IMF toplandı, dolar çöktü
Paranın efendileri İstanbul’da toplandı. Devlet başkanları, maliye bakanları, ekonomi, bürokratları, IMF ve Dünya Bankası’nın 13 bin görevlisi ve şirket temsilcileri krizi çözmek yönünde hiçbir öneri ileri süremedi.

Başbakan “daha adil bir dünyadan” bahsetti.  Toplantıdakilerin dışarıdaki protesto seslerini duymalarını istedi. O sırada bir kilometre ötede polis IMF karşıtlarını gazla boğmakla meşguldü. İshak Kalvo, gazdan dolayı yaşamını yitirdi.

Dünya Bankası başkanı gelecek yıl krizden dolayı 59 milyondan fazla insanın işsiz kalacağını ve 50 bin bebeğin öleceğini söyledi. İklim değişikliğinin getireceği felaketten de bahsetti. IMF’nin “sosyalist başkanı” yoksulluktan, insanlığın sorunlarından bahsetti. Kimileri bankaları suçladı.

Krizin sorumluları, milyonları işsiz ve aç bırakanlar aslında sistemin çöktüğünü itiraf etti. Dünyanın işçilerine, yoksullarına önerdikleri ise işlerin eskisi gibi devam etmesiydi. İstanbul’da kapitalistler krizi konuşurken altın ve borsa yükseldi, dolar ise tarihi bir düşüş yaşıyor.

Yıldız Önen
MSF 25-30 Eylül’de Diyarbakır’da Sümer Park’ta 10 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Kurucuları  arasında olduğumuz MSF’deki tartışmalar Kürt sorununda ne kadar doğru bir yerde olduğumuzu bir kez daha gösterdi. Kürtler barış istiyor ama onurlu bir barış istiyor demiştik. MSF bunun tartışıldığı büyük bir forum oldu. Konuşmacı olduğumuz toplantılarda yaptığımız vurgular Kürt hareketinin “Türkiye solu bizi anlamıyor ve bize sahip çıkmıyor DSİP hariç” demelerine sebep oldu. MSF’yi birlikte örgütlediğimiz aktivistler tüm önerilerimize sahip çıkarken bize duydukları güveni gösteriyorlardı. 

Şenol Karakaş
Uzun bir süredir yaşanan tartışmalar giderek daha somut bir hale geldi ve Türkiye'de yeni bir sol partinin kurulması için başlatılan girişimler hız kazandı. Siyasal alanda yaşanan gelişmeler, küresel ekonomik krizin etkileriyle birlikte düşünüldüğünde yeni ve kitlesel bir sol parti için adımlarımızı daha da hızlandırmak zorundayız.

Ersin Tek
"1992'de Diyarbakır'dan Bursa'ya geldik. Ailece Diyarbakır'ı tutarız. Maçta 'PKK dışarı' diye bağırmaya başladılar. 'Biz PKK değiliz' diye cevap verilince olaylar başladı. Üzerimize adeta taş ve koltuklar yağıyordu. Maç süresince sürekli gözüm havada yanımda bulunan oğlum ve yeğenimin üzerine bir şey geliyor mu diye baktım, korktum." 

6 Ekim'de kitle örgütlerinin, emek hareketinin çağrısıyla Taksim'de IMF ve Dünya Bankası'na karşı toplandık. Taksim Meydan'ında buluşan sendikalar, grevlerden,direnişlerden gelen işçiler, emekçiler, sosyalistler, antikapitalistler bir araya geldi. Aynı saatlerde milyonlarca insanı yoksullaştıran, işsizliğe sürükleyen kan emici örgütleri, IMF ve Dünya Bankası'nı protesto etti. Ancak IMF ve Dünya Bankası'nın heyetinin güvenliğini sağlayan polis teşkilatı;

IMF'ye karşı sokağa çıkılan gün, polisin müdahalesine bir de örgütlü faşistlerin saldırısı eklendi. Ellerinde sopalarla IMF karşıtı gösterici avında polislerin yanında koşturan, "amirim" diye polislerle konuşan ve sokağa barikat kurduğu gözlenen bu grupları kimi medya kuruluşları vatandaşlar olarak yansıttı. Bu toplumda, IMF'yi koruma ve kollama duygularının yüksek olmadığı bu kadar aşikarken, "amir"lerine sadık olanların MHP’li ve BBP’li örgütlü faşistler olduğunu biliyoruz.

 

İrem Nur Aksu - Ersin Tek
IMF toplantılarının ilk gününden yine belirsizlik çıktı. Küresel sermayenin temsilcileri daha önce de G20 ve G8 toplantılarından da aynı tablo çıkmıştı. Türkiye Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın sözleri toplantıların özeti gibi: "Bu toplantılara damgasını vuran husus, '[krizden] çıkma zamanı geldi mi, gelmedi mi?' bu konuyu tartışıyorlar. Ortaya herhangi bir fikir birliği çıkmadı. Bunun için de erken. Bu iş oldu, tamamen çıkıyoruz demek için erken."

İrem Nur Aksu
"Proleterlerin, kendi zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Halbuki kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri birleşin!" (Komünist Manifesto - Marx ve Engels)

Yıl 2009 ve bugün sloganlar biçim değiştirse de içini dolduran fikirler eski olduğu kadar güncel hâlâ. Marks ve Engels'in kaleme aldığı Manifestoda söylediği bu cümle gibi. Hala işçilerin kaybedecekleri hiçbir şeyi yok. Tıpkı kapitalizmin tarihinin de eski olduğu gibi, ama arada bir fark var, kapitalizm şimdilerde krizde!

Burak Demir
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni yasama yılının açılmasıyla, birkaç aydır Türkiye'nin değişmez birinci gündem maddesi olsan Kürt açılımı farklı bir döneme giriyor. Aylardır çeşitli kişi ve kurumlarla görüşmeler yapıp çözüm için zemin hazırlamaya çalışan hükümetin, artık yol haritasını -az ya da çok- açıklayarak somut adımlar atmaya başlaması bekleniyor. Ancak diğer taraftan, barış umuduyla süreci takip edenlerin umutlarını azaltacak gelişmeler de yaşanıyor.

Roni Margulies
"Evet ama, AKP samimi mi?" Bu soruyu çok sık duyuyorum.

Solun TKP tarafından temsil edilen kesimi sormuyor bu soruyu elbet. Onlar zaten Kürt Açılımı'nın başarısız olmasını, savaşın devam etmesini istediği için, umurlarında bile değil. Onlara göre, zaten bir "açılım" filan yok. Sadece Amerikan emperyalizminin bir katakullisi var. Emperyalist dış güçler Türkiye'yi bölmeye çalışıyor, AKP de dış güçlerin maşası olarak bu bölme girişimini uyguluyor. Mesele basit.

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi 5 Ekim'de sendika genel merkezine gelen bir saldırgan tarafından sekiz kurşunla yaralandı.

Olay sırasında Süleyman Çelebi'nin yanında bulunan DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, sahte kimlik kullanan saldırgan Cahit Tunçbilek'in para istediğini, Çelebi'nin "ne parası?" sözünden sonra silahını boşalttığını belirtti. 

Volkan Akyıldırım
"Org. İlker Başbuğ'un her fırsatta siyasi alana bulaşıp görev ve yetkilerinin dışına çıkmasına artık bir DUR demenin zamanı geldi. En son Mardin'de bir sınır karakolunda tamamen görev alanının dışında yaptığı konuşmalar hakkında yarın cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuyoruz. Bütün DurDe aktivistleri ve dostlarını basın açıklamasına davet ediyoruz."

Alex Callinicos
Pittsburgh’ta geçen hafta yapılan G20 toplantısının en önemli yanı, yıl içerisinde üçüncü  kez toplanmış olmasıydı. Çok dikkat çekmeyen marjinal bir uluslararası kuruluş olan G20, gittikçe önem kazanıyor.

G20, 1999’da Asya ekonomik krizine çözüm bulmak amacıyla kurulmuştu. Avrupa Birliği ülkelerine ek olarak 19 ülkenin ekonomi bakanları ve merkez bankalarının  üyeliğiyle birlikte sürdürülüyordu. Ancak kurum, 2008’te Londra ve Wall Street’teki çöküşü engellemeyi başaramadığında bu anlamdaki işlevini yitirdi.

Gine'de 50 bin kişi, tüm yasaklara rağmen iktidardaki cuntayı protesto etmek amacıyla 28 Eylül günü barikatları aşarak başkent Konakri'deki bir stadyumda toplandı. Ellerinde "Kahrolsun cunta!" yazan dövizler taşıyan göstericilerin üzerine ateş açan askerler son haberlere göre 157 kişinin ölmesine, binlercesinin yaralanmasına neden oldu. Bazı askerler kadınlara tecavüz edip evleri ve dükkanları yağmaladı. Cunta lideri Dadis Camara, darbe karşıtlarının devlet otoritesini zayıflatmak isteyen kimseler olduğunu ve mutlaka engelleneceklerini söyleyerek saldırıları arttırdı.

IMF karşıtı etkinlikler, esas olarak küçük eylemler şeklinde geçti. IMF zirvesi sırasında yapılan ve polis şiddetine maruz kalan genel eylem de dahil, etkinliklerin temel sorunu kitlesel olmaması değil, kazanmak için örgütlenmemiş olmasıydı.

Bu zirve sırasında kazanmak, toplantıların iptal edilmesini ya da sokaktaki hareketin de en az toplantılar kadar tezlerini dünya kamuoyuna duyurmasını sağlamaktı.

Böyle olmadı.

Nuran Yüce
Yıllardır neredeyse çığlık atıyoruz: Gezegen tüm canlı yaşamıyla birlikte büyük bir iklim felaketiyle yüz yüze. Bu çığlıklar hükümetlerin, karar alıcıların umurunda değil. Binlerce bilim insanının raporları umurlarında değil. Ani iklim değişimi aşamasına gelinip gelinmediği, geri dönüşü olmayan noktaya ulaşma ihtimali umurlarında değil.

Umurlarında değil, çünkü ufukları, IMF'nin ekonomi-politikalarının serbest piyasayı, mali piyasaları güçlendirmeyi hedefleyen bakış açısıyla birebir örtüşüyor. İklim felaketinin en önemli sorumlusu ise bu bakış açısına sahip olan devlet politikaları. IMF'nin sermayenin serbest dolaşımı yönündeki bakış açısı ve dayatması ve Dünya Bankası'nın bu politikaların ikiz kardeşi olan "yardım" anlayışı, iklim felaketinin de tetikleyicisi.

Kömür yakın

DB 2010 Dünya Gelişmişlik Raporu'nu "İklim Değişikliği ve Kalkınma" konusunda hazırladı. Rapora göre DB bir yandan yenilenebilir enerjinin önemine vurgu yapıyor, ama aynı zamanda pratik olarak küresel iklim değişikliğinin en önemli nedenlerinden birisi olan kömürlü termik santralleri de teşvik ediyor. Rapor şunu da söylüyor, Eğer karbondioksit salımını düşürmek için acil önlemler alınmazsa bu yüzyılın sonuna kadar küresel sıcaklıkta 5 derecelik bir artış olacak:

"İklim bu hız ve büyüklükte değişirse mevcut türlerin yarıdan fazlası yok olabilir. Deniz seviyeleri bu yüzyıl içinde bir metre yükselerek 60 milyon insanı tehdit altında bırakabilir. Tarımsal üretim tüm dünyada azalabilir, bu da her yıl üç milyon insanın daha yetersiz beslenmeden ölmesi anlamına gelir." Bu çarpıcı verileri aktaran kurumun akıl, mantık ve vicdan gereği, tüm kaynaklarını bu süreci durdurmak üzere kullanması değil mi? Tam tersi. Dünya Bankası önümüzdeki 40-50 yıl boyunca her sene milyonlarca tonluk karbondioksit salımı yapacak olan devasa kömür santrallerine para veriyor.

Hindistan

Geçtiğimiz sene Dünya Bankası, ortağı olan Asya Kalkınma Bankasıyla birlikte, batı Hindistan'ın Gujarat eyaletindeki bir kömür santralinin finansmanı için 850 milyon dolarlık kredi sağladı. Yenilenebilir enerji yatırımlarına ise 700 milyon dolar kaynak ayrılmasını öneriyor. ABD'de lobi faaliyeti yürüten Çevre Koruma Fonu isimli grup, kurulacak bu santralin Hindistan'da kurulması planlanan 9 santralden ilki olduğu ve önümüzdeki 50 yıl boyunca yılda 26.7 milyon tonluk karbondioksit salımını yaparak dünyanın en büyük sera gazı üreticilerinden biri haline geleceğini belirtiyor.

Banka ayrıca Güney Afrika'nın 6 kömür santrali kurulmasını da içeren enerji genişletme planına 5 milyar dolarlık bir katkı yapıyor. Bu ikiyüzlülük, bu sahtekarlıktan başka bir şey değil.

IMF ve Dünya Bankası'nın yönetim anlayışında bir reformla bu iki kurumun yeniden düzenlenmesi de konuşuluyor. Bu iki kurumun reforme edilmesi değil, kendilerini lağvetmesi gerekiyor. Tüm sempatik görünümüne rağmen, DB'nin kalkınma anlayışına yakından bakınca, bu kurumun da en az IMF kadar tehlikeli olduğu görülüyor.

Sınıf farkı

İklim değişikliğinin etkileri farklı toplumsal sınıflardan insanı farklı bir şekilde etkiliyor. Sera gazı emisyonlarını tırmandıran şirketlerin sahipleri ve kar ortaklarının ısınmayla ilgili bir problemleri yok ve ısınmaktan, kürenin ısınmasından şikayetçi de değiller. Onların parıltılı yaşamları, iklim değişimine neden olan sanayinin sürekli kâr yaratmasına bağlı.

Milyonlarca yoksul insan içinse durum tümüyle farklı.

Sorunumuz politiktir. Şirketlere ve sözcülerine karşı, artık tüm insanlığın ve tüm gezegenin sözcülüğünü emekçi sınıflar yapmak zorunda. Daha radikal taleplerle, daha radikal, daha kitlesel bir mücadele sürdürülmek zorunda. İklim değişimini durdurmanın başka bir yolu yok. 24 Ekim ve 12 Aralık’taki küresel ısınmaya karşı eylemleri gelin hep birlikte örgütleyelim.

Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü (IFPRI) son yayımladığı raporunda iklim değişikliğinin tarımsal üretimi azaltacağını ve artacak fiyatlarla gelişmekte olan ülkelerde açlık sorununun baş gösterebileceğini belirtiyor. ''İklim Değişikliğinin Tarım Üzerindeki Etkilerinin Kapsamlı Değerlendirmesi'' başlıklı raporda, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında Güney Asya'nın geldiği, iklim değişikliği hızının mevcut şekliyle devam etmesi durumunda, en kötü senaryoya göre, bölgede buğday başta olmak üzere tarımsal üretimin yüzde 50 oranında azalabileceği belirtildi. 

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası