Volkan Akyıldırım
Devrimci bir parti işçi sınıfının ve halkın çoğunluğunun onayı olmadan iktidarı almalı mı? Günümüz Türkiye'sinde kendini bu kategoride göstermeye çalışanlara bakarsak bal gibi alır. Bir azınlığın iktidarı ele geçirmesi ancak bir darbeyle mümkündür. Sosyalizmi Marx gibi işçi sınıfının çoğunluğunun kendi eylemi olarak görmeyenler, sınıfın yerine kendini koyan partinin iktidarını sosyalizm olarak gördüler.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu Avrupa'da Kızıl Ordu işgaliyle, tek bir ayaklanma ve grev hareketi yaşanmadan sosyalizm kurulabiliyorsa, işçilerin, köylülerin, yoksulların çoğunluğunu kazanmak neden önemli olsun ki?

Tuna Öztürk
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların doğaya verdiği zararın boyutu tanımlanamayacak boyutlara ulaştı. Öyle ki, tekerleğin bulunmasından otomobilin yapımına kadar geçen yaklaşık 10 bin yıllık süreç boyunca bile bu kadar zarar görmemişti doğa. İlk 500 milyon yıllık yaşamında insan nüfusu 1 milyara ancak ulaşmışken (1850'ler), şu anki nüfus 6 milyarın üzerinde.
Hızla artan dünya nüfusunu besleyebilmek için tarıma ağırlık verilmesi ve barınma için yeni yerleşim alanlarının açılması ile birlikte dünyadaki diğer türlerin doğal yaşam alanları hızla işgal edildi. Daha fazla tarım alanları açmak için ormanlar talan edildi, çölleşme arttı. Avcılık, hayvanlardan ürün elde edilebilmesi ve bunların ticareti birçok hayvan neslinin tükenmesine yol açtı ya da tükenme noktasına getirdi. Sanayi devriminden bu yana atmosferdeki CO2 oranı hızla arttı.

Kamu işçisi öfkeli
Yoksulluk sınırı altındaki ücretlerini biraz olsun artırmak isteyen kamu işçilerine başbakan çattı: "Şimdi diyorlar ki greve gideceklermiş. Kusura bakmasınlar, eğer greve gideceklerse buyursunlar gitsinler" dedi. Türk-İş ise AKP binalarına yürüyerek 7 Temmuz günü işyerleri önünde eylem yapıp, işe 1 saat geç girerek yanıt verdi.
Asgari ücretin açlık sınırının altında, kamuda çalışan memurlara ve işçilerin çoğunluğuna verilen ücretlerin yoksulluk sınırının altında seyrederken işçi sınıfının en örgütlü kesimi olan Türk-İş üyesi işçilerin yüzde 20'lik ücret artışı isteği son derece haklı bir talep.
Kriz koşulları ücret artışını ve başka bir çok sosyal yardımı zaten gerekli kılıyor. Geçen hafta ekonominin yüzde 16,3 küçüldüğü açıklandı. İşsizlik ise tırmanıyor. Bu koşullar gösterilerek çalışanlar üzerinde baskı kuruluyor ve ücretler aşağıda tutuluyor. Başbakan'da bu silahı kullandı ve krizden dolayı zammın mümkün olmadığını söylüyor. İşçilerin sadaka gibi zammı kabul etmesini istiyor.

İş-İklim-Adalet-Barış-Özgürlük için
Kapitalizmin krizine karşı yeni bir kampanya geliyor. Bir çok kampanya, hareket ve düşünceden kapitalizm karşıtları güçlerini Antikapitalist Blok’ta birleştiriyor. Aşağıda yer alan Antikapitalist Blok çağrı metnine katılıyorsanız imza atın, yeni bir dünyayı birlikte kuralım.

Küresel kapitalizmin ve kapitalist hükümetlerin krizlerin ve sorunların yükünü işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenlere yüklemesine ve işten çıkartmalara, sendikasızlaştırmaya, kamusal alanların sermaye lehine düzenlenmesine ve yağmalanmasına, kamusal hizmetlerin paralı hale getirilmesine karşı;
G8, G20, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF gibi kendilerini evrenin efendileri olarak gören küresel sermaye örgütlerinin ve devletler birliğinin hegemonyasına, fakir halkları borç girdabına sürüklemesine, gelişmiş ülkeler içinde zenginlerin lehine zengin-fakir uçurumunu derinleştirmesine karşı;
İklim değişimini, küresel ısınmayı hızlandıran uygulamalara, fosil yakıta bağlı enerji politikalarını uygulayan ve planlayan şirketlere ve hükümetlere karşı,
Irkçılığa, milliyetçiliğe, ezilen hakları baskı altına alan savaşçı ve militarist politikalara, tüm ayrımcılıklara karşı
Ben de "İş-iklim-adalet-adalet-barış-özgürlük" diyen Antikapitalist Blok'ta yer alacağım.
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. 

ABD’nin en büyük 500 şirketi açıklandı, G8 toplandı
Bu hafta toplanan G8 zirvesi küresel ısınmaya bir çözüm bulabulabilir mi?
G8 dünyanın açlık sorununu çözebilir mi?
ABD’nin beş büyük şirketine, yani dünyaya yön veren küresel güçlerin listesine bakarsak yanıtımız kocaman bir ‘hayır’ olacaktır.
Ekonomi dergisi Fortune ABD’nin en büyük yüz şirketini açıkladı. Birincilik petrol devi Exxon Mobil’in. 3. sırada bir başka petrol devi Chevron oturuyor. GE, GM ve Ford eksik değil. İlk 10’a giren şirketlerin /’si petrol ve otomotiv devleri.

Meltem Oral
Uluslararası döviz kurlarını takip etmek ve teknik destek sağlamak amacıyla 1944 yılında kurulan IMF (Uluslararası Para Fonu), 1970'lerden sonra dış borçlarını ödeyemeyen, zor durumdaki ülkelere kredi veren bir kurum haline geldi. Kısaca IMF, uyumla çalıştığı Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kapalı kapılar ardında dünya halklarının adına kararlar alan bir kurum.
IMF'ye üye olan ülkeler fona ne kadar para aktarıyorlarsa o kadar söz sahibi oluyorlar. Oyların yaklaşık yüzde 20'sine sahip olan ABD, IMF'nin temel karar vericisi konumunda.

Roni Margulies
Nazım Hikmet'in doğum günüydü. İsviçre'de Türklerin bir derneğinde yapılan kutlama toplantısına davet edildim. Yıllar geçti, neler dediğimi hiç hatırlamıyorum, ama ne demişsem, konu oraya nasıl gelmişse, bir arkadaş kalktı, "Sen Kaypakkaya geleneği hakkında nasıl böyle konuşursun!" dedi.
Dur, dedim, şu cümleyi biraz düşünelim. "İbrahim Kaypakkaya geleneği" kavramının üzerinde biraz duralım.
Kaypakkaya'nın devrimciliğinden, kararlılığından, cesaretinden kimsenin kuşkusu olamaz herhalde. Ama 24 yaşında öldürülen bir delikanlıdan söz ediyoruz. Yabancı dil bilmeyen; Marxist klasikler bir yana dursun, Mao'nun eserlerini bile doğru dürüst okuması mümkün olmayan, okuduğu kadarını da berbat tercümelerden okuyan bir delikanlı. Yazdıkları, bir avuç polemik makalesinden ibaret olan, daha fazlasını yazmaya vakit bulamayan bir delikanlı. Öğrenciliği bırakıp silaha sarılan, ömrünün son yılını dağ başlarında çatışmakla, kaçmakla geçiren bir delikanlı.

İlker Başbuğ istifa et!
Genelkurmay'ın Taraf gazetesinin yayımladığı darbe planını açıkça ört pas etmek istiyor. Planın altında imzası bulunan ve tutuklandıktan sonra şüpheli bir şekilde serbest bırakılan Albay Dursun Çiçek'in Askeri Savcılığa ve Emniyet'e farklı imzalar verdiğini açıklaması öfkeyi artırdı. Çiçek, 3 yıl önce imzasını değiştirmiş! Çiçek'e ait olan farklı belgelerdeki 21 imza örneği ile darbe planının altındaki imza karşılaştırılmış, hepsinin aynı elden çıktığı sonucuna varılmıştı.
Çiçek'in sızan ifadesi ve imza konusunda bulduğu yaratıcı açıklaması, gözleri onu savunan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a ve 'arkasındayız' açıklaması yapan Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız'a çevirdi. Onlar darbe planı hazırlayan bir subaya destek olurken açıkça Ergenekon soruşturmasının üzerini örtmek istiyorlar. Bu girişimleri o kadar inandırıcılıktan uzak bulundu ki bir çok medya kuruluşu ve hukukçu şüphelerini açıkça dile getirdi. Buna karşılık Genelkurmay küstü! 30 Ağustos'taki Yüksek Askeri Şura'ya kadar kamuoyuna açıklama yapmayacağını duyurdu.

Muhip Tezcan
Honduras'ın geçen ayın sonunda bir askeri darbeyle devrilen seçilmiş başkanı Manuel Zelaya'nın ülkeye dönme girişimi askerler tarafından engellendi. Bindiği uçağın Honduras hava sahasına girmesine izin verilirken, iniş yapması bir askeri uçakla ve havaalanına kurulan barikatla engellendi.  Bunun üzerine Zelaya, Latin Amerika ülkelerinin başkanlarıyla ve Amerikan Devletleri Örgütü'yle görüşmek üzere El Salvador'a gitti. Amerikan Devletleri Örgütü, Zelaya'nın dönüşüne izin verilmezse Honduras'ın üyeliğini askıya alacağını açıklamıştı. Son olaylar üzerine yapılan açıklamada, üyeliğin askıya alındığı bildirildi. Ayrıca, Zelaya ABD'ye giderek oradaki yetkililerle de durum değerlendirmesi yapacağını bildirdi.

Obama Irak'tan çekilme planları yaparken, gücünü Afganistan ve Pakistan üzerine yoğunlaştırıyor. Bunun şimdilik en büyük adımı, Temmuz başında başlatılan "hançer" operasyonu oldu. ABD askerleri, Afgan ordusunun da yardımıyla, ülkenin güneyindeki Helmand eyaletine saldırdı.
Saldırı 4000 ABD askeri ve 650 Afgan askeri tarafından başlatıldı. Bu, Obama'nın göreve geldiğinden beri başlattığı en büyük saldırı. Ayrıca Pakistan ordusu da Helmand sınırına asker yığarak ABD operasyonuna destek verdi. Helmand eyaleti, Taliban'ın siyasi ve ekonomik merkezi olarak biliniyor ve dünyanın en çok afyon yetiştirilen bölgesi. ABD burayı kontrol ederek hem Taliban kamplarını dağıtmak hem de mali kaynaklarına hakim olarak üstünlük elde etmek istiyor. 2006'dan beri Helmand'da başta İngiltere olmak üzere NATO güçleri 9000 asker bulunduruyordu, ancak Taliban direnişini kırarak kontrolü sağlayamadılar. Şimdiye kadar ABD gerek tek başına, gerekse NATO ordusunun yardımıyla bölgeye saldırılar düzenlemiş, ancak burayı ele geçirememişti.

Dünyanın en gelişmiş ekonomisine sahip 8 ülkenin yöneticilerinin bir araya gelerek milyarlarca insanın hayatını etkileyecek kararlar aldığı G8 zirveleri, yıllardır dünyadaki antikapitalist hareket tarafından protesto ediliyor. Bu sene de İtalya'da toplanacak zirveye karşı birçok gösteri planlandı. İlk büyük gösteri cumartesi günü Vicenza şehrinde yapıldı. Bu şehir ülkedeki en büyük ABD üssüne sahip ve şimdi bu üs, Dal Molin havalimanının da üsse dahil edilmesiyle genişletilmek isteniyor. Vicenza askeri üssünde halihazırda 3000 Amerikan askeri bulunuyor ve üssün genişlemesiyle birlikte bu sayı 5000'e çıkacak. Şehirde yapılan referandumda üssün genişletilmesi reddedilmişti, ancak Berlusconi hükümeti buna rağmen üssü genişletmeye yönelik planları yürürlüğe soktu. Bu planlara karşılık yaklaşık 10 bin savaş karşıtı cumartesi günü barış bayrakları ve sloganlar eşliğinde üsse doğru yürümeye çalıştı, ancak polisin engellemesiyle karşılaştı. Polisin attığı gaz bombalarına karşılık verilmesiyle çıkan çatışmada bazı göstericiler yaralandı.
 İtalya'da 2001'de toplanan G8 zirvesi de çok büyük protestolara neden olmuş ve polisin saldırısı 1 göstericinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Bu kez Berlusconi, geçtğimiz aylarda L'acquila'da meydana gelen depremde ölenleri bahane ederek göstericilerin "fazla ses etmemesini" istiyor. Ancak gösteriler devam edecek. "Geniş güvenlik önlemleri" alınmış olsa da en büyük eylemlerin, zirvenin toplanacağı L'acquila şehrinde ve başkent Roma'da yapılması bekleniyor.

İtalyan partizan Luigi Fiori, İtalya'da faşizme karşı direnişteki rolünü anlatıyor
Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra doğan biri için, Luigi Fiori şaşırtıcı ölçüde yoğun bir insan. Onu aradığımda, faşizm karşıtı bir toplantıda konuşmak için son ayarlamaları yapıyordu. Hem Benito Mussolini'nin faşist rejimine hem de Alman Nazilerine direnmiş eski bir partizan olan Luigi bu hafta Londra'da düzenlenen Marksizm festivalinde 'Faşizme karşı mücadele: Geçmiş ve Bugün' adlı oturumunda konuştu.
Luigi, faşistlerin Avrupa Birliği seçimlerinde aldıkları oylardan ve İtalyan hükümetinde bulunan faşistlerden rahatsız olan, endişeli bir insan.
Silvio Berlusconi'nin sağcı hükümetinin üyelerinin politik kökleri faşist döneme kadar uzanıyor. Luigi'nin dediği gibi, "Onlar sadece demokratmış gibi davranıyor. Örneğin, meclis sözcüsü ve Ulusal Birlik partisinin eski başkanı Gianfranco Fini İsrail'de Ağlama Duvarı'nı ziyaret edip İtalya'nın ırkçı yasalarının kurbanlarını andı. O bir faşist ama bir aptal değil, kuduz bir köpek değil. Onun gibiler sadece doğru anı bekliyor. Berlusconi bir kez güçten düşünce -ki şimdiden biraz yalpalıyor- Fini ve çetesi iktidarı ele geçirmeye çalışacak".

Ateşkes süreci sona ermek üzere. PKK ateşkesi 15 Temmuz'a kadar uzatacağını daha önceden ilan etmişti. Şimdi, ateşkes sürecinin sonuna galindi. Bir hafta kaldı. Hükümet, hala bir adım atmış değil. Cafcaflı konuşmalar sadece konuşma olarak kalıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "tarihi fırsattan" söz etmişti. Kürt sorunun çözümü için adım atılmasına hiç olmadığı kadar yakın olunduğunu söylemişti.
Ama çözüm yerine yine savaşçı politikalar hakim. Yine sınır ötesi operasyonlar, harekatlar, çatışmalar var. Yine, fırsat tepilmek üzere.
Bu kez fırsatın tepilmesine izin vermemek zorundayız. Hükümeti adım atmaya zorlamak zorundayız. Çok açık ki Kürt halkı barış istiyor. Ama aynı zamanda onurlu bir barış istiyor, Kürt halkının hiçe sayıldığı değil, siyasi taleplerinin ciddiye alındığını gösterecek adımların atılmasını istiyor.

Selim Işık
Moskova'ya ilk ziyaretini gerçekleştiren ABD Başkanı Obama ile Rusya Federasyonu Başkanı ve anayasal olarak tekrar seçilmesi mümkün olmayan Putin'in kuklası olarak kabul edilen Medvedev nükleer savaş başlıklarının sayısını 7 yıl içinde 1700'ün altına indiren bir deklarasyona imza attı.
Buluşma, Kuzey Kore'nin nükleer denemesinin yarattığı korkunun hemen ertesinde, taraflardan Rusya'nın sık sık "nükleer silah kullanmaktan çekinmeyeceğini" söylemesinin ardından, geçen yıl Gürcistan'daki çatışmayla ayyuka çıkan ABD'nin Rusya'yı çevreleyen Füze Kalkanı Projesi'nin yarattığı gerginlikten sonra gerçekleşti. G8 zirvesi bu hafta toplanırken, dünyayı nükleer kâbusa mahkûm eden iki süpergüç Rusya ve ABD, dünyadaki nükleer silahların üçte iki oranında azaltılmasını öngören, fakat bunun için herhangi bir tarih belirlemeyen bir ön anlaşmayı sunacak.
1991'de, Soğuk Savaş'ın bitiminde imzalanan Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (START1) 5 Aralık 2009'da son buluyor.

Can Irmak Özinanır 
Savaşın bitmesinden itibaren 3 milyon kişi "sosyalizm cenneti"ni değil Batı Almanya'yı tercih etmiş ve ülkeden kaçmıştı.  Bu göç egemenler açısından nitelikli işgücünün kaybedilmesi anlamına geliyordu.  1959'da 145.000, 1960'ta 200.000, 1961'de ise 300.000 kişi Doğu Almanya'yı terk etti.  Duvar bu yüzden inşa edildi.
Doğu Almanya "sosyalizm"in en güçlü olduğu yerlerden birisi olarak görülüyordu.  Stalinizm, SSCB ve Doğu Bloku ülkelerinde ciddi biçimde sarsılmaya başladığında bile Doğu Almanya'daki rejimin ayakta kalacağı düşünülüyordu. Berlin Duvarı yıkıldığında rejimin devlet kapitalisti niteliğini görmeyen solcular yıkılan duvarların altında kaldılar çünkü yıkılanın sosyalizm olduğunu düşünüyorlardı.  Oysa Doğu Almanya'yı yıkıma götüren bir bütün olarak devlet kapitalizminin krizi ve işçi sınıfının özgürlük talebiydi.

Şenol Karakaş
CHP grup başkanvekili, her nedense başka bir gazeteciyi değil ama Radikal'den Murat Yetkin'i arayarak, CHP'nin ordu ile yollarını 12 Mart 1971'de ayırdığını söylemiş.
Son seçimlerde dürüstlüğün, adaletin ve bomba evrakların simgesi olarak yıldızı parlatılan Kılıçdaroğlu, CHP'nin orduyla bir ilişkisi olamayacağını kanıtlamak için, 12 Eylül'ün CHP'yi kapattığını vurguluyor.
12 Eylül mağdurlarının tümü ordudan ve bir darbeden umut kesmiş olsalardı, son otuz yılda darbeden, darbe girişimlerinden söz edilemezdi zaten. CHP'nin 12 Eylül'de kapatılmış olması, Baykal'ın ordunun müdahalelerinden medet ummadığını kanıtlamıyor bu yüzden.
Baykal, Doğu Perinçek Ergenekon davasından göz altına alındığında, "Doğu Perinçek'e de ortaya atılan iddia ve ithamların hiç birinin çıkmayacağını belirterek geçmiş olsun diyorum" demişti.

Yuri Prasad
Yüksek popüleritesi bir yana, Michael Jackson müzik endüstrisindeki ırkçılığın etkilerini en iyi görebileceğimiz isimlerdendi.
 Nina Simone'un "Young, Gifted and Black" (Genç, Yetenekli ve Siyah) şarkısının sözleri Jackson Five için kaleme alınmıştı. Grubun ilk parçası olan "I Want You Back" 1969 yılında listelerde hızla ilk sıralara yükseldiğinde, grup insan hakları hareketiyle ortaya çıkan siyah mücadelesi için bir ilham kaynağı haline gelmişti.
 Jacksonlar, Indiana işçi sınıfının getto sokak tarzı ile yüksek bir saygınlığı birleştirmişti; uç bir giyim tarzları vardı ama taklit edilemeyecek kadar uç değildi ve tüm grubun saçları doğal Afro tarzıydı.
Dans hareketlerinin düzenlenişi cinsellik çağrışımlarından ziyade komşunuzun çocuğu imajlarını sağlamlaştıracak şekildeydi. Ve en başından beri şovun yıldızı henüz daha 10 yaşında olan Michael idi.
İki yıl içerisinde Jacksonlar kendi çizgi filmlerine sahip oldular, birçok gençlik dergisinde yer aldılar ve kaydettikleri her parça milyonlarca sattı. Bu, siyahların da bir yere sahip olduğunu, başarıya ulaştığını ve para kazandığını görmeyi arzulayan milyonlarca insana hitap eden bir "aile operasyonu" olmuştu.

İrem Nur Aksu
Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu aktivistleri 18 Temmuz yürüyüşünü örgütlemek için sokağa çıktı. Geçtiğimiz Cuma günü İstanbul' un en kalabalık caddesi olan İstiklal' de yaklaşık bir saat boyunca beş bine yakın bildiri dağıtıldı. Havanın bizden yana olduğunu bir kez daha sokakta alınan tepkilerle görmüş olduk.
Ertesi gün yine aynı yerde binlerce bildiri dağıtımı yapıldı. Ardından aynı gün içinde Hrant için Vicdan Zincirindeydik ve "Hrant'ın katili Ergenekon çetesi" diye haykıran binlerce insan vardı. 18 Temmuz bildirileri orada da dağıtıldı.. Hrant için orada olanlar aynı zamanda özgürlük istiyordu, darbelere karşıydı.  
Toplumun büyük çoğunluğunun darbe istemediğini ve darbecilerin artık yargılanması gerektiğini bildiri alan insanların ağzından bire bir duymak hem kampanya aktivistlerinin ve sokağın havasını değiştirdi. Ard arda sokağa çıkmak, kesin katılacağım diyen gençler, yaşlılar ve toplumun her kesiminden insanla buluşma oldu denilebilir.

Ozan Tekin
Cinayetten 2,5 yıl sonra yüzlerce insan Hrant için sokağa çıktı
Sİ İstanbul- Birileri, ısrarla, iki buçuk yıl önce aramızdan alınan Hrant Dink'in katillerinin birkaç milliyetçi genç olduğunu anlatmaya çalışıyor. Ancak bu cinayetin organize bir şekilde işlendiği çok açık. Devletin içindeki çetelerin Hrant'ın yargılanma sürecinde yaptıklarını, olaydan haberdar olduğu ortaya çıkan ordu ve emniyet birimlerini, barış ve kardeşliğe vurgu yapan Hrant'a karşı yaratılan ırkçı ve milliyetçi iklimi henüz unutmuş değiliz.
Bunları unutmayanlar ve unutturmak istemeyenler, Hrant'ın arkadaşları, 4 Temmuz Cumartesi günü Taksim'de bir araya geldi. DSİP üyelerinin de içinde yer aldığı yaklaşık 3 bin kişi, Galatasaray Meydanı'ndan Tünel'e kadar, İstiklal Caddesi'nde eşi benzeri görülmemiş bir vicdan zinciri oluşturdu. Ömrü boyunca halkların kardeşliğini savunan Hrant Dink'e, cenazesinde ve davasının devam ettiği mahkemelerin önünde sahip çıkan binlerce kişi, bir televizyon muhabirinin deyimiyle, İstiklal Caddesi'ne tarihi günlerinden birini yaşattı. Türkiye'deki Ermenilerin yalnız olmadığını göstermek için, Hrant için, adalet için el ele verenler, bir kez daha haykırdı: "Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeni'yiz"

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası