Ersin Tek
Demokratik Toplum Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliğiyle kapatıldı. Kürt halkının demokratik açılımdan beklentileri bir kez daha sekteye uğratılmış oldu. Demokratik parlamenter mücadeleden kürt halkı bir kez daha dışlanmak istendi.

Abdullah Öcalan'ın yaşam koşullarının kötüleştirilmesi de Kürt halkının Öcalan için kitlesel olarak sokaklara dökülmesini ateşlemişti. Ardından PKK, Tokat'ta 7 askerin öldüğü saldırıyı üstlendi. Bu süreç DTP'nin kapatma davasından hemen önce, Kürt halkının mücadelesine pek çok eleştiri yöneltilmesine neden oldu. Taraf Gazetesi'ne dahi "PKK iki halka da düşman" manşetini attıracak  bir ortam oluştu. Tek tük köşe yazarı dışında bu çizgiden farklı bir ses çıkmadı. Tüm bu olaylar açılımın artık bittiğine işaret etti. "Açılım bitti şimdi savaş zamanı" sloganı popülerleşmeye başladı.

Tokat baskını yaşandığında, barıştan yana tutum alanlarda çatlak sesler duyulmaya başlandı.

Birden bire "şiddet" eleştirilmeye, "terör" lanetlenmeye başladı.

Hafızayı tazelersek; demokratik açılım sürecinde 80'e yakın Kürt hayatını kaybetti.

Ceylan Önkol öldürüldürüldü.

Annesinin kucağında uyuyan bir bebek kafasına çarpan gaz bombasıyla öldü.

DTP'nin kapatılması, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başta olmak üzere DTP'lilere yasaklar getirilmesi savaştan çıkarı olanların, Kürt sorununda çözümsüzlük isteyenlerin işine geldi. Yıllardan sonra Kürt halkı nihayet mecliste temsiliyet hakkını kazanmışken; milyonların oy verdiği bir partinin kapatılması, yargının siyaset üstünde konumlanışının bir örneği oldu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367 kararı ile meclisin üstünde olduğunu bir yargı darbesi ile kanıtlayanlar, bugün de DTP'yi kapatıp süreci baltalamaya çalışıyorlar. 

Geçtiğimiz hafta Kadıköy'de "Dersim katliamdır" mitingi DTP'nin kapatılma kararından iki gün sonra gerçekleşti.

Dersim hakkında Onur Öymen'in söylediklerinin üzerine Kürt halkının siyasi alanda mücadelesini engelleyen kapatma kararı da eklendi. Ama mitingde Kürt halkının mücadelesine destek veren ve kapatma kararına karşı güçlü ses çıkaran kimse yoktu. Kürtler mitingdeydi, herhalde son DTP bayrakları ile katıldıkları yürüyüş oldu. DTP Kapatılamaz İnsiyatifi "Barışın sesi susturulamaz!" pankartı ile Kürtlerle beraber yürüdü, "Kürt hakına özgürlük" diyerek. Miting öncesi herkese "yan yana yürüyoruz" diye çağrı yaptı bu insiyatif. "Tek ses olalım barışın sesini yükseltelim" diye çağrı yaptı. Ama sonuç, siyasi partilerin bayraklarıyla dolu bir yürüyüş ve herkesin kendine daha önemli gelen sloganlarını attığı bir miting oldu. 

Basri Güler
Ulusal sorun konusunda nasıl bir tutum alınacağı marksistler arasında büyük tartışmalara konu oldu. Bunların en bilinenlerinden biri 20. yüzyılın başında üç büyük imparatorluğun egelemenliği (Rusya, Almanya ve Avusturya) altında bulunan Polonya konusundaki tartışmadır.

Polonya Sosyalist Partisi'nin (PPS) milliyetçi kesimi Avusturya'daki Polonyalıların sahip olduğu görece iyi yaşam koşulları nedeniyle Rusya'dan ayrılmayı savunuyordu. Rosa Lüksemburg ise ulusal bağımsızlık görüşüne tamamen karşı çıkarak Rus ve Polonyalı işçilerin birliğini savunuyordu. Lenin ise, PPS'ye karşı muhalefetinde Lüksemburg'u desteklemesine karşın, ezen ulus sosyalistlerinin, ezen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını sonuna kadar desteklemeleri gerektiğini savunuyordu. Çünkü alınacak diğer tavırlar egemen ulus şovenizmini desteklemek anlamına gelirdi.

Hüseyin Alışkan
Sonucuna çok olumlu tahminlerle bakılmayan ama tüm dünyada iklim aktivistlerinin üç aydan fazla süredir mücadele ettiği ve 193 ülkenin katıldığı Kopenhag iklim zirvesi tamamlandı. Kopenhag'dan kapitalizmin cebini dolduran, gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ülkeleri daha fazla sömüreceği, karbon salınımlarıyla ilgili kesin bir kararın alınmadığı, gezegenin ve canlı yaşamının yok edileceği yasal bağlayıcılığı bulunmayan sadece "uzlaşma" olarak niteleyebileceğimiz bir dizi sonuç çıktı.

Birleşmiş Milletler Raporu'na göre iklim değişikliği için alınan önlemler 3 derecelik bir artışa sebep olacak. BM tarafından taslak olarak yayınlanan belgede 2020'ye kadar 2 derecenin altında bir artışın ele alındığı yazarken, gizli olarak ele geçirilen raporla arasında 4.2 giga tonluk bir fark olduğu ortaya çıktı.

Kopenhag zirvesi tamamlandı ve sonuç olarak gezegenin ve canlı yaşamının lehine istediğimiz kararlar çıkmadı. Kopenhag sokaklarında ve dünyanın her yerinde milyonlarca aktivist binlerce eylemde "Pazarlık yapmayın gezegeni kurtarın", "İklimi değil sistemi değiştirin" diye haykırdı. Kapitalizm ise bildiğini okudu ve hiçbir sonuç almadan "Kopenhag tatilini" bitirdi. Türkiye hükümeti ise Kopenhag'da tamamen sessiz kalarak "etkisiz eleman" rolünü üstlendi.

Küresel Eylem Grubu olarak bizler Türkiye'de 24 Ekim ve 12 Aralık'ta yaptığımız eylemlerle gezegenin kurtarılması için mücadele ettik. 24 Ekim'de sabah İstanbul Boğazı'nda basının yoğun ilgi gösterdiği bir tekne eylemi yaptık. Ardından dünyanın 181 ülkesinde 5200 noktasında yapıldığı gibi İstanbul, İzmir ve Ankara'da da yoğun katılımlı "350, Hemen Şimdi" eylemleri yaptık. İstanbul'daki eyleme 500'den fazla kişi katıldı. Şarkılarımız ve sloganlarımızla Galatasaray Meydanı'ndan Galata Kulesi'nin önüne kadar yürüdük.

Barış, demokrasi ve özgürlük istiyoruz, paşam biz doğru yerde duruyoruz.

Ozan Tekin

Genelkurmay Başkanı  İlker Başbuğ, geçtiğimiz hafta içinde, Trabzon Limanı'nda demirli olan TCG Oruç Reis Fırkateyni'nde düzenlediği basın toplantısında, bir kez daha toplumun çok çeşitli kesimlerini biçimlendirmeye çalıştı. Her zaman olduğu gibi TSK'ya karşı yürütülen asimetrik bir harekattan bahseden Başbuğ, ordunun 'gerçeklere ve doğrulara dayanmayan önyargılı ve özel amaç taşıyan' eleştirilere maruz kaldığını anlatıyordu.

Yine akıl verdi 

TSK'nın bu süreçten rahatsız olduğunu açıkça dile getiren Genelkurmay Başkanı, 'demokrasi savunucuları'na seslenerek "Bulunduğunuz yer yanlıştır" dedi. Siyasilere, akademisyenlere ve medya mensuplarına da değinen Başbuğ, bu meslek gruplarından insanların TSK'yı yıpratmaya çalışamayacağını ifade etti.  

İlker Karayılan
Diğer yandan Ergenekon Davasında yargılananların şüpheli intiharlarına bir yenisi daha eklendi.

Emekli Albay Ali Bergütay Varımlı, emekli Albay Abdülkerim Kırcı ve Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay da aynı sonu paylaşmıştı. "Ergenekon" soruşturmasında Deniz Yarbay Ali Tatar'ın hakkında ikinci kez yakalama emri verilmesinin ardından intihar etmesi, daha önceki intihar vakalarını yeniden gündeme getirdi. Kilit konumdaki 5 önemli ismin intiharı oldukça şüpheli bulunmuştu.

E. Albay Belgütay Varımlı:  İstanbul'da evinin balkonundan düşerek öldü. Sarıkız ve Ayışığı  planlarını deşifre eden kişi olduğu ortaya çıktı.

Ergenekon davası sürecinde daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan, Alevi Bektaşi Federeasyonları  Başkanı Ali Balkız ve Ermeni Patriği Mutafyan başta olmak üzere bir çok kişiye yönelik suikast planları ortaya çıkmıştı.

Bu kez de Bülent Arınç'ın evinin etrafında şüpheli araçlar görülmesi üzerine Ankara  11. Ağır Ceza Mahmekesi Nöbetçi Savcısı Mustafa Bilgin tarafından verilen talimatla iki aracın arandığı ve bu araçlarda görevli bulunan iki askerin göz altına alındığı ortaya çıktı. 

Eski sol "AKP karşıtı" bir çizgi izliyor. Muhafazakar sermaye partisini şeriatçı olarak gösterirken bu partiye oy vermiş 16 buçuk milyon insan 'dinci', 'gerici' ve 'yobaz' ilan ediliyor. Muhafazakar yaşam tarzını sürdürmek isteyen kitleler faşizmle özdeşleştiriliyor. Bush'un savaş ve işgalle başlattığı İslam düşmanlığı kimi "solcular" tarafından kolayca sahipleniliyor. 

Ergenekon ve darbe soruşturmaları toplumu ortadan ikiye böldü.

Bir tarafta 90 yıllık askeri vesayet ve baskı rejimini savunan azınlık var. Öte yanda ise 27 Nisan e-muhtırası ile TSK tarafından "düşman" ilan edilen, demokrasi ve özgürlük isteyen halkın çoğunluğu duruyor.

Kemalizm ve stalinizmle özdeşleşen sahte solcuların aksine yeni sol ilkeleri, politikaları ve mücadelesiyle elbette ikinci taraftadır. 

Volkan Akyıldırım
Yeni sol parti tartışması bir çok insanın gündeminde. Bir çok ilde toplantılar oluyor, örgütlenmeler kuruluyor. Ancak bu örgütlenmelerin kitlesel bir parti yaratmaya uygun olduğu henüz söylenemez.

Yeni ve kitlesel bir parti yaratmak istiyorsak sadece 'biz yeni- yiz' demekle olmaz. Eski siyaset tarzının tümüyle reddedilmesine, yüz binlerce insanın onayı, katılımı ve desteğiyle yola çıkacak gerçekten yeni bir siyasete ve örgütlenmeye ihtiyacımız var.

Dünyada siyasetin sağında ve solunda duran geleneksel güçler kitlelerin desteğini yitiriyor. Gerçekten tabanda örgütlenen, fakirlerin sesi ve umudu olabilen yeni türde siyasi hareketler ise güçleniyor. Burjuva siyaseti tarafından "bilinçsiz" bir "sürü" olarak görülen, manipüle edilen ve bir oy deposu olarak kullanılan sıradan insanların siyasete müdahale etmesinin önünü açmalıyız.

Roni Margulies
Türk askeri hakkında ciddi kaygılarım var.

Hayır, hayır, darbe planlıyorlar filan diye değil.

Adamlara bir şeyler oluyor.

Ciddi bir yaprak dökümü yaşanıyor. Ölüp duruyorlar. Askeri operasyonlardan filan da söz etmiyorum üstelik. Evde yatarken veya makamlarında otururken ölüveriyor bunlar.

Daha dün, Çanakkale'nin Ezine ilçesi İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Önder Galip, makamında intihar etmiş.

Sİ İstanbul - 25 Kasım'da KESK ve KAMU-SEN'in birlikte örgütlediği genel grevin ardından, TCDD yönetimi 16 kamu emekçisine görevden geçici olarak el çektirdi. Bunun üzerine her iki sendika bir günlük dayanışma grevi örgütlediler. 16 Aralık 2009 Çarşamba günü yapılan grev yüksek bir katılım ile gerçekleşti. Grev günü saat 14.00'de Haydarpaşa Garı'nda Sami Evren bir basın açıklaması yaptı. Ancak tüm bu direnişe rağmen TCDD yönetiminin işçi düşmanı tavrı devam ediyor. Yapılan dayanışma grevinin ardından 30 BTS üyesi daha görevden geçici olarak uzaklaştırıldı. Bu üyelerden biri olan ve BTS hukuk ve insan hakları sekreteri Ersin Albuz'la grev günü Haydarpaşa Garı'nda konuştuk. Gazetemiz yayın hazırlandığı sırada 16 işçinin işine geri döndüğü ve dayanışma grevinin kazandığı haberini aldık!

25 Kasım genel grevinin ardından gelen görevden el çektirmeler nasıl yaşandı ve TCDD yönetiminin tavrı nedir? 

DSİP'liler mücadelenin başlangıcından bu yana, TEKEL işçilerinin yanında yer alıyor, sadece sloganlarla ve bayraklarla değil işçilerin gerçek ihtiyaçları ile ilgileniyorlar. İşçilerin çoğunun beklentisi genel grev yönünde, DSİP üyeleri bu talebin destekçisidir. Direniş başladığından beri Ankara'da konaklayan işçilere kültür merkezimizi açtık, onlar için uyku tulumu, mat, battaniye gibi uyku gereçleri topluyoruz.

Sİ Ankara - Türk-iş'in Tek-gıda İş Sendikası'na bağlı Tekel işçileri 15 Aralık’tan bu yana Ankara'dalar. İstanbul, İzmir, Muş, Adıyaman, Diyarbakır, Tokat ve daha birçok ilden gelen binlerce yaprak tütün işçisi özlük hakları için mücadele ediyor. Tekel işçileri 657 sayılı Devlet memurları yasasının, özelleştirme mağdurları için hazırlanan 4/c maddesine karşı sokaktalar.  Bu madde devlete bağlı yaprak tütün fabrikaları özelleştirildikten sonra işçilerin başka devlet kuruluşlarında geçici işçi statüsünde çalışmasına, iş güvencesini kaybetmesine, ücret düşüklüğüne, sözleşmelerin yenilenmemesine yol açıyor. 

TEKEL işçilerinin taleplerine bugün polis şiddeti ile yanıt geldi.

Günlerdir direnen TEKEL işçilerine, dayanışma içindeki aktivistlere polis gaz bombaları ve soğuk havaya rağmen kullanılan tazyikli sularla saldırdı. Pek çok işçi hastaneye kaldırıldı.

TEKEL işçileri hakları için, özelleştirme politikalarının etkilerine karşı mücadele ediyor. TEKEL işçilerine yapılan saldırı, tüm işçi sınıfına yapılmış bir saldırıdır. Çöküş içindeki bir sistemin faturasını ne TEKEL işçileri ne de başka işçiler ödemek zorundadır. Bu sistemin içindeki en kirli politikaların temsilcisi ırkçılar ve milliyetçiler ise bu taleplerin asla temsilcisi ve savunucusu olamazlar.

Burak Demir
Tüm Dünya'da ve Türkiye'de daha önce defalarca meydana gelen bir olay tekrar yaşandı. Bursa'daki bir kömür madeninde, 220 metre (iki futbol sahası uzunluğu kadar) derinlikte grizu patlaması oldu ve 19 işçi hayatını  kaybetti.

Pek çok yerde ölümlerin sebebi grizu patlaması olarak verilse de bu çok saçma; birisi uçurumdan atılarak öldürüldüğünde o kişinin yerçekiminden dolayı öldüğünü söylemek ne kadar saçmaysa bu da o kadar saçma. Çünkü işçilerin grizu patlamalarından ölmeleri riskini sıfıra indirmek pekâlâ mümkün. Sadece biraz maliyet gerektiriyor. Ama maliyetteki "birazcık" artış patronların kârlarını "biraz" da olsa düşürdüğü için maden şirketleri bu harcamalardan kaçınıyor. 

İlker Başbuğ Trabzon'da bir fırkateyn üzerinde konuşma yaptı. Konuşma baştan sona bir meydan okumaydı. Özgürlük isteyenlere, Kürtlere, demokrasinin sınırlarının genişlemesini isteyenlere, medyaya, akademisyenlere apaçık bir tehdit savurdu Genelkurmay Başkanı.

Önceki basın açıklamalarından daha farklı bir üslubu benimsedi. Bu sefer, savunmacı değil, saldırgan bir üslup kullandı. Korku salmaya çalıştı. Basın açıklamasını yapmayı tercih ettiği şehirden açıklamayı yaptığı mekana kadar tüm düzenleme, korkutmayı hedefliyor.

Ama tüm dizaynları boşa çıktı, boşa çıkmaya da devam edecek. 

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ yine konuştu. Son kez arkasına 26 generali alarak konuşmuştu, bu defa bir savaş gemisinin üzerinden konuştu. Topların arasından topluma tehditler yağdırdı.

İlker Başbuğ Trabzon'dan ve savaş gemisinin üzerinden konuşuyor olmasına anlam yüklemiş. Ne demek istediği tam belli değil, ama Trabzon ve savaş gemisi yan yana gelince akla bazı şeyler ister istemez geliyor.

Trabzon bir Hıristiyan papazın öldürüldüğü kent. Trabzon, Hrant Dink'in katilinin ve katili özendirenlerin çıktığı kent.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası