12 Haziran seçimlerine günler kaldı. Batı’da AKP, CHP, MHP birbirine küfrederek, halkın özgürlük taleplerini ağızlarına almadan, yalan vaatlerle seçim kampanyalarına devam ediyor. Kürdistan’da ise halk özgürlük için ayağa kalkıyor ve karşısında düzenin tüm güçlerinin saldırısını buluyor. Alevilerin, başörtülü kadınların, Ermenilerin ve gayrimüslimlerin, sakatların, eşcinsellerin, ezilenlerin talepleri ise gündeme dahi gelmiyor.

12 Haziran’dan sonra Kürt sorununun çözümü ve demokratik anayasa gündeme gelecek. Anketler iki dönemdir hükümette bulunan AKP’nin yine iktidar olacağını gösteriyor. CHP-MHP gerici muhalefetine bakınca AKP’nin neden hâlâ güçlü olduğu ortaya çıkıyor. Seçimlerden daha da güçlenerek çıkan sermaye partisi AKP ve CHP-MHP Ergenekon bloğunun oluşturduğu ana muhalefet, işçilerin ve ezilenlerin özgürlük isteğine yanıt veremez.

Alex Callinicos

Marksizm 2011 toplantılarına katılmak üzere İstanbul'a gelen Alex Callinicos ile Mısır'daki son süreci konuştuk. İngiltere'deki Sosyalist İşçi Partisi'nin (Socialist Worker Party) önde gelen üyelerinden olan Alex Callinicos, geçen hafta, Mısır'da Devrimci Sosyalistler tarafından düzenlenen bir konferansa katılmak üzere Kahire'ye gitmişti.

Kısa süre önce Mısır'a gittiniz. Mısır'da devrimden bu yana ne değişti?
Alex Callinicos: Bence devrimin en büyük kazanımı demokrasi alanının daha önce hiç olmadığı kadar genişlemiş olması. Böylece çok sayıda farklı sosyal hareket artık kendisini var edebiliyor. Bir hafta önce Kahire'deydim. Nakba'nın yıldönümünde İsrail Konsolosluğu'nun önünde on binlerce kişinin katıldığı büyük bir gösteri oldu. Bir başka deyişle, devrimden sonra, Filistin sorunu, Mısır'da politik gündemin odaklandığı konulardan birisi haline geldi.

Orhan BULUT

BAAS partisi ve Esad sülalelesi Suriye’yi yarım asırdır yönetiyor. Nüfusun üçte biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Nüfusun sadece yüzde 12’sini oluşturan bir azınlık ülkeyi demir bir yumrukla yönetiyor. Önce değişim , daha sonra ise rejimin yıkılması ve devrim isteyen gösterilerde bugüne kadar 900’e yakın insan öldü. Buna rağmen Suriye Devrimi geriletilemiyor.

Suriye bir dini ve etnik halklar mozaiği. Halkın çoğunluğu Sünni müslüman. Daha çok Lazkiye ve çevrsinde toplanmış olan yüzde 12 kadar Alevi var. Aynı bölgenin daha iç kısımlarında 200 bine yakın Durzi yaşıyor. Ülkenin kuzey doğu ucunde, Haseki vilayetinde nüfusun yüzde 6-7 sini oluşturan Kürtler var ve PKK bu bölgede çok güçlü.
Halep ve Şam’da Anadolu’dan sürgün edilen Ermeniler var ve nüfusun yüzde 2.8’ini oluşturuyorlar. Ayrıca Lazkiye’de Türkler ve Rumlar,
Suriye Kürdistanı’nda Yezidiler var.

‘Biz siyasilerin ve bankacıların elindeki mal değiliz’

Puerta del Sol olarak bilinen Madrid Meydanı’nın resimleri Kahire'deki Tahrir Meydanı'yla olağanüstü benzerlik gösteriyor; bir haftadan daha uzun bir süredir devam eden gösterilerle ve kamp kurarak ekonomik krizin yıkıcı etkilerini ve İspanyol devletinin bankacılar ile işbirliği yaparak iş çıkarları için empoze etmek istedikleri kemer sıkma politikasını protesto ediyorlar..

Öfkenin odak noktası İspanya hükümeti; İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'nin (PSOE) merkez sol lideri, Başbakan, José Luis Rodríguez Zapatero.  Zapatero 2008 yılında kriz başladığı zaman İspanya'nın mali sistemini kurtarmak için hiçbir şey yapmadı, işçi sınıfına da hiç yardım edilmedi. Şimdi, resmi işsizlik oranının yüzde 40'ı bulmasıyla, özellikle gençler arasında işsizlik çok sert vuruyor.

Libya'ya karşı başlatılan NATO saldırısı üçüncü ayını Trablus'a yapılan büyük bir bombardımanla doldurdu. Katil Kaddafi, hâlâ iktidarda ve ordu aracılığıyla kontrolü elinde tutuyor.

19 Mart'ta Libya'yı havadan ve denizden vurmaya başlayan ABD'nin başkanı Obama ise "eğer ABD ve müttefikleri harekete geçmemiş olsaydı, ülkede binlerce kişi ölürdü" diyerek "insani" gerekçeli NATO saldırısını savunuyor.

NATO saldırısının ilk haftasında bombardıman sonucu 100 kişi ölmüş, 1300 kişi yaralanmıştı. Yukarıdan bombalar yağarken aşağıda Kaddafi rejimi güçleri ile isyancılar kıyasıya bir savaş sürdürüyor; Bu savaşta toplam ne kadar kişinin kaç sivilin kim tarafından öldürüldüğü tam olarak bilinmiyor.

Mısır Devrimi, en büyük hasarı Filistin'i işgal altında tutan korsan İsrail devletine verdi. Türkiye ile bozuştuktan sonra en sadık dostu Mübarek'i de yitiren İsrail devletinin geleceği konusunda emperyalistler endişeli. BM Ortadoğu Özel Temsilcisi Robert Serry, BM'nin Filistin devletiyle ilgili net bir karar alamaması durumunda, Filistinlilerin 3. İntifada’ya yönelebileceğini dile getirerek " Bu durum tehlikeli bir gidişe sebep olabilir" derken tam da bunu kast ediyordu.
Devrimi izleyen günlerde El Fetih ve Hamas yan yana geldi. 2006 seçimlerinde çoğunluğun oylarıyla hükümet olma hakkını tanınan Hamas'ı ABD ve Batı emperyalizmi "terörist" ilan etmiş, İsrail ile birlikte El Fetih ve Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü'nü destekleyerek Filistinlileri bölmüştü.
Filistin, ilham verdiği Arap Baharı'nın devrimci dalgasını bağrında hissediyor. Tecrite, açlığa, baskıya ve işgale karşı 3. İntifada, yani ayaklanma çağrıları yapılıyor. Mısır Devrimi sırasında tüm dayanışma gösterileri İsrail tarafından engellenmişti.

Şenol Karakaş

12 Haziran seçim sürecinde son düzlüğe girdik. Artık çok az zamanımız var. Seçim sonuçları, iki partinin, AKP ve BDP'nin zaferine işaret edecek gibi görünüyor. MHP'nin yaşadığı sarsıntı uzun süre devam edecek. CHP ise ana muhalefet partisi olarak ne kadar şişinirse şişinsin, seçim sonrasında sıkıntılı günler yaşayacak.

Batıda, seçim mitinglerinin politik tartışmalardan uzak, kaset, seks, yolsuzluk, karşılıklı küfürler zemininde sürmesinin bir nedeni, sonuçların önceden biliniyor olması.

BTS direndi, TCDD talepleri kabul etti

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları yönetiminin işyerlerinde keyfi, adaletsiz hukuksuzluğa ve sendika düşmanı uygulamalarına karşı 6 koldan Ankara'ya yürüyen ve TCDD Genel Müdürlüğü'nün bulunduğu Ankara Garı önünde oturma eylemi yapan Birleşik Taşımacılık Sendikası'nın (BTS) kararlı mücadelesi kazandı.

11 Mayıs'ta Edirne, İzmir, Gaziantep, Kars, Samsun ve Diyarbakır'dan Ankara'ya yürüyen demiryolu çalışanları 16 Mayıs'ta Ankara Garı'nda oturma eylemine başlamıştı.

Oylar Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u adaylarına

Türkiye'de faşistlerin ve ulusalcıların saldırıları, Kürdistan'da artan devlet baskısı, askeri operasyonlar ve polis kurşunları - Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku adaylarına normal bir seçim süreci yaşatılmıyor. Kürt halkı ve enternasyonalist sosyalistler, işçi hareketinin bir sloganında olduğu gibi "direne direne kazanacağız" diyor.

- Kocaeli Bağımsız Milletvekili Adayı Emrullah Bingül'ün Gölcük seçim bürosu açılışına ülkücü faşistler saldırdı. Büroyu taşlayarak kullanılamaz hâle getirdiler. Olayları "yatıştırmak" üzere bölgeye sevkedilen çevik kuvvet polisleriyse büronun önünde İstiklal Marşı okudu.
- Bursa'da bloğu destekleyen EMEP üyelerine ait bir kıraathanenin camlarına üç hilal ve MHP yazıları yazıldı. Bu kıraathanenin daha önceden de molotof atılarak yakılmak istendiği öğrenildi. Bu saldırıdan sonra, BDP üyesi Mahmut Altay'ın aracı evinin önünde park hâlindeyken kundaklanarak yakıldı.
- İstanbul Beykoz’da Ortaçeşme Mahallesi'nde bulunan 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Sebahat Tuncel'e ait seçim bürosu da tahrip edildi. Ertesi gece bir kez daha taşlanan büro, sonraki gece de  molotoflarla yakılmak istendi.

Volkan Akyıldırım

Kapitalizmin 400 yıllık tarihinde gerçekleşen en büyük 3. ekonomik krizin yaşandığı günümüz dünyasında milyarlarca insan günde 2 dolar gelirin altında, yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşıyor. Kapitalist düzen insanlığın en temel ihtiyaçları olan beslenme, barınma ve sağlıklı bir yaşamı getirmezken bir de iklim felaketini yarattı. İşçilerin ve yoksulların oluşturduğu çoğunluk mutsuzluk içinde yaşıyor.

193 kapitalist devlet altında 6.5 milyar insanın yaşadığı 21. yüzyılın dünyasında kapitalizme ve sınıflı toplumların tarihine son verecek devrimler mümkün mü? Kapitalizm tarafından son sürat uçuruma doğru sürülen uygarlık treninin yönünü değiştirebilecek miyiz?

Canan Şahin

20 Mayıs Cuma günü gazetelerin manşetleri bir kadın ölümü haberi daha verdi. Hülya Tazegül kafasından ve karnından yediği kurşunlarla, ayrılmak istediği eşi Turgay Tazegül tarafından öldürüldü. Tam da Ayşe Paşalı'nın katili olan eski eşi müebbet hapisle cezalandırılmış ve Türkiye'de ilk kez yargının bu kadar çabuk ve indirim uygumaladan karar vermiş olmasına sevinirken.  Hülya olayında suçlular çok bariz. İki yıldır şikayetçi olduğu halde Turgay Tazegül'ü sadece ifadesini alıp bırakan polis kuvvetleri. Koruma isteği olmasına rağmen işçi bir kadının dertleriyle uğraşamayacak kadar yoğun ve ulaşılamayacak kadar yüksek olan Cumhuriyet Savcılıkları. Ve tabii ki kemer atölyesinde mesaisi  bittikten sonra oğluna ekmek götüren karısını 'barışma' isteğni reddettiği için vuran Turgay Tazegül.

Ersin Tek

Hem burjuva ideologları hem de stalinistler, Marksizmi bir dogma gibi sunmakta ortaklaşırlar. Neredeyse bebekliğinden itibaren hem çelik disiplinli bir diktatör adayı, hem de parti fikrinden devrim gününe tastamam bir devrimci olarak Lenin'in portresini çizmek de bu sunumun en önemli parçasıdır.

Elbette, Marksizm bir dogma değil. Marksizm, yaşadığımız dünyayı değiştirmek için bir eylem kılavuzu. Ama bu kılavuz, değiştirmeye çalıştığı dünyada şekillendi ve şekilleniyor. İster sağ, iterse sol gibi gözüken bir yaklaşım olsun, marksizmi bir dogma olarak anlatanlar yanılıyorlar. Marks ve Engels, yaşadıkları dönemde dahi, teorilerinden "formüller" üretip, ezberlemeye çalışanlarla alay ederken "Bizim teorimiz bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur" itirazını yükseltiyorlardı.

Hasan Basri Karabey

Seçim yaklaşırken MHP’li yöneticilerin ve adayların skandal kasetleri ortaya çıkmaya başladı. Kasetlerin barajın sınırında dolaşan MHP’yi barajın altına indirmesi bekleniyor.

Statükonun faşist partisinin barajı geçemeyecek olması statükonun sağcı-solcu bütün sözcülerini endişeye sevk etti. Dün meczup kasetleriyle 28 Şubat’a zemin hazırlayanlar, “yeni CHP”yi dizayn edenler bugün kaset üzerinden siyaset yapmanın ne kadar yanlış olduğunu anlatıyorlar.

Anadolu'yu Vermeyeceğiz: Herkes Ankara'ya giriyor, onlar giremiyor

Türkiye'nin bir çok şehrindeki ekolojik aktivistler tarafından oluşturulan Anadolu'yu Vermeyeceğiz hareketinin 40 gün önce başlattığı yürüyüşün önü Ankara girişinde polis tarafından kesildi. Yol boyunca birçok engelleme ve yasakla karşılaşan çevreciler, ormanların ve doğal varlıkların özelleştirilmesine, nükleer ve termik santrallere, HES'lere, yıkım politikalarına karşı çıkıyor. Polis engellemesine sivil itaatsizlikle yanıt veren yürüyüşçüler durduruldukları Gölbaşı'na çadırlar kurdu. Gazetemiz yayına hazırlandığı sırada sivil itaatsiz bekleyiş 4. gününe ulaşmıştı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası