Krizle birlikte yaşanan işten çıkarma dalgası ve ücretsiz izin uygulamaları, sendikal örgütlenmeye darbe vurdu. Türk-İş, Hak-İş ve DİSK üyesi 42 bin sendikalı işçi işini kaybetti.
Türk-İş'in oluşturduğu "Krize Karşı Emek Masası"na fabrikalardan gelen bilgiler otomotiv-metal, çimento-seramik, tekstil ve gemi yapımı sektörlerinde işten çıkarmaların yoğunlaştığını gösterdi.

Ankara’da seçim: “Sağa çek, inecek var”

Ankara'da da seçimler esas olarak iki adayın etrafında döndü: Yıllardır Ankara'ya yapışmış bir kene gibi başkan kalan ve hakkında yüzlerce şaibenin bulunduğu Melih Gökçek ve Ergenekon'un avukatı Baykal'ın CHP'sinden adaylığını açıklayan Murat Karayalçın.

Seçimlerde DTP’nin zafer kazanması, barış olanaklarının güçlenmesi anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde bir yandan Kürt sorunu çok daha yoğun tartışılacak. Sadece sorun değil çözüm olasılıkları da daha yoğun tartışılacak. Ama diğer yandan CHP ve MHP’nin oylarını artırması çözüm önündeki milliyetçi engellerin de baş ağrıtmaya devam edeceğini gösteriyor.

Roni Margulies
Yönetmen elini kaldırıp “Kes” diye bağırsa, sinirli sinirli “Olmadı, son sahneyi baştan çekiyoruz” diye homurdansa. Ve 23 Temmuz 2007 gününe geri dönsek. Kameralar yeniden çalışmaya başlasa. Ufuk Uras’la Baskın Oran bir basın açıklamasında elele tutuşup ellerini kaldırıp “Biz kampanyalarımız sırasında çizdiğimiz hat üzerinde yürümeye devam edeceğiz, 2009 belediye seçimlerine ve 2011’e şimdiden hazırlanmaya başlayacak ve yepyeni, kitlesel bir sol inşa edeceğiz” dese.
Bugün nerede olurduk? Müneccimlik etmeyelim, sinema başka, hayat başka, ama herhalde şu anda bulunduğumuz yerde olmazdık. Koskoca memlekette ne muhafazakâr ne de milliyetçi olanların oy verecek parti bulamadığı bir durumda olmazdık.

İlk duruşmaları 20 Temmuz’da

Ergenekon Terör Örgütü davasının ikinci iddianamesi Türkiye'de ilk kez bir darbe girişimini ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. 28 Şubat'a da 12 Eylül'e de benzemeyen bir darbe yapmak ve '10-15 yıl iktidarda' kalmak istiyorlardı. Ancak suçüstü yakalandılar.
Türkiye bir darbeler ülkesi. 27 Mayıs, 12 Mart 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri başarılı oldu. Darbeciler kendi hukuklarına yarattılar, ancak hiçbiri işledikleri suçtan dolayı yargılanmadılar. Darbeciler ilk kez yargılanıyor.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir helikopter kazasında ölmesiyle, medya arkasından günlerdir ağıt yakıyor. Türkiye büyük liderini kaybetti, ülke büyük evladına ağlıyor v.b. ifadeler neredeyse bütün gazetelerin manşetine taşındı. Öyle ki siyasi partiler seçim programlarını iptal edip, BBP Genel Merkezi’nde sıraya girdiler. Demeç veren her siyasi, onun ne kadar büyük bir değer ve lider olduğunu anlattı. Hürriyet Gazetesi daha ileri gidip, Abdullah Çatlı ile dostluğunu, aynı davanın ve kaderin insanları olduklarını anlatan duygu dolu haberler kaleme aldılar. Türkiye’de faşist hareketin önde gelen isimlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu’nun katliamlarla, cinayetlerle dolu olan yaşamından hiç bahseden olmadı.

Bir Latin Amerika ülkesi olan El Salvador'da 16 Mart'ta yapılan seçimlerde 20 yıllık muhafazakar sağcı iktidar yıkıldı. %50'nin üzerinde bir oyla seçimlerin galibi, eski bir gerilla örgütü olan Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN) oldu.
El Salvador'da 1980 yılında, 12 yıl boyunca 75 bin insanın ölümüne yol açan bir iç savaş patlamıştı. Katliam büyük ölçüde ordu ve paramiliter örgütler tarafından gerçekleştirilmişti. FMLN ise, bu iç savaşta ABD destekli askeri yönetime karşı savaşan örgütlerin bir koalisyonu olarak ortaya çıkmıştı. Savaşın bitiminden bu yana ise ülkeyi hep egemen sınıfın desteklediği sağ koalisyon ARENA partisi yönetmişti. ARENA dönemi ülkede muazzam bir yoksulluğa ve gelir dengesinde inanılmaz bir eşitsizliğe neden oldu. Ülkenin zenginliğinin yüzde 44'ünü, nüfusun binde 3'lük bir azınlığı kontrol ediyor.

G20 zirvesi bu hafta Londra'da toplanıyor. Dünyanın toplam üretiminin yüzde 85'ini yapan, dünya ticaretinin yüzde 80'ini denetleyen 20 ülkenin lideri, krize kapitalistlerin çözümünü bulmak için buluşacak.
Finans sektöründe sanayi üretimine sıçrayan kriz için hükümetler bugüne kadar 200 trilyon dolar harcadı. Bu sıradan bir insanın hayal edemeyeceği büyüklükte para şirketleri kurtarmak için harcandı. Ancak işe yaramadı. Kriz devam ediyor. G20 zirvesi ise kapitalistlerin bölünmüşlüğü ve çözümsüzlüğüyle başlıyor.
G20 küresel kapitalizm için giderek daha fazla merkezi bir örgütlenme özelliği taşıyor. Buradan çıkan kararlar tüm dünyada hükümetler tarafından uygulanacak. Ortaya çıkan eğilimler kriz içerisindeki yeni-liberal partilere yön verecek. Onlar 6 milyar insanın hayatı hakkında karar verecek.

Milyonlarca insan işini kaybederken bankaların kurtarılması, iklim değişikliği konusunda hiçbir şey yapılmaması, insan ihtiyaçlarını hiçe saydığı artık açıkça ortaya çıkmış olan kâr odaklı sistemin yarattığı öfkenin odaklandığı önemli yerlerden biri G20 zirvesi. Bu yüzden 2 Nisan'da Londra'da toplanacak olan G20 zirvesine karşı protesto hazırlıkları bir süredir devam ediyordu. G20'ye karşı eylem haftasının ilk büyük olayı 28 Mart'ta Londra'da yaşandı. 150'yi aşkın sendikanın, çeşitli alanlarda faaliyet gösteren ve aralarında hayır kurumlarının, çevre örgütlerinin de bulunduğu sivil toplum örgütlerinin ve aktivist gruplarının bir araya gelerek oluşturduğu "Önce İnsan" koalisyonunun yürüyüşüne yaklaşık 40 bin kişi katıldı. Böylece polisin ve medyanın yıldırma çabalarına rağmen gösteri tahmin edilenden büyük oldu. Bu aynı zamanda kriz başladığından beri krize karşı Londra'da yapılan en büyük yürüyüş.

Ergenekon soruşturması Fırat’ın doğusuna uzandı. Ölüm kuyuları açılıyor. İçinden kemikler, kanlı bez parçaları çıkıyor. Türkiye Barış Meclisi aktivisti Hakan Tahmaz, tam da bu sıcak gelişmelerin ortasında Silopi’ye Botaş kuyularını görmeye gitti ve izlenimlerini Sosyalist İşçi’ye yazdı. Geçen hafta teknik bir sorunn nedeniyle yayımlayamadığımız yazı için yazardan ve okurlardan özür diliyoruz.

Bir dizi “sol” örgüt için bir süredir tek konu AKP karşıtlığı. Bunlar başka hiç bir ilgi alanına sahip değiller. Bu nedenle çok sık Ergenekon Terör Örgütü ile aynı yere düşüyorlar.
29 Mart seçimlerinde gördük ki AKP’nin oyları yüzde 7 kadar düşerken MHP, CHP ve Saadet Partisi’nin oyları yüzde 2’şer artmış durumda.
AKP’nin oylarının düşmesi olumludur. Daha da gerilemesi için çalışmak gerekir, ama AKP oylarının gittiği yer önemlidir. MHP ve CHP’ye giden AKP oyları olumlu bir sonuç mudur.

Bu hafta on milyonlarcamız oy kullandık. Çok doğal, değil mi? “Ne var ki bunda?” denebilir.
Kürt illerinin hemen hepsinde DTP kazandı, oy oranını artırarak birinci parti oldu. Diyarbakır, Dersim, Batman, Hakkari ve Şırnak’ta koltuklarını korudu, Iğdır’ı MHP’den, Siirt ve Van’ı AKP’den aldı. Devletin defalarca hedef gösterdiği, ikide bir dava açtığı Osman Baydemir yüzde 65 alarak yine Diyarbakır belediye başkanı seçildi. Çok doğal; ne var ki bunda? Değil mi?

Barrack Obama’nın yeni Afganistan ve Pakistan stratejisi ürkütücü. Afganistan’ı işgal altında tutan ABD, Afganistan’a sömürge tarzı bir “idareci” atayacak ve bu başkan Afganistan lideri Hamid Karzai’nin “yanında” ülkeyi yönetecek! Yeni “idareci”nin işlevi ise Afgan başkanınının iktidarını zayıflatmak olacak.
Sovyet işgali esnasında ülkenin içişleri bakanı ve istihbarat görevlisi olan Muhammed Hanif Atmar bu görev için düşünülüyor.

Avrupa anti-kapitalist solu geçtiğimiz Aralık'ta Paris'te NPA ve LCR'ın davetiyle bir araya gelip bir toplantı yapmıştı.Bu toplantıyı destekleyen örgütler aşağıdaki ortak açıklamayı yaptılar:
İlk olarak; Yunan gençliğinin, Andreas Grigoroupoulos'un ölümüne karşı isyanı ile dayanışmamızı ifade etmek istiyoruz. Bu önemli süreçte; biz anti-kapitalist solun baskı, kapitalist planlar ve Karamanlis hükümetinin yozluğuna karşı savaşını tamamıyla destekliyoruz.

Jim Wolfreys
Fransa'daki Yeni Anti-kapitalist Parti'ye şimdiden 9 bin kişi katıldı. Yeni parti neoliberalizme karşı mücadeleyi güçlendiriyor.
Nouveau Parti Anticapitaliste (Yeni Antikapitalist Parti), daha yeni kurulmasına rağmen Sarkozy'nin sosyal hakları ve iş koşullarını hedef alan neoliberal politikalarına karşı mücadeleyi mümkün kılıyor. 29 Ocak'taki genel greve 2,5 milyon kişi katıldı ve nüfusun yarısının gelecekte harekete geçebileceğini gösteren anket sonuçları mevcut.

Amerika’da yaşayan 7 yaşında bir çocuğa “Neden savaşıyoruz?” diye sorulduğunda ne cevap alınır? İnternet üzerinden ücretsiz izlenebilen 2005 yapımı belgesel film “Neden Savaşıyoruz?” bu sorunun cevabını mümkün olan pek çok açıdan ele alarak ABD’nin Irak’ta ne işi olduğunu anlamaya çalışıyor.

n Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm,
Friedrich Engels,
104 sayfa,
Sol Yayınları

Günümüzde çoğu sosyalist kendi fikirlerini ütopya kavramıyla açıklı- yor. "Bizim ütopyamız" kelimeleriyle başlayarak kapitalizmi eleştiriyor. Marks'ın yoldaşı Engels'e göreyse kendi sosyalizm anlayışlarının ütopyayla yakından uzaktan bir ilgisi yoktu. Engels, ütopyacı sosyalizm anlayışlarıyla marksizmin karşılaştırmasını Anti-Dühring adlı kitapta yer alan üç bölümde yaptı. Bu bölümler yazar tarafından yeniden düzenlenerek Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm başlığıyla ayrıca bir kitapçık olarak yayınlandı.

İklim değişimi bütün sorunlardan daha büyük bir sorun olmayı sürdürüyor. Sorunun kökeni çok açık. G. W. Bush, iki sene önce nihayet, küresel ısınmanın insan etkisiyle gerçekleştiğini itiraf etmek zorunda kalmıştı.
Ama insan etkisi de çok açıklayıcı değil. Bildiğimiz gibi, insan var, insan var. İnsanı küresel ısınmanın sorumlusu olarak göstermek, iklim değişimini reddetmekten ya da iklim değişiminin doğal tarihin normal bir sonucu olduğunu iddia etmekten daha ileri bir adım olsa da sistem sorununu gizlemeye yarıyor. İklim değişiminin sorumlusu insan değil, üretim ilişkileriyle insanları çeşitli tercihlere zorlayan kapitalist sistem. 1999 Gölcük depreminde, birkaç saniyeliğine de olsa zenginlerle fakirlerin eşitlendiği söyleniyordu. Büyük futbol takımlarının tribünlerinde zenginlerle fakirlerin aynı ruh haline sahip olduğunun söylenmesi gibi.

Türkiye bir seçimi daha geride bıraktı. Her seçim sonrası olduğu gibi 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nin üzerinde de çok konuşulacak. İlk seçim sonuçlarının alınması ile birlikte ekranı kaplayan ‘yorum fırtınası’ dinmeksizin sürüyor. Seçim sonuçlarını verileri çarpıtmadan farklı şekillerde okumak, yorumlamak elbette herkesin hakkı. Ama bazı çevrelerin her şeye, her veriye gözlerini kapayarak eski ‘bildik’ tekrarları yapması ve AKP’nin “hezimete uğradığı” gibi sonuçlar üretmesi artık hiç şaşırtıcı gelmiyor. Ne de olsa, toplumca bir Ergenekon İddianameleri eğitim sürecinden geçtik sayılır.

Sİ Ankara - Son zamanlarda ODTÜ'de ardı ardında yaşanan güvenlik kameraları, soruşturmalar, gözaltılar, topluluk etkinliklerinin sansürlenmesi ve etkinliğe jandarma gönderilmesi, jandarmanın öğrencilere saldırması ve geçen hafta yaşanan çatışma sebebiyle öğrenci toplulukları birararaya gelerek bir etkinlik planı hazırladı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası