Ordular, polis, devlet bürokrasisi gibi pek çok aygıtı bir işçi ayaklanması karşısında işçi sınıfını ezmek üzere seferber olur. Bunun anlamı burjuva devletinin, çeşitli mücadelelerle daha demokratik kılınamayacak olması değildir. İşçi sınıfı pek çok kez daha fazla demokrasi için mücadele etmiş ve haklar elde etmiştir. Ancak burjuva devlet aygıtı ve nihai olarak onun bir uzantısı olan burjuva demokrasisi de gerçek bir demokrasiyle yani sömürünün ortadan kalktığı bir düzenle çelişmek zorundadır. Daha fazla demokrasi talebi, burjuva devlet aygıtıyla çelişmektedir.

Komün'den sonra işçi sınıfının doğrudan yönetimine en uygun araçlar Rusya'da ortaya çıktı. 1905 yılında daha sonradan bir polis ajanı olduğu ortaya çıkan Papaz Gapon öncülüğünde Çar'dan ekmek talep eden işçilere ateş açılması sonucunda başlayan ayaklanma dünyadaki en demokratik yönetim aygıtı olan sovyetlerin yani işçi konseylerinin ortaya çıkmasını sağladı. Sovyet, komün benzeri bir yapıydı. İşçilerin kendi aralarından seçtikleri temsilcileri her an geri çağırma hakları vardı, hiçbir temsilci ortalama işçi ücretinden fazlasını alamıyordu. 1905 Devrimi'nin yenilgisi üzerine sovyetler ortadan kalktı ancak mücadele eden kuşakların zihninde bir kere yeşermişti. 1917 yılının Şubat ayında işçiler çarlık rejimini tarihin çöplüğüne yolladıklarında, sovyetler bu sefer daha güçlü bir biçimde tarih sahnesine çıkmışlardı. Burjuva hükümeti ile aynı anda var olan sovyetlerin ikili iktidar durumu Ekim ayına gelindiğinde son buldu. Ekim Devrimi'yle, işçi sınıfı Bolşevik Partisi öncülüğünde iktidarı ele geçirdi. Devrimin öne çıkan sloganı: "Bütün iktidar sovyetlere!" idi. Tarihteki en demokratik rejim, işçilerin kendi eylemi ile kurulmuş oldu.

Basri Güler

50 milyonluk nüfusun yarısının açlık sınırının altında yaşadığı Güney Afrika'da devlet 2010 Dünya Kupası için 4.3 milyar dolar ayırdı. 3 bin civarında aktivist 16 Haziran'da bir kupa maçı öncesinde Durban şehrinde bir gösteri yaptı ve hükumetten, futbol için harcanan paraya denk bir paranın da yolsullara ayrılmasını talep etti.

 

Aktivistler, mükelleflerin tüm parasının devlet tarafından FIFA için alındığını, kupa için harcanacak paranın yoksullara harcandığı takdirde hiç evsizin kalmayacağını söylediler.

Biz antikapitalistler için petrol şirketleri hiç bir zaman ‘temiz’ değildi. Fosil yakıtlar kirli bir enerji kaynaklarıdır. Küresel ısınmanın en büyük sebebi fosil yakıtlardır. Çevreye verdiği zararlar bilinmektedir. Ayrıca ‘kirlidir’; çünkü Irak’taki savaşın esas nedeni petrol ve silah endüstrisidir. Sistemin baş aktörlerinden BP ve diğerleri eylemlerde de haykırdığımız gibi teröristtir. 

DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan
Açılım adı verilerek başlatılan süreç, 19 Ekim’de barış sürecine katkıda bulunmak için Habur’dan giriş yapan barış elçilerinin tutuklanmasıyla sona erdi. Barış elçilerinin tutuklanması, tam bir Ali Cengiz oyunudur. Tam bir ihanettir, kandırmacadır!

Açılımdan geriye elleri kelepçelenen belediye başkanlarının görüntüsü, tutuklu binlerce çocuk, DTP’nin kapatılması, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerinin düşürülmesi, binlerce Kürt siyasetçinin ve sendikacının tutuklanması, askeri operasyonlar ve en son barış elçilerinin tutuklanması kaldı.

Burak Demir
Demokratik açılım yaklaşık bir yıl önce başlamıştı. Atılan adımlar küçük ama umut vericiydi. İki yıldır DTP'ye randevu vermeyen başbakan Ahmet Türk'le görüşmüş, TRT 6 açılmış, Kürt köylerine Kürtçe isimleriyle hitap edilmişti. Son olarak, Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine 34 Barış Elçisi Mahmur ve Kandil'den gelmiş ve ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmışlardı. Bölgede barış isteyen herkes bu durumu şenlik havasında karşılamış, yüz binlerce Kürt Barış Elçileri'ni coşkuyla karşılamıştı. Bu, barışa doğru atılmış en büyük adımdı. Ve ne yazık ki son adım oldu.

Anıl Güler
Rahip Santoro ve Hrant Dink'in öldürülüşünden hemen sonra 18 Nisan 2007'de hedef bu kez Hıristiyan misyonerlerdi. Zirve Yayınevinde çalışan Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel bıçaklanarak öldürülmüş, zanlılardan Salih Gürler (20), Cuma Özdemir (20), Hamit Çeker (19) ve Abuzer Yıldırım (19) olay yerinde yakalanmıştı. Failler yine 19-20 yaşlarındaydı. Merkez medya, görevi gereği tıpkı Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayeti gibi bu katliamın da milliyetçi hezeyanla yapıldığını, bu olayın çok fazla abartılmaması ve üstüne gidilmemesi gerektiğini ve faillerin yakalandığını yazdı yine. Ama daha sonra yaşanan gelişmeler bu katliamın da Türkiye'deki derin yapılanmaların bir operasyonu olduğunu gözler önüne serdi.

Ozan Tekin
Anayasa Mahkemesi, bir kez daha hukukun dışına çıkarak, anayasa değişiklik paketini şeklen değil "esastan" incelemek istiyor. Bu mahkemenin raportörü Osman Can ise, "Yüksek Mahkeme Anayasa Değişikliği paketini delerse, iptal kararı yok hükmünde sayılmalıdır" diyerek, yargı darbesinin nasıl engellenebileceğine dair yol haritası önerdi.

 

1996 yılının Haziran ayında ABD polisi, New York'ta, genellikle eşcinsel ve transeksüellerin bulunduğu Stonewall Inn isimli bir bara rutin baskınlarından birini düzenlemişti.

Müşterilerin sıraya girip kimliklerini göstermeleri ve kadın kılığındaki erkeklerin ise polis memurlarıyla barın banyosuna gitmeleri istendi. Olağanın aksine o gece bardakiler memurların istediklerini yerine getirmeyi reddetti. Aynı esnada barın dışında olayları izlemek için 100 - 150 kişilik bir kitle toplanmıştı. Elleri kelepçeli bir kadının dört tane polis tarafından polis aracına bindirilmeye zorlanmasının ve direndiği için kafasına vurulmasının ardından, kalabalık polislere bira kutularını atarak saldırmaya başladı.

Eli Haligua
Akkuyu'da nükleer santral yapılması için Rusya ile -ihale şekli, uluslararası bir anlaşma olmasının sorunları göz ardı edilerek- imzalanan anlaşmanın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın da deyimiyle meclisten 'hızlıca' geçirilmeye çalışması midelerin bulanmasına neden oluyor.

Mideler zaten nükleerin genel, bir çok kere bir çok şekilde dile getirdiğimiz, handikapları yüzünden hassasken bu anlaşmanın detayları, amaçları ve hukuk sorunları açısından bulantı yaratyor.

Yunanistan’da ekonomik krizin bedelini işçilere ödetmeye çalışan PASOK hükümetininsaldırılarına karşı direniş devam ediyor.

Yunanistan’ın en büyük iki sendikası 29 Haziran günü 24 saat sürecek olan ortak bir genel grev yapmaya karar verdi. Toplam üye sayısı 1,2 milyon olan iki sendika hükümetin çıkartmaya çalıştığı  çalışma ve emeklilik düzenlemelerini protesto edecek. 29 Haziran genel grevi bu sene yapılacak beşinci genel grev olacak.

Ekonomik krize karşı Avusturya da diğer Avrupa devletlerine benzer bir tasarruf paketi hazırladı. 20 Haziran'da yapılan açıklamaya göre hükümetteki koalisyon ortakları  SPÖ (Sosyal Demokrat Parti) ve ÖVP (Halk Partisi) yeni tasarruf paketinde anlaştılar. Bu pakete göre sosyal hizmetlerde kesintiye gidilecek ve krizin faturası işçilere ve emeklilere ödetilecek. Eğitimde, aile yardımlarında, tarım teşviklerinde ve kültür-sanat harcamalarında kesintiye gidilirken ulaşım vergilerine zam yapılacak ve erken emeklilik yasaları değiştirilerek erken emeklilik daha da zorlaştırılacak. Son dönemde artan enflasyonla birlikte emekli maaşlarında yapılması gündeme gelen emekli maaşlarındaki artışın da 2011 yılı itibariyle programdan çıkarılması planlanıyor. Geçtiğimiz yıl Avusturya'da, krize karşı yapılan yürüyüşe binlerce insan katılmıştı ve eğitimdeki neoliberal politikalara karşı öğrenciler üniversiteleri işgal etmişti. İşçi sınıfının ve öğrenci hareketinin önümüzdeki yıl uygulanması planlanan yeni tasarruf paketine karşı da direniş örgütleme olasılığı oldukça yüksek.

Onur Devrim Üçbaş
İnsani yardım gemilerine yapılan saldırıdan sonra dünya halklarının tepkisiyle karşılaşan İsrail, Gazze’ye yönelik uyguladığı kısıtlamalarda azaltmaya gitmek zorunda kaldı. Bundan sonra malların bölgeye girişine izin verilecek.

İsrail hazırlayacağı bir yasaklı mallar listesi dışındaki materyallerin Gazze’ye girişine izin verecek. Böylece insani yardımlar, yiyecekler ve inşaat malzemeleri Gazze’ye girebilecek. İsrail Başkabakanı Benjamin Netanyahu yaptığı açıklamada daha önceki-inşaat malzemeleri ve bazı yiyecek maddelerini de kapsayan-uzun yasak listesi yerine silah ve askeri malzemeyi kapsayan sınırlı bir yasaklar listesi konulacağını söyledi. İsrail günlük olarak kullanılan bir çok maddeyi “ikili kullanım”a sahip olduğu, silah yapımında da kullanılabileceği gerekçesiyle Gazze’ye sokmayı reddediyordu.

Gökçe Değirmen
İsrail'in Gazze'ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara'ya yaptığı kanlı saldırı pek çok tepki aldı kuşkusuz. Çeşitli sivil toplum kuruluşları, öfkeli halkı İsrail ürünlerini boykota, İsrail şirketlerinin ürününlerini almamaya çağırdı. Peki, konsolosluk taşlamak ve bayrak yakmaktan daha isabetli görünen boykot bir çözüm müdür?

Türkiye’deki boykot tarihine uzanırsak farklı dönemlerde, farklı sebeplerle başlanmış ama sonu getirilememiş pek çok boykot bulabiliriz. Ortadoğu'yu yıllarca kana bulamış İsrail'in hukuk dışı ve küstah hareketine vicdan sızladığınca, gücü yettiğince tepki vermek isteyen halk için boykot bir yöntem ama nereye kadar?

AKP reform yönünde attığı  her adımı yüzüne gözüne bulaştırmaya başladı. Açılım hızla kapandı. Savaş yeniden başladı.

Kürt sorununda savaşçı politikaları tercih etmesi Ergenekon konusunda da geri çekilmesine neden oldu. Savaşan bir ordu, Ergenekon davası boyunca aldığı hasarı onarmak, savaşan gücün unsurları olarak siyasete müdahale etmek için gerekli adımları atmak  için yeniden fırsat bulacaktır.

Zaten tümüyle dağıtılamamış olan derin iç yapılanmasını yeniden örgütleyecektir.

Cengiz Alğan
Milliyetçilik bir tür çocukluk hastalığıdır bence. İlacı toplumun ve bireyin olgunlaşmasıdır. Bu hastalığın belirli derecelerine belirli bazı isimler verilir: ulusalcılık, vatanseverlik, yurtseverlik, (bizde bir de) Atatürk milliyetçiliği gibi… En güçlü ve kalabalık ve dolayısıyla azgın milliyetin sahibi insan grubunun saldırgan milliyetçiliği, diğer başka milliyetçilikleri neredeyse doğa yasası gereği tetikleyeceğine göre, ilk durdurulması gereken de bu en güçlü milliyetçiliktir. Yani egemen milliyetçilik. Bünyeye daha fazla yerleşmesine izin vermeden bir an önce müdahale edilmesi gereken asıl hastalık odur. O yayıldıkça o güne dek uyanmamış çeşitli milliyetçilikler de baş göstermeye başlar. Her yeri milliyetçilik kaplar. Akıllı bir milliyetçi (sayıları azdır) işi buraya vardırmaz mesela. 

Troçki, ÇKP'nin emperyalizme karşı bir savaşa yol açacak ve bütün baskı görenleri mücadeleye sevk edecek işçi konseylerini kurması gerektiğini düşünüyordu. Süreç içinde, devrim, kapitalizmi ve ordunun gücünü kökünden sökmek için milliyetçi amaçların ötesine gitmeliydi - "sürekli devrim"e dönüşmeliydi.

Charlie Hore
1927'nin başlarında Çin devrimin eşiğindeydi. Kırsal kesimde, milyonlarca köylü toprak ağalarını köylerden atmıştı ve toprakları bölüşüyordu. Kentlerde, sendikalar ve işçi milisleri kontrolü ele geçiriyordu.

Milliyetçi ordu Çin'in güneyini silip süpürüyordu, eski savaş komutanlarını temizliyordu. Ve sonra ordu zafere doğru ilerleyen işçi ve köylülere yönelerek devrimi kanla bastırıyordu. 

Şenol Karakaş
Toplumun eğilimlerini medya mı belirliyor? Sayısız TV kanalı ve gazete, insanların ne düşüneceğini tayin edebiliyor mu?

Azımsanmayacak bir kalabalık bu soruya "evet" yanıtını veriyor. Bu kalabalığın içinde medyada görevli narsistler en önemli yekûnu oluşturuyor. Kendilerine, işlerine ve misyonlarına öylesine âşıklar ki, masa başında gündem yaratıp milyonlarca insanın düşüncelerini biçimlendirdiklerine dair kuvvetli bir inançları var.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası