Suriye devrimiyle dayanışmak, Suriyeli sığınmacıların tüm haklarının tanınması için çalışmak üzere bir platform kuruldu.

Suriye Halkının Yanındayız Platformu, bir yandan da Suriyeli sığınmacıları hedef alan ırkçı nefrete karşı mücadele edecek.

22 Eylül’de Taksim’de bir basın açıklamasıyla kampanya, dayanışma ve eylem programını duyuracak olan platform, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe girişiminin çağrısıyla başlayan imza kampanyasına destek verecek. 6 Ekim’de düzenlenecek olan “Suriyeli sığınmacılar kardeşimizdir” forumunun örgütlenmesi için adım atacak.

Esad diktatörlüğünün vahşetinden kaçıp Türkiye’ye sığınan 80 bin çocuk, kadın ve yaşlı mülteci kendilerini “milliyetçi”, “ulusalcı” hatta “solcu” olarak adlandıran ırkçılar tarafından “terörist” ve düşman ilan ediliyor. Hatay’daki gösteri yapan ırkçılar mezhep çatışması çıkarmaya çalışıyor. Ölümden kaçan insanlara ev kiralanmaması, dışlanmaları çağrısı yapılıyor. Sığınmacılar tedirgin.

“Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” pankartı önünde konuşma yapmaktan çekinmeyen İdris Naim Şahin hala bakanlık koltuğunda otururken, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar “Bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı kim olursa olsun, kanında, sütünde bozukluk yoksa terör olgusunun içinde olmaz” ırkçı çıkışını yaptı ve Kürtleri hedef aldı.

1994’te Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının bedelini, binlerce ölü veren Kürt ve Türk yoksulları ödedi.

AKP hükümeti CHP ve MHP’nin desteğiyle aynı şeyi yapmak, BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak istiyor. Bu tehlikeli girişim savaşı körükleyerek yeni ölümlere yol açacaktır.

3 milyona yakın oy almış bir partinin iradesini yok sayamazsınız. Yasaklarla Kürt halkının özgürlük isteğini bastıramazsınız. Silahların değil çözümün konuşulacağı bir ortam için BDP'li milletvekillerinden elinizi çekin! İmza ver, tepki göster: ww.vekilimedokunma.blogspot.com

Mobbinge Son Kampanyası, farklı sektörlerden sendikalı ve sendikasız işçilerin bir araya gelmesiyle oluşturuldu. Çalışma yaşamını derinden etkileyen ve neoliberalizmin gelişmesiyle giderek yaygınlaşan mobbinge karşı işyeri eksenli mücadeleyi temel alan ve geniş bir işçi ağı haline gelmeyi hedefleyen kampanya, kurulduğu günden bu yana geçen 4 ay içerisinde bir konferans ve iki basın açıklaması düzenledi.

Kampanyanın kış programı oldukça yoğun. 15 Ekim’de mobbingci Heinrich Böll Stiftung’a karşı bir basın açıklaması düzenlenecek. İMO’ya karşı direnişini sürdüren Cansel Malatyalı’ya dayanışma ziyareti gerçekleştirilecek. Kasım ayında ise Galatasay’dan Taksim’e milletvekillerinin, kampanya imzacılarının ve aktivistlerin katılımıyla bir yürüyüş yapılacak.

Sınıf mücadelesi saf bir işçi-burjuva mücadelesi olarak gerçekleşmiyor. İşçi sınıfı, hem bir dizi toplumsal sınıfla çevrelenmiş durumda olduğu için bu sınıfların fikirleri, alışkanlıkları tarafından kuşatılmıştır hem de kendi içinde bir dizi gerçek bölünme nedeniyle egemen sınıfın fikirlerine açık bir halde sınıf şekillenmesini sürdürür.

İşçi sınıfının yaşadığı bölünmelerin her biri, sınıf bilincinin gelişmesinde anahtar bir role sahip olan kolektif dayanışmanın ve mücadelenin örülmesine engel olur. Bu yüzden, sadece genel mücadele değil, en küçük, en önemsiz gibi görünen her bir mücadele konusunun işçi sınıfının birliğinin sağlanması ve kolektif dayanışmasının örülmesi, diğer bir deyişle egemen sınıfın egemen fikirlerinde gedikler açması çok önemlidir.

Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Karaçam beldesinde hidro elektirik santrali (HES) inşaatını basan aktivistler 2 inşaat aracını yaktı. Trabzon Valisi ırkçılık yaparak ''Bunlar zaten Rum dölü bu yüzden istemiyorlar HES'i” dedi.

Vali ırkçılıkla Trabzon halkını bölmeye çalışırken sadece HES’lerin üçte ikisinin yapıldığı Karadeniz’de değil her yerde halk HES’leri istemiyor.

Savaş şiddetleniyor. Her gün yeni ölüm haberleri geliyor. Ölümlere tepkilere ve barış çağrılarına yanıt veren Başbakan “'Silahların bırakılmasını isteyenler varsa bizler, devlet olarak zaten silahların bırakıldığı yerde operasyonları devam ettirmeyiz” dedi.

Kuşkusuz bu bir TC başbakanı için ileri açıklama. Ancak Erdoğan’a kim neden güvensin ki?

Cengiz Alğan
Suriye’de 14 aydır vahşet yaşanıyor. Babadan oğla geçen diktatörlük rejimine ayaklanan isyancılar Esad ordusu ve özel güçleri tarafından kanla bastırıldıktan sonra Özgür Suriye Ordusu’nu kurup rejimle mücadeleye devam ediyorlar.

50 bin insan Auriye ordusu ve gizli polisi tarafından katledildi. Canlarını kaçıp kurtarabilen, çoğu çocuk, kadın ve yaşlılar olmak üzere yüz binlerce Suriyeli evlerini terk edip başka ülkelere sığındı. Bunlardan 80 bini de Türkiye’deki kamplarda barınıyor. Yaklaşan kışla birlikte sorunları da artacak.

Sığınma tüm dünyada temel insan haklarından biri olarak kabul görmüştür. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi sığınma hakkını şöyle tanımlar:

“Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınmacı ve bu ülkelerce sığınmacı işlemi görme hakkı vardır” (Madde 14/1).

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin, 1951 Sözleşmesi tanımı ile “Irkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişi” sığınmacıdır. Toplu sığınma, iç savaşlar ve çatışmalarda, yoğun baskılarda, büyük afetlerde ortaya çıkmaktadır. Sığınmacılık hukuksal bir statüdür ve sığınmacılar sığınılan devletin koruması altına girerler.

Kürt sorununun çözümünü istediğini söyleyen CHP, cumhuriyet tarihinde bu yolda atılmış en önemli adımı hedef alıyor.

Devlet ile PKK arasında Oslo’da gerçekleşen barış görüşmelerinin mutabakat metnini İngiliz istihbaratından aldığını söyleyen CHP, başbakanın ve hükümetin “anayasal suç” işlediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunacak.

Erdoğan’ın karşı çıkmasına rağmen 28 Şubat soruşturması ilerliyor. “Postmodern darbe” büyük oranda medya eliyle gerçekleştirilmişti. 28 Şubat döneminde gazeteler ile cunta arasındaki ilişkiler, talimatla haber yapışları, Gölcük’te donanma karargahında ele geçirilen belgelerde görülmüştü. Attıkları yalan manşetlerle toplumu bölen ve ordunun hükümeti kolayca düşürmesini sağlayan dönemin medya patronları, gazetecileri ve köşe yazarları savcılığa çağrılıyor.

Yunanistan’da faşist Altın Şafak partisi, göçmenlere ve sosyalistlere yönelik saldırılarını şiddetlenerek sürüyor.

Mayıs ayında gerçekleşen seçimlerde yüzde 7 alan Altın Şafak’ın 4 ay sonra bugün oylarını yüzde 12-14 arasına çıkardığı tahmin ediliyor.

Faşistler elde ettikleri seçim başarısından sonra ilk iş olarak 24 Mayıs’ta göçmenler için kampanya yapan Sosyalist İşçi Partisi (SEK) binasını polislerle birlikte basmaya çalışmıştı.

ABD’li ırkçıların imal ettiği ve ülkedeki başkanlık seçimine Cumhuriyetçilerden yana bir müdahale olarak yorumlanan “Müslümanlarım Masumiyeti” adlı İslamofobik film, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaygın gösterilere neden oldu.

11 Eylül’de Libya’da ABD büyükelçisi ve 3 elçilik çalışanı öldürüldü. Yemen’de ABD elçiliği basıldı. Mısır’da da ABD elçiliğine saldırıldı. Afganistan’da Taliban NATO üssüne girdi. Olaylar üzerine bildiri yayınlayan Mısırlı Devrimci Sosyalistler şu değerlendirmeyi yaptı:

Ekonomik büyümenin yüzde 8,5 gibi üst bir seviyede seyrettiği 2011’de Türkiye’de zengin ile fakir arasındaki uçurum 8 kat olarak gerçekleşti. Ekonomik büyümeden emekçi sınıflar pay almadığı devletin resmi istatistik kurumu tarafından açıklandı. Tükiye İstatik Kurumu (TÜİK) 2011 Gelir ve Yaşam Koşulları araştırmaları adaletsizliği ve eşitsizliği ortaya koydu:

12 Eylül mahkemesine verdiği savunmada, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine dayanarak vatanı “kurtarmak” için darbe yaptıklarını söyleyen darbeci generaller Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın nasıl kendi ceplerini doldurdukları açığa çıktı. İşledikleri insanlık suçları ortada ve toplumun vicdanında çoktan mahkum edilmiş olan darbeci generaller hala kollanıyor!

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası