HÜKÜMET HİÇE SAYIYOR.

CHP-MHP 

İSTİSMAR 

EDİYOR.

 

 

TÜRK-İŞ 

YÖNETİMİ 

UZLAŞIYOR.

 

 

 

 

AKP, tekel işçilerinin taleplerini görmezden geliyor. Başbakan ise işçileri azarlıyor, hükümetin sunduğu öneri paketinin ne kadar değerli olduğunu anlatıyor. Hükümet bu tutumuyla, kapitalist sınıfın hizmetçisi bir hükümet olduğunu bir kez daha kanıtladı. İşçilerin kazanılmış haklarını bir bütün olarak gasp eden ve sendikal örgütlülüğüne kast eden 4-C uygulaması, paragrafları değiştirilerek işçilere yeni paketmiş gibi, 4-C'de değişiklik yapılmış gibi sunuluyor.

Tekel işçisi Metin: “Şimdi iktidarda AKP değil CHP de olsa aynı şey olacaktı. Buradaki işçilerin çoğu belki de yarıdan fazlası AKP'ye oy vermişti. Ama işçiler MHP ve CHP'nin de özelleştirmeleri desteklediğini biliyor. Yani birleştirecek, toparlayacak bir sola ihtiyaç var. Burada bir çok grubun gelip reklam yapmasından da rahatsızlar.”

Batmanlı Tekel işçileri Metin Kılınç ve Servet İnanç: TÜRK-İş'in tavrı ilk günden beri uzlaşmacı. Hükümeti karşısına almak istemedi, masadan çözüm çıksın istedi ama olmuyor işte. 49 günde hale taleplerimiz karşılık bulmadı. Hükümete baskı yapmak yerine hükümetten bir adım bekledi ama sonuç alamadı tabii ki. Bizi tatmin edici bir duruş sergilemiyor. İlk günden beri biz işçilere değil AKP hükümetine daha yakınmış gibi davranıyor. Grev kararı da tabandan yapılan baskı sonucu alındı.”

“Marks'ın sosyalizm anlayışını bilimsel kılan, Marks'ın bilimsel buluşları değildir. Marks da zaten ortalarda 'ben şu buluşları yaptım' diye gezinen birisi değildir. Tersine, Marks, kendisinden önceki gelişmelerin hakkını vererek, kendisine ait tek buluşun, sınıf çelişkilerinin işçi sınıfının iktidarı tarafından çözülmesi gerektiği fikri olduğunu söyledi.”

Rıfat Solmaz

Marksizm, hiçbir zaman eylemden kopuk, saf teorik bir gelenek olmadı. Tüm siyasi geleneklerden farklı olarak, marksizm, yaşayan bir hareketin, işçi sınıfı hareketinin deneylerinin bir ifadesi oldu. Kapitalist sınıfların egemenliğini temeli, devlet aygıtının gücü ve fikirlerin hakimiyetiyle oluşturduğu, kapitalist sistemin insanlığın ulaşabileceği en son toplumsal örgütlenme olduğu yargısında düğümlenir. Marksizm, işte bu yargının sürekli eleştirisi demektir.

Doğan Tarkan
Bir kere daha ipler gerildi, bir kere daha saflar netleşti. Taraf gazetesi bir süredir 'Balyoz darbe planlarını' didik didik ederek yayınladı.

Ellerinde 5 bin sayfa belge, görüntü ve ses kasetlerini savcılığa teslim ettiler. Darbenin hükümetini, içeri alınacak gazetecileri, hangi mahallede hangi birimin operasyon yapacağını, yüzbinlerce insanın nasıl tutuklanmasının hedef- lendiğini açıklıyor. Camiler bombalanacakmış, uçaklar düşürülecekmiş, insanların üzerine ateş açılacakmış vs. Kısacası darbe ortamı yaratmak için çeşitli işler yapılacak ve sonra İstanbul’un tepesine bir balyoz gibi inilecek. Plan bu.

Planı hazırlayan dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan bütün bunların gerçek olduğunu kabul ediyor.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (Küresel BAK) yeni bir kampanyaya başlıyor. Üst başlığı "Savaşısın sesini sustur, barışın sesini yükselt" olan kampanyanın ana vurgusu, "Önce barış" olacak.

"Önce barış" sloganı olacak çünkü aylar önce başlayan "demokratik açılım" süreci kesintiye uğramış durumda. Kürt halkında ve barış yanlılarında yükselen beklenti, sırasıyla DTP'nin kapatılması, Kürt hareketinin temsilcilerine, belediye başkanlarına yönelik tutuklamalar ve DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve milletvekili Aysel Tuğluk'un milletvekilliklerinin düşürülmesi ne açılım ne de demokrasi ruruhyla bağdaşmayan, savaşı tırmandırmak isteyen bir zihniyetin devamcısı olan uygulamalar.

Kürt sorununun barışçı çözümü için, halkın barış ve adalet talebine güç katmak için, ayrımcılık, ırkçılık ve linç girişimlerine dur demek, savaşı ve catışmaları durdurmak için "Önce Barış" diyoruz.

Halklar arasında kardeşlik köprüsünün güçlenmesi için, diyalog için, eşitlik için, çocuklar ölmesin, hapislere tıkılmasın, uykuları bomba gürültüleriyle, bedenleri şarapnel parçalarıyla parçalanmasın diye, partilerin kapatılması değil yasal ve siyasal zeminlerin güçlendirilmesi için savaşın sesini susturup barışın sesini yükseltelim diyoruz.

‘Kadroluyuz, kaybetmek istemiyoruz’

Sosyalist İşçi gazetesi 50 gündür direnişi süren Tekel direnişine İstanbul Cevizli'den katılan Metin'le direniş hakkında konuştu.

Sİ: Tekel işçileri özelleştirme sürecinden 50 günlük direnişe nasıl geldi?

Metin: Limanlar, Telekom, Petkim özelleştirmelerinden sonra sıranın Tekel'e geleceğini biliyorduk. O dönemde Türk-iş, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla yaklaştı. İşçilerden ses çıkaranların sesi kısıldı. İlk içki fabrikaları özelleştirildi. 292 milyon dolara NUOK'a satıldı. Alan şirket hükümete yakınlığıyla biliniyordu ve bu meblağın 230 milyon dolarını devletten kredi çekti. Özelleştirmelerde satılan fabrikaların stoklarını dolduruyorlardı ve hammadde ihtiyacını temin ediyorlardı. Alkol fabrikaları satıldığında stoktaki malların değeri 150 milyon dolardı. Sadece iki sene sonra, alan şirket tarafından bu fabrikalar bir ABD şirketine 1 milyar dolara satıldı, yüzde dört yüz karla. O dönemde tepki gösterdik ama engelleyemedik. Sıra sigara fabrikalarına geldi. İlk özelleştirme ihalesinde düşük fiyat verildiği için ihale iptal edildi. Ama iki yıl sonra hemen hemen aynı fiyata American Tobacco'ya satıldı. Yine depolar dolduruldu. Bazı işçiler bu yeni şirketlere geçtiler. Tazminatlarını aldılar ve çalışma koşullarının iyi olacağını düşündüler. Şimdi görüyoruz ki, Samsun sigara fabrikalarında çalışma koşulları çok kötü. Üç vardiya çalışıyorlar. İşçiler ücretlerden memnun değil. Sigara fabrikalarının Samsun hariç hepsini kapattılar. Neden sadece Samsun kaldı  çünkü işçileri daha uzun çalıştırarak ve makineleri yenileyerek üretim miktarını artırdılar ve geri kalan fabrikalara ihtiyaç kalmadığını söylediler. Yani özelleştirilmeyle istihdam arttırılmadı tam tersine azaltıldı. Fabrikaların yerine eğlence merkezleri kuruldu.

Arzu Gümüş sordu, Batmanlı Tekel işçileri Metin Kılınç ve Servet İnanç yanıtladı.

Direnişte 49.günü geride bıraktık. Bu süreçte hükümetin tavrını nasıl buluyorsunuz?

AKP toplumun kanayan yarası oldu. Bu süreçte hem bizim hem de toplumun birçok kesiminin nefretini topladı. İlk günden beri tavrı hep aynı umursamazlıktaydı. Önce basından yanlış bilgi verildi, umutlandırıldık, şimdi ilk günkü konumda bıraktılar bizi. 4-C'yi kabul etmeyiz derken bize yine 4-C'yi dayattılar. Sabah söylenilenle akşam söylenilen birbirini tutmuyor. Bu tutarsızlık sabrımızı taşırıyor. Bıçak kemiğe dayandı. 

Marmaray işçileri eylemde

Marmaray projesinde taşeron olarak çalışan işçiler, günlük 27,5 lira olan yevmiyelerinin 28,5 liraya çıkarılmasını protesto ettiler. "İnsanca çalışma koşulları için direnişteyiz" pankartı açan işçiler 3 yıldır zam alamadan çalıştıklarını, sigortalarının 15 gün yatırıldığını, yevmiyelerine sadece 1 lira zam yapıldığını söylediler. İşçilere Türk-İş 1. Bölge Temsilciliği'nde 48 saattir açlık grevi yapan itfaiyeci ve Esenyurt Belediyesi işçileri de destek verdi.

Roni Margulies
İstanbul sokaklarında bir afiş: "İşçiler, birleşin, ayaklanın".

Hiç itirazım yok. Afiş, benim de isteklerimi tam tamına dile getirmiş.

Ama siyasi bir anlamı var mı? Herhalde afişleri asan arkadaşlar da biliyor ki, yok.

Sosyalist propagandanın amacı devrimcilerin arzularını ve hayallerini ifade etmek olmasa gerek. Afişleri asan örgütün üyeleri de, tüm diğer örgütlerin üyeleri de bu hayalleri paylaşıyor ve paylaştığımızı da biliyoruz. Birbirimize bunu hatırlatmaya gerek yok.

Kapatılan DTP'nin ardından barış sürecinde öne çıkan Kürtlerin meşru partisi BDP ilk kongresini gerçekleştirdi. Son üç ayda binden fazla üye ve yöneticisi gözaltına alınan, halen 150 üyesi tutuklu olan BDP hükümeti tasfiye planlarından vazgeçmeye çağırdı.

Barış ve Demokrasi Partisi 1. Olağan Kongresi 1 Şubat'ta Ankara'da toplandı. Selahattin Demirtaş ve Gülten Kışanak'ın eşbaşkan seçildiği kongrede önümüzdeki sürece ilişkin bir çok önemli açıklama yapıldı. 

İklim değişikliğine neden olan karbon salımlarının yüzde 80'den fazlasından sorumlu olan ülkeler 2020'ye kadar azaltma planlarını Birleşmiş Milletler'e sundu. En gelişmiş kapitalist devletlerin sunduğu rakamlar küresel ısınma sorununu çözmekten uzak.

Çin, 2005-2020 arası yüzde 40-45 azaltma taahhüdünde bulunurken, benzer bir kavramı benimseyen Hindistan'ın vaat ettiği azaltma oranı yüzde 20-25 oldu.

Irak savaşına karşı çıkarak iktidara gelen ABD başkanı Barack Obama, Afganistan ve Pakistan'daki şahinliğini devam ettirirken, 2011 için hazırlanan bütçede savunma harcamalarını da artırdı. Kongreden geçtiği takdirde 3.83 trilyon dolarlık bütçenin 708 milyar doları silahlanmaya ve diğer askeri harcamalara aktarılacak. Bu miktar şimdiye dek savunma için talep edilen en yüksek miktar oldu. Bu artış, savunma dışındaki bazı iç harcamaların kısılması veya dondurulmasıyla finanse edilecek.

Yeni bütçe planında savunma bakanlığı harcamaları yüzde 3.4 artarak 549 milyar dolara çıkarıldı. Irak, Afganistan ve Pakistan'daki savaşların devam ettirilmesi için de ayrıca 159 milyar dolarlık ödenek talep ediliyor. 33 milyar dolar da Afganistan'daki asker sayısının arttırılması için harcanacak.

Ayrıca bütçede nükleer silahlara ayrılan pay da, 2010 bütçesine göre 624 milyon dolar arttırılarak 7 milyar doların üzerine çıktı.

Dünyanın dört bir yanından Haiti'deki depremden etkilenenlere yardım gönderilse de depremzedeler hâlâ yardım bekliyorlar. Çünkü en temel yardımlar dahi yerine ulaşmıyor.

Yaklaşık 150 bin kişinin öldüğü depremden sonra ABD derhal Haiti'ye yardım kuvvetleri göndererek adanın kontrolünü eline aldı. "İnsani görev" denerek başlatılan harekat uzun vadeli bir işgal için yapılan hazırlıklara benziyor.

Birleşmiş Milletler'in resmi haber ajansı IRIN'in haberine göre başkent Port-au-Prince'teki 30 bin kişinin barındığı iki büyük kampa depremden bu yana hiçbir yardım ulaşmamış. Şehrin sakinleri, yetkililerin yardımları ihtiyacı olanlara ulaştırmak yerine kendilerine ayırdıklarını söylüyor. 

Kar ve şiddetli soğuk, tekel işçilerinin direnişini kıramıyor. Tam tersine, tekel direnişi giderek daha da güçlenen bir kamuoyu desteği kazandı. Bu destek her geçen gün artıyor. Direnişçi işçilerinin onurlu tutumu, direnişten haberi olanların kalbini kazanıyor.

Direniş kararlılığı, nihayet konfederasyonların da harekete geçmesine neden oldu. Türk-İş, genel grev kararı aldı. Tekel işçilerinin kararlılığının ve kamuoyu desteğini yarattığı basınç Türk-İş'i kırk küsur gün sonra harekete geçirdi. Genel grevin kitleselliğini de belirleyecek olan Türk-İş'in genel grev konusundaki ısrarı değil, tekel işçilerinin Türk-İş üyesi diğer işçilerde yaratacağı duygudaşlık olacak. Türk-İş'in genel grev kararını alırken yarı gönüllü olduğu, grev tarihinin bir gün ileriye atılmasından da anlaşılıyor. Hükümetle pazarlık masasında bir koz olarak kullanılan grev kararı, hükümetin vurdumduymaz tavrı nedeniyle bir gerçek haline geldi Türk-İş yönetimi açısından.

Şenol Karakaş
Yeni bir sol parti girişimi yarattığı tartışmalarıyla birlikte devam ediyor. Girişim, yıllardır vurguladığımız, bir dizi politik hareketin üzerinden yükselen bir yeni sol parti girişiminden başka bir biçime doğru evriliyor.

Son olarak, Yenisol-SHP ve Türkiye Geleceğini Arıyor Platformu tarafından yayınlanan bir dekleresayon, "istersek kazanabiliriz" vurgusunu yaparken, yeni partinin gruplar koalisyonu olarak şekillendiği yönündeki algının artık bir gerçek haline geldiğini de kanıtlıyor.

Gerçekten de "istersek kazanabiliriz." Ama öncelikle yeni siyasi oluşumun, gruplar koalisyonu olarak örgütlenmesine son vermek gerekiyor. Bu, böyle bir girişimde yer almaya gönüllü olan hiçbir grubun dışlanması anlamına gelmiyor.

Can Irmak Özinanır
Oportünist sözcüğü sol jargonda başlıca hakaret kalıplarından birisidir. Birisi diğerinin fikrine katılmaz ise hemen yaftayı yapıştırıverir: "Oportünist!" Oportünizm, sözcük anlamı olarak "fırsatçılık" demektir. İngilizcedeki "opportunity" yani "fırsat" sözcüğüne dayanır. Yani oportünizm aslında kapitalizm altında hiç de hakaret sayılamayacak bir sözcüktür. Zaten kapitalizm "fırsatlar özgürlüğü" değil midir? Sömürme fırsatı yakalayabilme özgürlüğü... 

Amerikan solunun çok sevilen ilham verici aktivisti Howard Zinn, 87 yaşında kalp krizinden hayatını kaybetti. Bir aktivist, tarihçi, oyun yazarı idi, barışçı bir Amerika için kampanyalarda ön saflarda yer alan bir kampanyacıydı.

Siyah kadınlara eğitim veren Spelman Kolejinde öğretmenlik yapan bir beyazken, Şiddet Karşıtı Öğrenciler Komitesine akıl hocalığı yapıyordu, bu komite radikal bir yurttaş hakları örgütüydü. Okuldan, kadınların eğitiminin "hanımefendiler" yetiştirmek üzere olmaması gerektiğine dair görüşleri sebebiyle uzaklaştırıldı ve 24 yıl boyunca Siyaset Bilimi dersleri vereceği Boston Üniversitesine geçti.

Şenol Karakaş
Teorinin başlı başına ve kendine özgü bir tarihi olduğu söylenemez. Olsa olsa tarihin bir teorisinden söz edilebilir. Son dönemlerde yaşanan bir dizi tartışma ya teoriye bir ilgisizliğin ya da bazı teorik önermelerin tartışmasız doğruları ifade ettiği yanılsamasının ürünü.

Örneğin, yeni bir kitlesel sol parti vurgusunu, "leninist parti"nin modasının geçmiş olmasından ya da bürokratik bir zorbalık ve iktidar yapısına dönüşmek zorunda olmasından türetenler tarih dışı bir tartışma yapıyor.

Parti teorilerine teoriler tarihinde mutlak bir doğru payesi biçiyorlar.

Volkan Akyıldırım
Rus bilimkurgu yazarı Yevgeni Zamyatin doğumundan 125 yıl sonra, distopik bir geleceği çağrıştıran iklim değişikliği, nükleer silahlar ve toplumsal yıkım gibi küresel sorunların ortasında hatırlanıyor. 1920 yılında yazdığı Miy (Biz) 21. yüzyılın sosyalizmi tartışmalarında bir anda beliriyor.

Bolşevik
Yevgeni Zamyatin, 1 Şubat 1884'te bir rahibin oğlu olarak dünyaya geldi. Gemi mühendisliği öğrenimi gördüğü sırada Bolşeviklere katıldı. Rus devriminin merkezi olan Petersbug'da 1905 devriminde yer aldı. Petersburg Sovyeti'nin üyesi olduğu için tutuklandı ve sürgüne gönderildi. Buradan Finlandiya'ya kaçıp, Rusya'ya geri döndü. 1906-1911 yılları arasında Petersburg'da illegal olarak yaşadı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası