Milli hasıladan savunmaya ayrılan pay sıralamasına göre Türkiye Avrupa’daki ülkeler arasında birinciliği göğüslemiş durumda. 2013 SIPRI’ ın raporuna göre 19.1 Milyar $ bütçe ile dünyada en çok askeri harcamalar yapan 14. ülke. 2000’lerden bu yana askeri harcamaların hasıladaki payı düşse de harcanan paralar bir önceki dönemlere kıyasla ciddi bir şekilde artış gösterdi. Bütçe içerisindeki sıralamasına bakılınca dördüncü sırada.

Elbette gizli diplomasi altında yapılan savunma harcamalarının bilgisine sahip olamıyoruz.

Meltem Oral

Milliyetçilikle ve bu geleneği temsil eden siyasi organizasyonlarla ara sıra da olsa, kısa dönemli de olsa, seçim süreci de olsa, tek aday için de olsa, azıcık da olsa uzlaşmak mümkün değildir. Çünkü milliyetçilik; özgürlükle, demokrasiyle, barışla, eşitlik ve adaletle tamamen ters bir gelenektir.

Öncelikle milletler ve milliyetçilik doğal ya da doğuştan gelen olgular değildir. Kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkışının bir sonucu olarak icat edilmiş geleneklerdir.

Soma katliamı, tüm kamuoyunun ilgisini işçi sınıfının varlığının üzerine odakladı. Son otuz yıldır işçi sınıfının varlığından söz edenlere, “bunlar eski hikayeler, şimdi yeni şeyler söylemenin zamanı” yanıtını verenler, Soma’da yaşananların ardından, işçi sınıfının varlığı hakkında daha az şüpheli tartışmaya başladı.

Soma’da maden ocaklarının altında kalan işçiler bir şeyi bir kez daha kanıtladı: İçinde yaşadığımız toplumsal örgütlenmede, temel üretici güç, işçi sınıfıdır. Üretilen tüm zenginliğin kaynağı işçilerin önemli bölümünün karşılığı ödenmeyen emek gücüdür. Bu basit gerçeğin görünür olması için 301 işçinin ölmesi geremiyordu ama Soma katliamının ardından sadece madenlerde değil, üretimin gerçekleştiği tüm alanlarda taşeronluk mekanizmasının nasıl devrede olduğu ve ne kadar tehlikeli bir kan emici gibi işlev gördüğü açığa çıktı.

HDP heyetinin son İmralı görüşmesi ve görüşmenin ardından yaptığı açıklamalar umut dolu. PKK lideri Abdullah Öcalan, heyette yer alan Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken’le yaptığı konuşmada şu görüşlere yer verdi: “En önemli realite sürecin yeni bir aşamaya gelmiş olmasıdır. Gelinen noktada ciddi bir başlangıç için önemli bir umut vardır ve bu umut korunarak geliştirilmelidir.”

Gezi direnişinin yıl dönümünde İstanbul’da tam bir devlet terörü yaşandı. 25 bin polis ve 50 TOMA’yla Gezi direnişinin yıl dönümünde eylem yapmak isteyenler şiddetle bastırıldı.

Çağdaş Hukukçular Derneği, İstanbul’da 126 kişinin göz altına alındığını, İHD ise 13 kişinin yaralandığını açıkladı. Gezi Parkı’na çıkan tüm yollar polis ordusuyla dolduruldu.

2013 yılının Nisan ayından beridir, hükümet, özellikle İstanbul’da Taksim ve civarındaki gösterilere şiddet uygulayarak yasak koyuyor. Hükümet, mevcut anayasadaki bir hakkı kısıtlıyor.

Anayasa’nın 34. Maddesi şöyle: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

Gezi direnişinden beri, bir dizi muhalif örgüt ve platform, Gezi’nin tekrarlanması umuduyla Gezi Parkı’nda ve civarında eylem çağrısı

yapıyor. Bu çabalar boşuna. Boşuna zira, Gezi bir örgütün çağrısıyla gerçekleşen bir direniş değil, sosyal çelişkilerin derinleşmesiyle açığa çıkan kendiliğinden bir patlamadır. Sosyal patlamalar, aynen tekrar edilemez.

Önceki hafta gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerini, küresel kapitalizmin 2007’de ABD’de başlayan ve 2008 yılında Avrupa’yı vuran krizinden bağımsız ele almak mümkün değil.

Seçim öncesi siyasi tartışmalar, krizden çıkış için ekonomi politikaları, AB’nin yapısı ve işlevi, göçmen “sorunu” ve göçmen düşmanlığı etrafında şekillendi.

Avrupa’nın birçok yerinde, özellikle krizin faturasını emekçilere ödetmek için uygulanan kemer sıkma politikalarının en çok vurduğu bir dizi Akdeniz ülkesinde, radikal sol partiler sağa göre çok daha hızlı yükseldi.

Krize karşı yıllardır işçi sınıfı merkezli bir direnişin olduğu Yunanistan’da, seçimleri beklendiği gibi Syriza kazandı.

2011 yılı altüst oluşlar, devrimler yılı olarak geçti tarihe. Tahrir’de başlayan meydan işgali devrimle sonuçlanmış ve isyan dünyanın dört bir yanına yayılmıştı. Ekonomik krizin en sert vurduğu ülkelerden biri olan İspanya da bu isyanlardan nasibini almıştı. 15 Mayıs’ta başlayan ve kendisine Öfkeliler ismini takan hareket şehir meydanlarını yüz binlerce kişi ile işgal etmişti. Hareket uzun süre işgalleri sürdürdü ve meydanlardan çekildikten sonra da binlerce kişinin katımlıyla park forumlarına çekilmişti. Ancak 2011 seçimlerinden merkez sağ galip çıkmıştı.

Ana akım medya kuruluşları, seçimler sonrası yoğun olarak aşırı sağın yükselişine dikkat çekti.

Bu elbette doğru. Bazı yerlerde faşist partiler, kimi ülkelerde ise ırkçı sağ-popülist partiler çıkışta. İngiltere, Fransa, Yunanistan, Danimarka, Macaristan başta olmak üzere bir dizi ülkede aşırı sağın tehdidini ciddiye almamız gerekli.

En önemli vaadi, Mısır’ı Müslüman Kardeşler’den temizlemek olan Sisi, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı. Askeri diktatörlük koşullarında gerçekleşen seçimlere katılım darbecilerin beklediğinin çok altında kaldı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri katılımın artması umuduyla üç gün sürse de seçime katılım %40’larda kaldı. 

Canan Şahin

Gezi ile birlikte iktidar ilk yenilgisini tattı. Yenilgiler korkuları da beraberinde getirir. AKP liderliğinin Gezi günlerinden beri tek derdi Gezi hareketinin özgürlükçü kesimleriyle kendi tabanı arasına kalın setler çekmek oldu. Bunun için “Geziciler, o geziciler” diye etiketlenen kitle, türlü biçimlerde makbul vatandaşlar havuzunun dışına atılıp düşmanlaştırılmaya çalışılıyor. “Bir fikri ağaçtan bile yoksun” olduğu iddia edilen bu kitle virütik bir aurayla kaplanmalıydı ki iktidarın vaadettiği hijyenik plaza, duble yol ve AVM projeleri korunabilsin. Elini bırak bir kenara, kafasını bile meraktan Gezi’ye uzatanların kulaklarına o bildik ayrımcılık klişeleri yerleştirilip yüreklere korku salınabilsin.

1 Haziran’da İstanbul Gaziosmanpaşa’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük talebi için imza toplanan BDP üyeleri faşistlerin silahlı saldırısına uğradı. Saldırıda dört kişi yaralandı, yaralananlardan birisinin durumu ağır.

Faşistlerin bu ilk saldırısı değil. Geçtiğimiz hafta Kürt aktivistlerin Kadıköy’de açtığı standa da İşçi Partililer faşistlerle beraber saldırmıştı.

Roni Margulies

Amerika’da Harvard Üniversitesi’nde bir konuşma yaparken, Abdullah Gül’e bir dinleyici soru sormuş. “Türkiye’de devlet bu kadar insan öldürürken, Cumhurbaşkanı olarak siz nasıl geceleri rahat uyuyabiliyorsunuz?” mealinde bir soru.

Amerika hakkında olumlu laf söylemek pek kolay değil, ama şu kadarını söyleyebiliriz: Herkes herkese her istediğini sorabilir ve yasaların bu konuda belirttiği hiçbir şey yoktur. Ve Amerikalılar bununla çok övünür, ‘özgür dünya’nın lideri filan olduklarını zannederler.

Alex Callinicos

Thomas Piketty’nin 21. Yüzyılda Kapital kitabı geçtiğimiz hafta ABD Amazon en çok satan kitaplar listesinde ikinci sıradaydı. Listede kanserle yaşamak hakkında acıklı bir kitap ile bir Disney filminin çocuklar için üretilen boyama kitabı arasında yer alıyordu. İngiltere’deki etkisi o kadar çarpıcı olmasa da, gazetelerde, radyoda ve televizyonda kitaptan sıkça bahsedildi.

Bu bile, adı bugüne kadar bilinmeyen Fransız bir ekonomistin yazdığı, istatistik tablolarıyla dolu, yaklaşık 700 sayfalık pahalı bir kitap için önemli bir başarı. Piketty’nin kendisi Financial Times editörünün sözleriyle “rock yıldızı bir ekonomiste” dönüştü.

2008’den bu yana Çiğli belediyesinin şirketi olan Kafesan çalışanı ve aynı zamanda DİSK Genel-iş’te örgütlü 700 işçi, Kafesanın 80 milyon borcundan dolayı (ki bunun 60 milyonu belediyeden alacak) 29-30 Mayıs tarihlerinde ve sadece 6 aylık süre için yapılan yeni ihalelere girmemesi sonucu, 240 işçi belediyenin başka bir şirketi olan Çiğbelin, 460 işçi de yasal süreç tamamlanmamasından dolayı ismi henüz açıklanmayan bir başka taşeron şirketin çalışanı olacaklar; eğer işçiler 1 Temmuz’da yeni sözleşmeleri imzalarlarsa. Bu bölünmüşlüğe işverenin önerisi, ihale şartnamesine “kazanan taşeron bir alt yükleniciye verebilir” maddesini ekleyeceği ve buna binaen 460 işçinin de Çiğbele geçeceği. Bütün bunlar CHP genel başkanının seçim meydanlarında kazandığımız belediyelerde taşeron kesinlikle olmayacak vaadinin olduğu bir dönemde, CHP’nin kazandığı bir belediyede oluyor.

İstanbul’da 5 gün içinde 5 inşaat işçisi 3 farklı iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Ağaoğlu’na ait hakkında yürütmeyi durdurma kararı bulunan Maslak 1453 inşaatının şantiyesinde üzerine demir düşen Hakan Tek isimli işçi olay yerinde hayatını kaybetti. File gerilmesiyle engellenebilecek olan ölümün ardından yaklaşık iki bin işçi iş bıraktı.Halkalı Tema Park’ta Mesa-Kantur’a bağlı çalışan ve adı henüz öğrenilemeyen bir taşeron işçisi daha 7. kattan düşerek hayatını kaybetti.

Faruk Sevim

Türkiye’de madencilik işkolunda yaklaşık 190 bin işçi çalışıyor. Türk-İş’e bağlı iki sendikadan Soma’da da örgütlü olan Türk Maden-İş’in üye sayısı 28 bin, yine Türk-İş’e bağlı, Zonguldak havalisinde örgütlü Genel Maden-İş’in üye sayısı 11 bin. DİSK’e bağlı Dev Maden-Sen ve Hak-İş’e bağlı Öz Maden-İş %1’lik işkolu barajını aşabilmiş değiller.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası