Tunus ve Mısır devrimlerinin başlattığı mücadele dalgası dünyayı sarsıyor!

Küresel kapitalizmin simgesi olan Wall Street antikapitalistler tarafından kuşatılıyor!

Küresel işgal ve ayaklanma çağrısıyla 81 ülkede 1200’den fazla şehirde yüzbinlerce insan sokaklara çıkıyor.

%99 gerçek demokrasi istiyor! Yüzde 99’u hep soyan, işçilerin ve yoksulların isteklerini sırtlarını dönen burjuva hükümetlerine karşı doğrudan demokrasi için harekete geçen antikapitalistler dünyayı değiştiriyor.

Kendi yarattıkları krizin faturasını milyonlara ödetmek isteyen kapitalistler panikte. İnsanı ve canlı yaşamını değil kârı savunan burjuva siyaseti köşeye sıkışırken, mücadele edenler başka mücadelelerden öğrenerek örgütleniyor.

Krizin faturasını ödemeyeceğiz!

Küresel kapitalizmin yarattığı felaketlere hep birlikte son vereceğiz!

Özgürlüğe, eşitliğe, adalete dayanan yeni bir dünyayı yaratacağız!

Devrim, hemen, şimdi!

 

Çalışanların ödediği vergilerin toplamı, genel vergi gelirleri içinde yüzde 40'lara yaklaşıyor. Emekçilerin vergi yükünün artmasındaki en büyük nedenlerden biri,  KDV, ÖTV gibi adaletsiz vergilerdir. Diğer nedenler ise patronlardan vergi toplanmaması ve kayıt dışı ekonomi, yani bazı kapitalistlerin vergilendirilmemesidir. Devlet çalışanlardan alınan vergileri peşinen maaşlarından keserken, sermaye sahiplerinin servet ve gelir beyanlarında uyguladıkları yolsuzlukları açığa çıkarmak ve adaletli bir yolla vergi toplamakta aynı hassasiyeti göstermiyor.

17 Aralık 2009 günü kendisini yakan Muhammed Bu Azizi büyük bir yığın hareketini başlatmakta olduğunu bilmiyordu. O sadece üzüntülü ve öfkeliydi.

Önce Tunus'u, ardından bütün Ortadoğu'yu ve şimdilerde ise dünyanın birçok yerini etkileyen Arap Baharı yoğun olarak tartışılıyor. Sosyalistler bu büyük yığın hareketinden öğrenmeye çalışıyor.

Doğan Tarkan
Tunus'ta başlayan, önce bütün Ortadoğu'ya ardından da tüm dünyaya yayılmaya başlayan devrimci dalga egemen sınıfların korkulu rüyası halinde. İşin ilginci egemen sınıfların yanı sıra Türkiye'de bir dizi sosyalist, ulusalcı sosyalist örgütlenme de Arap Devrimleri'ni reddederken dünyada yaşanan İspanya, Wall Street işgali gibi eylemler karşısında da savrulan tutumlar almakta.

Ağustos ayından beri devam eden sürecin sonunda, Emek, Barış, Özgürlük Bloku’nun yaptığı çağrının üzerinden, Kongre’nin kuruluşu  tamamlandı. Aralarında BDP, DSİP, ESP, Yeşiller, DÖH, Kaos GL, feminist örgütler, sendikacılar  ve çok sayıda yerel ve etnik kurumun temsilcilerinin de olduğu katılımcılarla iki gün boyunca Ankara’da yapıla tartışmaların sonucunda, ismi “Halkların Demokratik Kongresi” olarak belirlenen süreç, şimdi yeni bir evreye giriyor.

Kamuda ve özel sektörde, işçi-memur-sözleşmeli-taşeron statülerinde çalışan milyonlarca işçi kapsamlı bir ekonomik ile karşı karşıya. Enerji Bakanı Taner Yıldız çalışma saatlerinin değiştirileceğini ve kamuda işçilerin cumartesi de çalıştırılacağını tuhaf bir şekilde açıkladı. Nükleerci şirketlerin sözcülüğüyle tanınan Bakan Yıldız, hafta için memurların sabah 6-7 gibi işe başlayacağını, bunun enerji verimliliği için gerekli olduğunu söyledi. Oysa zaten yaz saati uygulamasıyla enerji tasarrufu yapılıyor!

Hükümetin "eğitim reformundan" öğretmenlerin daha fazla sömürülmesi çıktı. Milli Eğitim Bakan Ömer Dinçer, "Her öğretmen en az kendi alanında bir ay eğitime tabi tutulacak. Önümüzdeki eğitim öğretim yıllarında öğretmenler artık 3 ay boyunca tatil yapamayacak" dedi. Milli Eğitim Bakanı açıkça yalan söyleyerek düşük ücretle çalıştırılan 650 bin öğretmenle halkı karşı karşıya getirmek istiyor:

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün  sitesinde düne kadar yayınlanan bilgilere göre; şiddetin nedeni kadınmış;

“Unutmamak lazımdır ki dayak olayı sebepsiz ortaya çıkmaz" deniyor. "Kliniğimize yapılan başvurular göstermiştir ki eşlerden birinin gergin, sinirli anında karşısındaki genellikle anlayışla sevgiyle cevap vermemektedir (...) Gerçi sebep ne olursa olsun yine de hatadır. En doğrusu, böyle bir ortam hazırlanmaması için tedbir almaktır."

13 yaşındayken toplu tecavüze uğrayan N.Ç'nin davasında yerel mahkeme faillere alt sınırdan ceza uygulamasının nedenini;  N.Ç'nin "tecavüzlere karşı koymadığı için rızası olduğu ve her şeyin farkında olmasıyla" açıkladı.

Talep etmesine rağmen devletçe korunmayan Ayşe Paşalı eski kocası tarafından  defalarca tehdit edilip şiddet uyguladıktan sonra sokak ortasında öldürüldü.

“Buraya geldiğimizde Afganistan’ı yeterince bilmiyorduk, hâlâ da bilmiyoruz.” Bu sözler Afganistan’daki yabancı birlikleri 2009-10 arasında komuta eden emekli Orgeneral Stanley McChrystal’a ait.

Dünyanın en gelişmiş silah teknolojisine sahip güçler, dünyanın en fakir halklarından birine, her gece yaklaşık 40 hava-kara operasyonu düzenliyor. Yine de, 10. yılını dolduran savaşı kazanamıyor. Savaşın başladığı 8 Ekim 2001’den bu yana, on binlerce Afgan sivil hayatını kaybetti (sayı tam olarak asla bilinemeyecek çünkü işgalciler bu konuda bilgi vermedikleri gibi, “saymaya” çalışanları da engelliyor), 200 bin kişi zorla yerinden edildi, 3 milyona yakın insan mülteci durumuna düştü.

Misak-ı milli sınırları dışındaki gelişmelere pek iştahlı bakmayan Türk Solu, Afganistan’da bir savaş olduğunu çoktan unutmuş gözüküyor. Afganistan’da kısa sürede Taliban’ın yenilmesi hedefiyle başlatılan savaş, süresi itibariyle Vietnam Savaşı’nı da geçerek, Amerikan tarihinin en uzun süren savaşı haline geldi. Fakat anaakım medya gibi, sol basın da bu savaşı görmezden geliyor. Bunun birden fazla nedeni olabilir. Herhalde ilki, dünyanın başka köşelerindeki direnişlere olan ilgisizlik. Dünyanın 591 kentinde eşzamanlı olarak yapılan işgal eylemleriyle bile ilgilenmeyen Sol’un, Afganistan ile ilgilenmesini beklemek hayalcilik olur.

Batuhan Kurtaran

Geçtiğimiz gün, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından bu yıl 48'incisi düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin açılış töreni yapıldı. Sosyal medyada yer alan tartışmalara ve ana akım medyanın servis ettiği haberlere bakacak olursak, bu sene festivale Rutkay Aziz'in yaptığı konuşmanın damga vurduğunu kestirmek hiç de zor değil.

Avrupa'da yaşanan borç krizi, gelişmiş ekonomilerde henüz büyük kayıplar yaşatmadı. Şu ana kadar yaşanan ekonomik sarsıntılar, bize sadece krizin büyüklüğü hakkında ipucu veriyor. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mervyn King'e göre "bu en büyüğü değilse bile en azından 1930'lardan sonra karşı karşıya olduğumuz en ciddi mali kriz".

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası