Açlık sınırı ayda 1004 TL
Asgari ücret 677 TL

  • 1 Ocak günü asgari ücret brüt 796,50 TL idi
  • Bunun 119.48 TL’si sosyal sigorta kesintisi
  • 113 TL’si vergi!
  • Net ücret 658,95 TL
  • Kesintilerin toplamı 237,79 TL
  • AKP hükümeti 2012’de yüzde 3 zam diyor, bu günlük olarak bir simit parasından az.
  • Asgari ücret bin lira olsun,
  • İnsanca yaşayalım!

Güney Afrika'nın Durban kentinde başlayan iklim zirvesi ilk haftasını geride bıraktı. 2012 yılında süresi dolacak Kyoto Protokolü'nün devamı niteliğinde yeni bir uzlaşının önemi ve aciliyeti tüm ülkeler tarafından kabul edilmesine rağmen, zirveye bir umursamazlık havası hakim. Küresel ısınmayı yaratan kapitalistler sorumluluk almaktan kaçıyor.

1992'de Rio de Janeiro'da ilk konvansiyonun imzalanmasının ardından, 1997'de gelişmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını düşürmeyi hedefleyen Kyoto Protokolü ortaya çıkmıştı. Atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak amacıyla başlayan ilk somut girişim olan protokol, yeterli ülke çoğunluğuna ancak 2005 yılında ulaşarak yürürlüğe girebilmişti.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)'nin uzun zamandır beklenen "İklim Değişikliğine Uyumun Geliştirilmesi için Ekstrem Olayların ve Afet Risklerinin Yönetimi" başlıklı bilimsel raporun özeti Panel Başkanı Rajendra Panchauri tarafından sunuldu. Raporun tamamı Şubat 2012'de açıklanacak, ancak özeti bile durumun ne denli vahim olduğunu ortaya koyuyor.

Şenol Karakaş

12 Eylül referandumunda öne sürdüğümüz "Yetmez ama evet" kampanyası, etkisini hala sürdürüyor. Bu kampanyadan, en çok Ergenekoncular rahatsız oldu. Ergenekoncular ve Ergenekon'un fikri etkisi altında kalanlar. Sağdan saymaya başlarsak Ortadoğu gazetesi, Yılmaz Özdil, Ertuğrul Özkök, Selcan Taşçı.

Sağdan saymaya devam edersek, bir de ulusalcılar "yetmez ama evet" sloganından çok rahatsız oldu, rahatsızlıkları hala devam ediyor. TKP'si, ÖDP'si.

Rahatsız olanların başında Kenan Evren, MHP ve CHP'nin geldiğini ayrıca eklemek gerek.

PKK'nin Silvan eyleminden sonra, bu eylemi Kürt sorununun açmaza girmesinin miladı olarak görme eğilimi arttı. Sanki bir Kürt sorunu ve 30 yıldır süren bir "düşük yoğunluklu" savaş hiç yaşanmamış gibi, Silvan'ın öncesi unutuldu ve savaşın tüm faturası Kürt hareketine mal edildi.

Ulusalcılar, zaten Kürt sorunun en vahim ihtimalle Kürtlerin tümüyle asimilasyona maruz kalmasıyla, en iyi ihtimalle PKK'nin beli hepten kırılarak çözümünden yanayken, "Yetmez ama evet" kampanyasına katılan, bu kampanyada çalışan gazetecilerin bir kısmı da benzer bir tutumu sergilemeye başladı.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın yaptığı bir araştırmaya göre işçilerin sömürüsü çok büyük bir hızla artıyor.

Araştırmaya göre Türkiye’nin milli geliri içindeki payı yüzde 52.67 olan en büyük 1.000 şirket 1998 yılında çalıştırdığı işçi başına 577 TL kâr ederken bu 2010 yılında 12 bin 178 TL’ye yükseldi. Yani, 21 kat arttı.

Asgari Ücret Tespit komisyonu, 2012 için geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere toplandı. Patronlar ve hükümetin karşısında işçileri Türk-İş'in temsil ettiği komisyondan yüzde 3 zam kararı çıkması bekleniyor. Bu, ayda 51 liralık bir artış demek. Yani, günde bir simit parasından daha az.

2012 için yapılan enflasyon tahminleri %7 civarındayken, hükümet temsilcileri asgari ücretteki artışın her dönem enflasyonun üzerinde olduğunu iddia ediyor. Yani, yalan söylüyor. Üstelik asgari ücrette enflasyon oranında zam yapılsa bile bu çalışanların hayat koşullarını düzeltmeye yetmeyecek. Türk-İş’in hesaplamalarına göre açlık sınırı ayda 1004 TL, yoksulluk sınırı ise 3 bin TL'den fazla iken, zam sonrası asgari ücret 888 TL olacak ve yine açlık sınırının altında kalacak.

Kürt sorununu sınıfsallıktan uzak sadece bir kimlik sorunu olarak görenler yanılıyor. 232 bin kamu emekçisinin üye olduğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'nun başkanı Lami Özgen' "terör örgütüne üye olmaktan" dolayı 6 yıl hapis cezası verildi. Özgen, barışı savunan Kürt bir sendikacı.

3 Aralık'ta 40 ilde düzenlenen gösterilerde KESK Başkanı Özgen'e verilen ceza protesto edildi. Kamu emekçileri baskıları karşı tutuklu üyelerinin serbest bırakılması, kamuda iş güvenliğinin sağlanması ve ücretlerin insanca yaşayacak bir düzeye yükseltilmesi için 21 Aralık'ta greve çıkıyor.

26 Kasım'da İstanbul'da Barış İnsiyatifleri'nin eylemine katılan yüzlerce kişi "kardeşlik, adalet, barış" diye haykırdı. Kitlesel katılımı, netliği ve kararlılığıyla öne çıkan bu eylem, sosyalistleri, demokratları ve müslümanları barış için yan yana getirerek, önümüzdeki süreçte Kürt sorununda izlenecek doğru mücadele çizgisini gösteriyor: Barış isteyen herkesi Kürtlerin haklarını tanıyan demokratik bir anayasa, PKK ile devlet arasında dolaysız açık müzakerelerin başlaması ve silahların susması talepleriyle birleştirmeliyiz.

26 Kasım eylemi 1,5 aylık kampanyanın ürünüydü. Yürüyüşün örgütlenmesi için birçok üniversitede ve ilçede geniş katılımlı toplantılar yapıldı. Sokaklar binlerce stickerla kaplandı. Yürüyüş boyunca kortej büyüdü ve Beyoğlu'ndan geçen kalabalık tarafından desteklendi.

Barış İnisiyatifleri, Şubat ayında kitlesel barış gösterisi için yeni bir kampanyaya başlıyor. Barış sürecinin hızlandırılması, Batı'da silahları susturmak isteyenlerin seslerini yükseltmesinden geçiyor.

Yaklaşık 5 ay önce futbol kulüplerine dönük başlatılan gözaltı ve tutuklama dalgası çokça tartışma başlatmıştı. Yürütülen operasyona ilişkin, itibarsızlaştırma çabasına girenler, bunun Türk futbolunu bitirme amacı güttüğünü ileri sürmüşlerdi. Onlar gözaltına alınanları (başta Aziz Yıldırım olmak üzere) dürüst ve örnek yaşam tarzına sahip kişiler olarak savunuyordu. Oysa şike soruşturması iddianamesinin tamamlanmasıyla ortaya çıkan tablo, Türk futbolunun da tutuklananların da temiz olmadığını delilleriyle birlikte göz önüne serdi.

TSK'nın sınır ötesi operasyonlarına karşı çıkmak için katıldığı bir barış eyleminde gözaltına alınan Muhammed Cihad Saatçioğlu'nun 43 ayrı suç iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşmasında, mahkeme tutuklu yargılamanın devamına karar verdi.

Mahkeme tarafından talep gönderilmesine rağmen, cezaevinin keyfi uygulaması sonucu Muhammed Cihad Saatçioğlu bugün Çağlayan Adalet Sarayı'nda görülen davanın ilk duruşmasına getirilmedi.

Tetikçilerle sınırlı tutulan Hrant Dink davasında sona gelindi. Cinayetin işlendiği bölgedeki telefon kayıtları uzun bir hukuk mücadelesinin sonunda mahkemeye teslim edildi. Kayıtların incelenmesinin ardından yapacak.

Dink ailesinin avukatları davanın, Ergenekon davasıyla birleştirilmemesini eleştiriyor.

Öldür diyenlerin yargılanması için 26 Aralık Pazartesi günü saat 10.00'da Beşiktaş İskele Meydanı'ndayız.

Özdeş Özbay

Britanya'da ekonomik krizin ardından milyarlarca poundluk kurtarma fonlarını bankalara veren hükümet, bütçe açığını kapatmak için işçi sınıfına kemer sıkma politikaları ile saldırmaya devam ediyor. Ancak Thatcher döneminden beri sessiz ve güvensiz bir durumda olan işçi sınıfı önce başlayan yerel direnişler, sonra başını kamu çalışanları sendikalarının çektiği ülke çapında grevler, Haziran'da gerçekleşen ve pek çok sendikanın birlikte gerçekleştiği büyük bir grevin ardından 30 Kasım'da daha da geniş çaplı bir grev ile egemen sınıflara meydan okudu.

Burjuva basınının yanı sıra solda da, özellikle ulusalcı solda” ortadoğu devrimlerinin bittiği ya da zaten bu bölgede devrimci bir dalganın hiç olmadığı iddiası artarak sürüyor.

Her siyasi bakış kendi durduğu yerden gelişmelere bakar.

Şimdilerde örneğin Mısır, Tunus ve Fas’ta seçimlere bakarak, seçimlerden Müslüman Kardeşler örgütlerinin başarıyla çıkması gösterilerek devrimler görmemezlikten geliniyor.

Esad rejimi bir yandan Batılı emperyalist ülkelerin tehditleri ile karşı karşıya, diğer yandan da Türkiye ile birlikte Arap Birliği’nin tehdidi ile karşı karşıya.
Emperyalistler ve Arap Birliği Suriye’ye karşı bir dizi yaptırım yapmaya hazırlanıyor. Bu satırlar yazılır-ken Esad rejimi Arap Birliği’nin koşullarını kabule deceğini ilan etti.

Arap Birliği’nin ve Türkiye’nin yaptırımlarıbir yandan Suriye halkının canını yakacak ama diğer taraftan da iktidardaki Baas kliğinin üyelerinin canı yanacak. Bu nedenl rejim Arap Birliği’nin taleplerini kabul etmeyi kabul eder gibi görünmekte.

ABD ve Rusya'nın karşılıklı olarak nükleer silah stoklarını yüzde 25-30 oranında azaltmasını öngören anlaşma sevinçle karşılanmıştı. Sevinmek için pek de bir neden olmadığı kısa sürede görüldü:

Füze kalkanı yeni bir silahlanma dalgasını başlattı.NATO'nun füze kalkanına karşı çıkan Rusya’da yeni erken uyarı füze sistemini harekete geçirdi.Füze kalkanı da bir tür "erken uyarı sistemi". Sistem bir savunma ihtiyacı olarak gösterilse de füzelerin karşılarına konulduğu ülkeler için bir tehdit anlamına geliyor.

Nükleer başlıklı, "hedefi" saniyeler içinde vurabilen füzelerin üretiminde başlayan çılgınlık tüm dünyada silahlanma yarışını hızlandıryor. Silahlanma ekonomisinin yön verdiği küresel kapitalizm 3. Dünya Savaşı'nın koşullarını hazırlıyor. İncirlik'te ABD üssündeki atom bombalarından kurtulmak gerektiği gibi Malatya'da radar üssü kurulan Füze Kalkanı'ndan da, tüm nükleer silahlardan da kurtulmak gerek. Savaş karşıtı hareket küresel haydutların karşısına dikilmeli.

İran'a karşı Batı emperyalizminin ablukası artıyor. İngiltere'de hükümet kendi bankalarına ve finans kuruluşlarına İran bankalarıyla iş yapmamaları konusunda ültimatom verdi. ABD ve Kanada'da aynı kararı aldı. Milliyetçilerin elçilik binasını işgal etmesini gerekçe olarak kullanan İngiltere, Avrupa birliği'ni topladı ve AB'de İran'a karşı ekonomik yaptırımlar cephesine katıldı.

Batu Kurtaran

Egemen sınıfların krizin faturasını emekçilere ödetmeyi düşünmesine en sert yanıt Portekiz'den geldi.

Geçtiğimiz Haziran ayındaki genel seçimlerle iktidara gelen ve Başbakan Pedro Passos Coelho'nun yönetimindeki sağcı PSD hükümetinin IMF ve AB tarafından dayatılan mali paketinde emeklilere ve memurlara ek ödemelerin kaldırılması, vergilerin arttırılması, devlet yatırımlarında ve sosyal harcamaların azaltılması ve mesai saatinin arttırılması gibi kemer sıkma politikaları bulunuyor.

Krizin faturasını çalışanlara ödetmek için hayata geçirilen bu politikalara Portekiz işçi sınıfı 23 Kasım gecesi başlayan 24 saatlik genel grevle karşılık verdi.
1974'te Karanfil Devrimi'yle faşist Salazar'ın diktatörlüğünün yıkıldığı ülkenin tarihinde yapılan bu üçüncü genel grev nedeniyle özellikle ulaştırma sektöründe ciddi sorunlar yaşandı.

Otobüs ve tren seferlerinde asgari hizmet verilmesiyle birlikte, 500'den fazla uçuş iptal edildi.

Batuhan Kurtaran

Kuveyt'te iktidar karşıtı binlerce kişinin sokaklara çıkıp parlamentoyu işgal etmesinin ardından hükümetin bütün bakanları istifa etti.

Başbakan Şeyh Nasır el Muhammed'in istifası için eylem düzenleyen kalabalık bir gruba polisin sert müdahalesinin ardından göstericiler parlamentoyu işgal etmişti.

Belli başlı aşiret liderlerinin de desteklediği muhalifler, meclisin basılmasını "kara bir gün" olarak niteleyen ve polis ile askeri halkın üzerine sürerek hareketi ezmeyi amaçlayan Kuveyt Şeyhi'nin de çekilmesini istiyor.

Kuveyt'te erken seçime gidilmesi beklenirken, Tunus'la başlayan "Arap Baharı" böylece bir ülkede daha kazanım elde etmiş oldu.
Diğer Körfez ülkeleri ile birlikte Kuveyt’te değişim bütün Arap dünyasını ciddi şekilde etkiler.

Egemen sınıflar anlaşılır bir biçimde Ortadoğu Devrimleri’nin bittiğini anlatıyorlar. Onlar dehşet içinde Ortadoğu’da başlayan hareketin hızla her tarafa yayıldığını, dünyanın her yerinde işçi ve emekçileri kazanmanın mümkün olduğunu gösteren bir örnek olarak cesaretlendirdiğini görüyorlar ve bundan ölesiye korkuyorlar.

Tahrir, Wisconsin grevcilerini, Wall Street işgalcilerini, İspanya’da Öfkeliler hareketini, İngiltere’de önce göçmen ve azınlık gençlerin isyanını ardından genel grevi, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve daha bir çok ülkede grevleri, genel grevleri etkiliyor.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası