, devrimciler var. Diğer tarafta ise çavuş kafalı solcular, yeni sağcılar var.
Sayısız ayaklanmadan, 1980'lerin başından beri süren bir mücadeleden sonra bugünlerde Kürt halkı bir çözüme ulaşma umudu görüyor.
Kürtler çok şey istemiyor. Kimliklerinin tanınmasını istiyorlar. Devletin kendilerini tanımasını istiyorlar. Gerisi kolay.
Devlet ise bugüne kadar Kürtleri, Kürt kimliğini tanımadı. "Dağda yürüyen Türkler" dedi, dillerini konuşmalarını yasakladı vs.
Bugün sonunun nasıl gelişeceği henüz tam belli olmayan bir dizi adımlar atılıyor. Sonunun nasıl gelişeceği tam belli değil ama geri dönülemeyeceği belli. Artık geri dönülemez çözüm adımları atılıyor.
Sağda MHP bu sürece şiddetle karşı. "Dağa çıkarız" dediler. Başbakanı yüce divana çıkarmakla, idam etmekle tehdit ettiler.

Roni Margulies
E, çüş ama! Bu kadarına da pes artık!
Bu BirGün gazetesi hangi örgütün gazetesidir, bilmem. Anladığım kadarıyla sol bir gazete olduğu düşünülüyormuş. Bu gazeteyi ve arkasındaki örgütü kim niye solcu zannediyor, anlamak zor.
Abdullah Öcalan avukatları aracılığıyla şöyle demiş: "Yeni bir süreç başladı. Herkes, her şey tepeden tırnağa değişecek. Kürtler devletin varlığını tanıyacak, kabul edecek. Devlet de Kürtlerin demokratik ulus olma hakkını kabul edecek. Demokratik bir toplum inşa edilecek bu dönemde. 1920'lerde yapılması gereken şimdi yapılacak. 1920'lerde başlanan işi şimdi tamamlayacağız. O zaman Cumhuriyet kuruldu şimdi demokratikleştirilecek... AKP de fazla bekleyemez. Yeni yılı bile bekleyemezler. Eylül'den sonra belli olur, birkaç aya kadar hatta bir iki ay sonra AKP'nin gerçek niyeti, gidebileceği yer belli olur. Samimi olup olmadıkları netleşir."

KESK, TİS için Ankara'ya yürüdü
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) toplu sözleşme ve grev hakkı için Ankara'ya yürüdü. Yürüyüşün İstanbul kolu, 13 Ağustos Perşembe günü Kadıköy Altıyol'da yapılan basın açıklamasının ardından yola çıktı. DSİP üyelerinin de katıldığı basın açıklamasında konuşan KESK Genel Başkanı Sami Evren, yapılan toplu görüşmeleri ilkokul müsameresine benzeterek, "Bu müsamerede figüran olmayacağız" dedi. Otobüslerle Gebze'ye geçen kamu emekçilerine burada polis saldırdı. Gebze'de yürüyüş ve basın açıklaması yapılmasına karşı çıkan Gebze Emniyet Müdürü Ali Şahinli; "Burası Gebze, burası benden sorulur burada sizi yürütmeyeceğiz" dedi. Görüşmeler devam ederken gaz bombası ve coplarla yapılan saldırıda, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç'ında içlerinde bulunduğu altı KESK'li yaralandı.
15 Ağustos'da Ankara'ya ulaşan kamu emekçileri Başbakanlık önüne yürüdüler. Burada polisin barikat kurmasının ardından KESK heyeti Başbakanlık'a giderken KESK üyeleri ise Güvenpark'da bekleyişe geçtiler. Toplu görüşmede ilk gündem olarak TİS ve grev hakkını öneren KESK heyeti, bu gündemin kabul edilmemesi üzerine toplantıdan ayrılarak Başbakanlık önünde açıklama yaptı. Toplu görüşme masasının meşru olmadığını ifade eden KESK Genel Başkanı Sami Evren "8 yıldır yapmış olduğumuz görüşmelerin hiçbirisinde mali konularla ilgili bir kazanım sağlanılmamıştır. Zam oranı bellidir, %5,5'dir. Dolayısıyla siz neyi görüşeceksiniz burada. Eğer son oturumda TİS görüşülmezse, sonbaharda bütün emekçilerinin birlikte grevini örgütleyeceğiz" dedi. Sadece kamu çalışanlarının mağdur olmadığını, kadınların da, emeklilerin de küçük üreticilerin de mağdur olduğunu, işsizlerin sayısının 6,5 milyon olduğunu ifade ederek bütün mağdurların birleşik mücadelesini ilan edeceklerini vurguladı. KESK'in masadan çekilmesinin ardından Memur-Sen ve Kamu-Sen ile devam eden toplu görüşmelerde birinci tur görüşmeler sona ererken, ikinci tur görüşmeler 19 Ağustos'ta yapılacak. 

Avi Haligua
İşgal herşeyi çürütür
Filistin'de El Fetih'in 20 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği kongrenin yankıları sürerken, Filistinli örgütler arasındaki çatışmalar da şiddetlenmeye başladı. Geçen hafta Gazze Şeridi'nin denetimini elinde bulunduran Hamas ile radikal İslami örgüt Cünd ü Ensarullah arasında yaşananlar Gazze'deki durumun bir özeti gibi.   
Gazze'de ki çatışmalar, Cünd ü Ensarullah'ın, Refah kentinde 100 silahlı militanıyla birlikte Bin Tayniyye Camii'nde, Hamas'ın kontrolünde bulunan Gazze Şeridi'ni 'İslami Emirlik' ilan etmesinin ardından Hamas güçlerinin camiyi kuşatmasıyla son buldu.
Filistin Sağlık Bakanlığı Gazze yetkilisi Dr. Muaya Hassanain, çatışmada biri 11 yaşında çocuk, 6'sı polis 22 kişinin öldüğünü, 150 kişinin de yaralandığını söylerken, Hamas İçişleri Bakanı İhab Hüseyin, ölenler arasında Cünd ü Ensarullah lideri Abdul Latif Musa ile yardımcısının da bulunduğunu açıkladı.
El Kaide'ye yakın olduğu ileri sürülen Cünd ü Ensarullah örgütü Hamas'ı liberal olmakla suçlayarak, sıkı Şeriat yasalarının uygulanmasını savunuyor. Örgüt il kez Haziran ayında Gazze'de bir İsrail kontrol noktasına düzenlediği başarısız bir eylemle gündeme gelmişti. Cünd ü Ensarullah örgütünün kaç üyesinin olduğu bilinmiyor.

İlker Karayılan
Türkiye'de darbe planlayan generallerin yargılanıp yargılanmayacağı tartışılırken Honduras'ta halk darbeye karşı kitlesel bir şekilde sokağa çıktı.
Orta Amerika ülkesi Honduras'da 28 Haziran günü gerçekleşen darbenin üzerinden yaklaşık 50 gün geçti. Seçilmiş başkanın devrilmesine karşı gösteriler 50 gündür devam ediyor.
Devlet Başkanı  Manuel Zaleya'nın refanduma gitme kararı alması ve bu kararın Anayasa Mahkemesi yasadışı ilan edilmesi, bu küçük ülkede fitilin ateşlenmesine sebep oldu.
Zeleya, referandum sabahı ordu tarafından sınır dışı edildi ve yerine Roberto Micheletti getirildi. Bu darbenin ardından Honduras halkı sokaklara döküldü ancak devlet televizyonu ve resmi haber ajansı protestolara dair haber vermiyor.
Darbe dünya kamuoyundan istediği desteği bulma konusunda bir hayli başarısız oldu.
İlk aşamada yeni devlet başkanını hiç bir devlet resmi olarak tanımazken, Nikaragua devlet başkanı Daniel Ortega, Honduras sınırını kapattığını açıkladı.
Güney Amerika ülkeleri başta olmak üzere Avrupa Birliği üye ülkeleri de Honduras'da bulunan konsolosluklarını kapatma kararı aldılar ve diplomatlarını geri çağırdılar.
Honduras'tan gelen son görüntüler ise ülkenin başkenti Tegucigalpa'dan gelen protesto gösterisi oldu. Meclis Başkan Yardımcısı Ramon Velasquez, meclis önünde yapılan protesto gösterisi sırasında halkın arasında kaldı. Velasquez linç edilmekten zor kurtuldu.

Özgür sendikamızı savunmak için, 11 Ağustos Salı günü yapacağımız genel grevin arifesinde sizin dayanışmanıza ihtiyaç duyuyoruz. Sendikamız, 1957'den beri ülkedeki ilk bağımsız sendika olma özelliğini taşıyor.
2007'de, iş koşullarımızın iyileştirilmesi talebiyle yıl boyunca süren ve zafer elde ettiğimiz bir grevle sonlanan protestolar düzenledik. Bu süreçte, devletin kontrolündeki Genel Banka, Sigorta ve Finans Çalışanları Sendikası bize ihanet etti ve yaptıklarımızı desteklemedi. Bu nedenle bizi temsil etmesi için bağımsız bir sendika kurmaya karar verdik.
Muzaffer grevimizin yıldönümü  olan 20 Aralık 2008'de, Mısır'daki 55.000 vergi toplama görevlisinden en az 35.000'inin desteğini kazanan sendikamızı kurduk.
Sendikamız, halk desteğinin sayesinde yasallık kazandı. Devletin buna karşılık gösterdiği baskı ise hızlıca geldi; İdari cezalar, cadı avı, fiziksel saldırılar ve tutuklama tehditleri.
 Sonunda, bağımsız sendika ile Finans Bakanı arasında önceden planlanmış ve üzerinde uzlaşılmış sosyal güvenlik yardımı ihanete uğradı.
Finans Bakanı anlaşmayı yırtıp atttı, bakanlık kararnamesini düzeltti ve devlet memurlarına rahat bir emeklilik sağlayacak olan sosyal güvenlik yardımını, 1974'den beri kanımızdan ve terimizden bir asalak gibi faydalanan devlet destekli Genel Sendika'ya vermeye karar verdi.
Bundan dolayı, 11 Ağustos Salı günü, tüm ülkede,Gayrimenkul vergi müdürlüğünün tüm bürolarında ve müdürlüklerinde, Kahire'de ve ona bağlı bölgelerde, sosyal güvenlik yardımının verilmesi, barışçıl örgütlenme çabalarımıza yapılan saldırıların durdurulması, çalışma şartlarımızda iyileşme, teşviklerde ve izinlerde eşitlik talepleriyle greve başlıyoruz.
Bu saldırılar altında, dayanışmanıza acilen ihtiyacımız var. Destek mesajlarınızı lütfen This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresine gönderin.
RETA UNİON
(Türkiye’deki Büro Emekçileri Sendikası’nın (BES) Mısır’daki muadili)

"Kürt açılımı" adı altında süren süreç hızla gelişi- yor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay Diyarbakır'da kitle örgütlerinin temsilcileriyle bir araya gelip saatler süren bir toplantı yaptı. Toplantının ardından örgüt temsilcilerinin yaptığı açıklamalar, Kürt halkının çeşitli düzeylerde temsilcilerinin gelişmelerden memnuniyet duyduğunu gösteriyor.
Hükümet, işçi sendikalarının bazılarıyla da görüşmeler yaptı. Sendikalar da barış sürecinin gelişmesinden yana bir tutum içinde.
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın günlerdir merakla beklenen "yol haritası" konusunda da ilk işaretler gelmeye başladı. Kürt hareketi barış için hazırlanıyor. DTP Olağanüstü Kongre sürecine girdi.
Açık ki MGK toplantısında, "Kürt açılımı" ele alınacak. Generallerin ne düşündüğünü de öğrenmiş olacağız. Başka koşullarda olsa ve Kürt sorununda bugünkü tartışmaların yüzde biri yapılsa arka arkaya yüz kere muhtıra verecek olan generallerin suskunluğu, bir şaşkınlığın ürünü değil. Bu suskunluğun iki nedeni var: birincisi, hükümet temsilcilerinin iddia ettiği gibi "Kürt açılımı" devletin çeşitli kademelerinde sağlanan mutabakatla yürüyor. Türkiye'de egemen sınıfın da bu sürece onay verdiği görülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Mayıs ayı ekonomik verilerine göre işsizlik düştü. İşsizlik oranı Şubat ayında yüzde 16.1'le rekor kırmıştı. Mart'ta yüzde 15.8 olan işsizlik Nisan'da yüzde 14.9'a ve Mayıs'ta yüzde 13.6'ya geriledi. Ancak bu iyi bir haber değil. İşsizlik oranı aşağı inse de TÜİK'in verileri işsizliğin kronikleşen yapısını ortaya koydu. Türkiye hala dünyada en fazla işsiz nüfusa sahip olan beş ülkeden biri.

Türkiye işsizlikte ilk beşte

Dünyada en çok işsizliğin olduğu ülke yüzde 23.6 ile Güney Afrika. Bu ülkeyi yüzde 18.1'le İspanya, yüzde 16.3'le Letonya, yüzde 15.6 ile Estonya izliyor. Türkiye, dünyanın en çok işsizliğe sahip beşinci ülkesi olarak listede yerini aldı.
İşsizlik oranı İrlanda'da yüzde 12.2, Slovakya'da yüzde 11.8, Kolombiya'da yüzde 11.4, Belçika'da yüzde 11.3, Polonya ve Şili'de yüzde 10.7. Avrupa ve ABD'de ise işsizlik oranları yüzde 10'a dayanmış durumda. İşsizlik oranının en düşük olduğu ülkeler yüzde 2.4'le Tayland ve Ukrayna.

 

İrem Nur Aksu
2-6 Ekim İstanbul: Antikapitalist günler başlıyor
IMF ve Dünya Bankası bu sene Türkiye' ye geliyor. Her yıl düzenli olarak gerçekleştirdikleri toplantılarını 6-7 Ekim' de istanbul'da yapacaklar. Kalacakları otellerden, yiyecekleri menülere her şey hazırlanmış durumda. Bütün harcamalarının toplamı 20 Milyon Euro' ya inmiş olması Türkiye egeemen sınıfını sevindiriyor ancak bu yüksek rakamın faturası bile henüz IMF gelmeden işçi ve emekçilerin verdiği vergilerden yani bizim cebimizden çıkıyor. Dünyanın efendileri son krizden çıkış için çeşitli öneriler hazırladıklarını söylüyor, reçetelerini uygulatmak üzere geliyorlar. Ama reçete de ne işsize iş, ne de çalışana hakettiğini veren öneriler olacak. Bugüne kadar gittikleri her ülkede yapılan anlaşmalarda olduğu gibi işsizlik artışı ya da ucuz iş gücü, özelleştirmeler, sadece cebimizde para var ise yararlanabileceğimiz sağlık hizmetleri, paramız yoksa belki  de ölüme terk edileceğimiz sosyal haklardan yoksunluk, sendikasızlaştırmaya dönük uygulamaların hayata geçirilmesi gibi sayısız yıkıcı politikayı dayatmak için geliyorlar. Verilere göre üye ülkelerden 14'ünün ekonomisi borç almadan öncekine göre % 15 küçülmüştür. 32 ülke daha da fakirleşmiştir. Ekonomi ve istihdam alanlarında ilerlemenin aksine borçlu ülkelerin büyük çoğunluğunda gerileme ve yoksulluk büyümüştür. Bugün küresel sermaye ve zenginlikleri elinde bulunan bir avuç azınlık karlarına kar katarken milyonlarca insan hem onların neden olduğu kötü koşullarla, ölümlerle boğuşmakta hem de yine onların rekabet hırsıyla daha fazla kirlettikleri küresel ısınma tehditiyle karşı karşıya.

Şenol Karakaş
Karl Marks ölmeden birkaç sene önce kendisiyle röportaj yapan bir gazeteci şunları yazıyor: "Bütün bu söyleşi, yaşın ve çağların izi üzerine, günün konuşmaları ve akşam sahneleri, zihnimde, yanıtını bu bilgeden isteyeceğim varlığın nihai yasasıyla ilgili sorusunu düşürdü aklıma. Dilin derinliklerine dalarak ve vurgunun yükseklerine çıkarak, devrimciyi ve filozofun sözlerini şu vahim sözcüklerle kestim: 'Nedir?'… 'Nedir?' diye sorduğum soruya, derin ve ağırbaşlı bir tonla yanıt verdi: 'Mücadele!' Başta sanki çaresizliğin yankısını duymuşum gibi geldi bana; ama ola ki, bu yaşamın yasasıydı."

Mücadele, yaşamın yasası olduğu gibi, egemen fikirler dünyasını parçalayacak da tek araçtır. İşçi sınıfının kapitalist üretimin kendi doğasından kaynaklanan devrimciliği, yine kapitalist sınıfın tüm toplumsal yapıların en derinlerine işleyen fikirlerinin egemenliğiyle örselenir. Egemen fikirler, her gün yeni baştan işçi sınıfını böler. Bu yüzden işçi sınıfının fiziksel bölünmüşlüğünden daha önemlisi, fikri bölünmüşlüğüdür. Her politik konu, dünyada yaşanan her keskin politik tartışma, işçi sınıfının saflarında da aynı sertlikte yaşanır. Egemen sınıf, tüm propaganda araçlarıyla, yukarıdan aşağı, radikal bir değişimin gerçekleşemeyeceği yönünde fikri saldırısıyla işçilerin dünyasında hegemonya kurmaya çalışır. Devlet, aile, din, eğitim, her yanı kuşatan boğucu bir ağ olarak medya, kültürel ve ahlaki değerlerin toplamı, egemen sınıfın silah arkadaşları olarak sadık rollerini oynar. Bu rol, temelde, kapitalist sistemin akla uygun tek sistem olduğunu, olsa olsa bir miktar daha reforme edilerek biraz daha akla uygun hale getirilmesinin yeterli olacağını anlatmaktan ibaret.

Ozan Tekin
Kürt sorununun çözümünde girilen yeni dönem, barış talep eden güçlerin tamamı tarafından son derece olumlu olarak değerlendiriliyor. Hem ana akım medyada, hem de tüm toplumda, sorundan bahsedilirken kullanılan dil dahi değişti. Devletin şahin politikalarından vazgeçmesi, Kürt halkının haklı taleplerinin önemli bir kısmının karşılanması; yani soruna siyasi bir çözüm getirilmesi ve Kürt kimliğinin tanınması gündemde.
Bu gelişmelere kimler üzülmektedir? Birincisi, hiç şüphesiz, bu kirli savaşın sürmesinden çıkarı olanlar. İkincisi, örgütlü faşistler ve milliyetçiler. Bunların üzülmesinde, sürece direnmesinde şaşılacak bir şey yok. Ancak sosyalist soldaki bazı çevrelerin de çözüme, Kürt hareketinin muhatap alınmasına itiraz etmesi; cesur(!) analizler sonucu Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'nı Marksizm'den çıkarması, sosyalistleri doğal olarak şaşırtmaktadır.

Onur Devrim Üçbaş
2-6 Ekim’de dünyanın kanını emenlere DUR diyoruz!
Geçtiğimiz iki hafta, öğrenciler uzun zamandır olmadıkları kadar hareketliydi.
Antikapitalist Öğrenciler de dört ayrı ilde birçok eylem yaptılar. İzmir'de kapitalizmin krizinin öğrenci harçlarıyla ilişkisini konuştuk.
Bursa ve Ankara'da ortak platformlarda mücadele ettik. İstanbul'da ise basın açıklamaları ve toplantılar yaptık.
Harç zamlarına karşı yapılan eylemler iki şeyi gösterdi; birincisi harç zamlarına ve genel olarak paralı eğitime karşı genel bir memnuniyetsizlik, ikincisiyse mücadeleyi ortaklaştıracak bir platformun eksikliği. Harçlara yapılan zamların, öğrencilerin mücadelesinin sayesinde azaltılması, öğrenci hareketi için yepyeni alanlar açabilir. Ancak bunun olabilmesi için harç karşıtı mücadeleyi genel antikapitalist mücadeleye bağlamak gerekiyor. Çünkü öğrenci hareketi işçi hareketinin yerine ikame edilemez ama genel sınıf mücadelesinde önemli bir rol oynayabilir.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası