Sosyalist İşçi

Mart ayında yerel seçimlerin yapılacağı kesinleşti. Seçimler yine sert politik kutuplaşmaların göbeğinde gerçekleşecek. Gezi eylemleri ve bu eylemlere yaklaşım, çok açık ki seçim kampanyalarında sık sık işlenecek.

Dile kolay, hükümetin açıkladığı sayılara göre yaklaşık 3,5 milyon insan eylemlere katılmış. Bayburt dışında yaklaşık 5000 yerde eylemler olmuş. Sadece İstanbul’da 1,5 milyon insanın eylemlere katıldığı tahmin ediliyor. Böylesine büyük bir hareketin seçimlerde bir etken olmaması zaten mümkün değil.

Can Irmak Özinanır

Ekim Devrimi, devrimci sosyalistler için dönüp dönüp tapınılması gereken bir tapınak değildir. Ekim Devrimi’ne bakma zorunluluğumuz ezilenlerin geleneğinde en önemli halkalardan birini oluşturmasından ve bugüne dair derslerle dolu olmasından kaynaklanmaktadır. 1917 Ekim’inde tarihte ilk defa işçiler kendi özyönetim aygıtları olan sovyetler (işçi konseyleri) aracılığıyla iktidarı ele geçirmeyi başarmış ve burjuva demokrasisinden bin kat daha demokratik bir yönetim kurma konusunda önemli bir adım atmışlardır.

Ayşe Demirbilek

Kadınların öldürülme nedenleri arasında aklınıza gelemeyecek onlarca neden çıkabiliyor karşınıza. Hâtta tahmin edemeyeceğiniz ne medeniyet beşiği yerlerde kadınlar akla hayale sığmayacak nedenlerle öldürülüyor. Sürdüğü rujun ya da ojenin rengine kadar nedenler çıkabilir karşınıza. Mesela hepimizin aklına kazınmış olan tuzluğu masaya geç getirmek bile hayatınıza mâl olabilecek bir hata olabiliyor.

Meltem Oral

Mahkemenin Erhan Tuncel hakkında verdiği yakalama ve tutuklama kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında Erhan Tuncel’in beraatine karar verilmesi büyük hataydı. Bütün deliller Erhan Tuncel’in Hrant Dink cinayetini işleyen Ogün Samast’ı azmettirenlerden biri olduğunu gösteriyordu. Buna rağmen mahkeme beraat kararı vermişti. Yargıtay bu kararı bozdu ama o da esas olarak Mc Donalds eyleminden ötürü altı kez adam öldürmeye tam teşebbüsten hüküm kurulması gerektiğini söyledi.

Volkan Akyıldırım

Kürt kimliğinin ve dilinin tanınması, Türkiye’nin en büyük sorunun çözmeye yeter mi? Milyonlarca Kürt için AKP’nin bugüne kadar attığı adımlar karşısında neden hala güvensizlik duyuyor? Kürt siyasi hareketi “statü istiyoruz” derken neyi talep ediyor? Kürdistan’ın özerkliği neden egemen sınıfın bütün partilerinin ve devletin hışmını topluyor?

Yıldız Önen

2013 Kürt sorununda ilklerin yaşandığı bir yıl olarak tarihe geçecek. Geçen yıl binlerce Kürt tutuklunun ölüm sınırına yaklaşan açlık grevlerinden Abdullah Öcalan’ın önerisiyle vazgeçmelerinin ardından Türkiye’de devletinin de toplumun da çok alışık olmadığı gelişmeler yaşandı.

Bu gelişmelerin başında önce Abdullah Öcalan’ın ve hemen ardından da PKK’nin meşrulaşması geldi. Hükümet yetkilileri nedense Abdullah Öcalan’ın Kürt hareketi üzerindeki etkisini ölçme ihtiyacı hissettiler ve her defasında kendini gösteren bu etki, açlık grevleriyle bir kez daha tescil edilmiş oldu.

Volkan Akyıldırım

Kürtçeye konulan yasak, Kürt sorununun özüdür. Bir halkın anadilini yasaklamak, çocuklarını ezen ulusun diliyle eğitime zorlamak, kimliğini ve benliğini sistematik olarak yok etmektir. Anadilde eğitim olmadan, Kürt dili bu ülkenin resmi dillerinden biri olarak kabul edilmeden Kürt sorununa kalıcı bir çözüm sağlanamaz.

Meltem Oral

20. yüzyılın ilk yarısı boyunca savaşlar ve ekonomik krizlerin tetiklediği devrimci durumlarla mütemadiyen karşılaşıldı. 21. yüzyılda da durum böyle. Neredeyse dünyanın her ülkesinde savaş politikalarına veya neoliberal ekonomik politikalara karşı kitleler sokaklara döküldü, dökülüyor. Şu son birkaç yıl içinde bile Tunus, Mısır, Bahreyn, Suriye, Libya, Ürdün gibi Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin yanı sıra Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, İspanya, Portekiz, Brezilya, Türkiye ve daha nice ülkede hiç beklenmedik büyüklükteki kitleler sokaklara çıkıp yönetici sınıflara, kendi gelecekleri hakkında kendilerinin söz sahibi olduğunu hatırlattı. Bu mücadelelerin büyüklüğü karşısında, özellikle 2008’den bu yana dünyanın üzerinde bir hayalet dolaştığını söylemek hiç de abartılı olmaz.

Özdeş Özbay

2011 yılı tarihe devrimci bir yıl olarak geçti. Hobsbawm bu yılı 1848 devrimleri ile kıyaslarken birçokları ise 1968 ile kıyaslıyordu. Her şey Tunus’ta başlamış hızla Mısır ve bütün Ortadoğu’ya yayılmıştı. Bununla da kalmadı Yunanistan ve İspanya’da ortaya çıkan öfkeliler hareketi ve ABD’de başlayıp tüm dünyaya yayılan “İşgal et” hareketi Ortadoğu devrimlerinden ilham alıyordu. Ancak hiçbir toplumsal olayı bir tarihsellik içerisinde değerlendirmeden anlamak mümkün değil.

Doğan Tarkan

1989’da Doğu Avrupa rejimleri yıkıldıktan sonra 1991’de SSCB de dağılınca İkinci Dünya Savaşı’ndan beri süren ikili düzen yıkıldı. Doğu Bloğu çöktü. Batı’nın lideri ABD emperyalizmi hem ekonomik gücü hem de daha önemlisi askeri gücü ile tek süper güç olarak gösterilmeye başlandı. Oysa, Doğu Bloğu’nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan durum çok başlı, çok merkezli yeni bir durumdu.

Ozan Tekin

1999’da Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantıları on binlerce sistem karşıtı aktivist tarafından basıldığında, Sosyalist İşçi, 1970’lerin sonlarında başlayan karanlık bir dönemin kapandığını ve tüm dünyada sınıflar mücadelesinde ibrenin ezilenler lehine dönmeye başladığını tespit ediyordu. Küresel kapitalizmin sözcülerine yönelik kitlesel protestolar dünyanın çeşitli yerlerinde devam etti, ABD’nin Irak işgaline karşı devasa bir savaş karşıtı hareket dünya sahnesine çıktı, 2008’de başlayan ekonomik kriz birçok ülkede genel grevlerin yaşandığı işçi direnişleriyle karşılaştı.

Berk Efe Altınal

Özel güvenlik en hızlı büyüyen ve kâr eden sektörlerden birisi. Özel güvenlik bir “ihtiyaç” olarak tanımlandı, üretildi ve hayatın her alanına girdi. Olağanlaştırılmış bir olağanüstü hali yaşıyoruz. Havalimanlarında, metrolarda, alışveriş merkezlerinde, sitelerde, restoranlarda, plazalarda, fabrikalarda ve gündelik hayatın sürdüğü diğer her yerde özel güvenlik işçilerini, X-ray cihazlarını ve güvenlik kameralarını görmeye alıştık.

Erkin Erdoğan

2007’de başlayan küresel ekonomik krizin 6. yılı geride kaldı. Ancak krizi geride bırakmış değiliz. Ne kamulaştırılan batık bankalar, ne de kemer sıkma politikaları vasıtasıyla yoksulların cebinden ‘zor durumdaki’ şirketlere aktarılan mali kaynaklar ekonomiyi rayına oturtabilmiş durumda. Aksine birçok gösterge, dünya kapitalizminin istikrarsız ve siyasi altüst oluşlara eğilimli bir evreye girdiğine işaret ediyor.

Erdal Bayraktar

Kafamızı kaldırıp baktığımız zaman gördüklerimiz sadece iyi işlenmiş bir mekân düzenlemesi değil. Kâr ve mülkiyet ilişkileri üzerinden sermaye birikimi için işlenmiş bir mekân düzenlemesi. Bunun anlamı, piyasa mekanizması denilen ve “görünmez el” diye tanımlanan – genellikle ceplerimize veya dünyayı belaya sokan pek çok duruma baktığımız zaman görebileceğiz o eli – bir sürecin önüne çıkan her engeli daha çok sermaye birikimi uğruna hiç beklemeden aşmaya çalışması olarak ifade edilebilir.

Roni Margulies

Devrimci partilerin tek bir sorunu vardır. Siz çok daha fazla olduğunu zannedebilirsiniz, ama temel sorun bir tanedir. “Devrim yapmak” değil. Devrimi partiler yapmaz, kitleler yapar.

Temel sorun, devrimi yapacak olan emekçi kitlelerle ilişkilenmek, onlara ulaşabilmek, onlara bir şeyler anlatabilmek, onlardan bir şeyler öğrenebilmektir. Temel sorun budur, çünkü burjuva toplumlarda devrim günlerine kadar, hatta devrim günlerinden epey sonrasına kadar devrimciler toplumun küçük bir azınlığını oluşturur.

Nuran Yüce

İstanbul’da Marmara denizi kıyılarında hummalı bir çalışma devam ediyor. Yenikapı ile Samatya arasındaki yolda kamyonlar birbiri ardına dizilmişler. Dev iş makineleri, hafriyat ekipmanları, hem karadan hem denizden 7/24 durmaksızın çalışıyor. Çok acele bitirmeleri gereken bir işleri var. Türkiye demokrasi ve işçi mücadelelerine yıllarca ev sahipliği yapan ve son dönemlerde kendisi de bir mücadele alanına dönüşen Taksim Meydanı vatandaşlara kapatılırken “kentin bir miting alanına çok büyük ihtiyacı var” denilerek başlanan “İstanbul Metropolü Miting ve Gösteri Alanı”nı bitirmeleri gerekiyor.

Sinan Canbay

“Üstünlüğün parayla kazanılmadığı bir sistem bulmak gerek. Yoksa bütün yoksullar yok olup gidecek ve zenginler baş başa kalacak. Ben bu amansız kapitalizmi istemiyorum.” diyordu, 2000 yılının Nisan ayında, şimdiki UEFA başkanı Michel Platini.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası