Hrant Dink'in ölümünün üzerinden üç yıl geçti. 19 Ocak 2007'de Agos gazetesi önünde katledilen Hrant Dink, bir Ermeni olduğu için, haklarını arayan, eşitlik ve özgürlüğü savunan bir Ermeni olduğu için öldürüldü.

Hrant'ın katilleri birkaç gün içinde yakalandı, fakat cinayetin sorumluları sadece tetiği çekenler değil.

Hrant'ı bir mekanizma, adına bugünlerde Ergenekon denilen ve yargıdan bürokrasiye, askerden polis, medya ve siyasetçiye kadar uzanan bir derin devlet örgütlenmesi öldürdü. Bu yüzden, "Hrant'ın katili Ergenekon çetesi!" sloganı çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Ogün Samast gibi tetikçilerin yargılanması ve ceza almaları, ırkçı, milliyetçi bir iklimi oluşturan, yaygınlaştıran tüm güçlerin ve cinayeti planlayan, destek olan tüm uzantılarının yargılanması ve cezalandırılmasıyla tamamlanmadan büyük bir anlam taşımayacaktır.

19 Ocak Salı günü İstanbul'da Agos'un önünde, Hrant Dink'in vurulduğu yerde saat 13.00-16.00 arasında anma etkinliği gerçekleşecek. Oradayız! Biz hâlâ Hrant’ız, hâlâ Ermeniyiz!

Volkan Akyıldırım
Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı, 27 Eylül 1952'de kuruldu. Çok geçmeden Özel Harp Dairesi (ÖHD) adını aldı. "Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı" ise çatı isim olarak kullanılmaya devam edildi.  Özel Harp Dairesi'nin ilk icraatı Kıbrıs'ın bölünmesini sağlayan Türk Milli Mukavemet Birliği'ni kurmak ve orada özel savaşa başlamak oldu.

Özel Harp Dairesi, NATO ülkelerinde kurulan Gladyo adlı örgütlenmelerin Türkiye'deki uzantısıdır. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra benzeri örgütlenmeler tüm NATO üyesi ülkelerde kuruldu; amaç bir komünist işgal sırasında direnişi örgütleyecek, hiçbir yasa ya da sivil otoriteye bağlı olmayan gölge bir ordu oluşturmaktı. Bu ordu baştan aşağı yasadışı bir örgütlenme yürütecek, gayrinizami harp denilen özel savaş taktiklerini uygulayacaktı.

6-7 Eylül 1955: İstanbul

İstanbul'da azınlıklara dönük "sivil" provokasyon, terör ve katliam. 15 Rum öldürüldü. 300 kişi yaralandı. 400 azınlık üyesi kadına tecavüz edildi. İstanbullu Rumlara, Ermenilere, Yahudilere ait 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5.317 mekân saldırıya uğradı. Olayın ertesinde ırkçı saldırıya maruz kalan Rumlar kitlesel olarak Türkiye'den ayrıldı. Malları ve mülkleri ise gasp edildi. Irkçı kalkışmanın baştan sona kontrgerilla tarafından hazırlandığı yıllar sonra itiraf edildi: "6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı."

Kontrgerillanın tarihi siyasi suikastların da tarihidir.

12 Eylül darbesinden önce aralarında kontrgerillayı soruşturan savcı Doğan Öz ve DİSK Başkanı Kemal Türkler'in de bulunduğu toplumca tanınmış 9 isim kontrgerilla tarafından gerçekleştirilen suikastlar sonucu yaşamını yitirdi.

1988 yılında partisinin kongresinde kürsüye çıkan Başbakan Turgut Özal bir ülkücü olan Kartal Demirağ tarafından öldürülmek istendi. 70'ler boyunca dönemin popüler sol ismi Bülent Ecevit birden fazla kez öldürülmek istenmişti. 

Çalışanlar için yeni yıl hayal kırıklığıyla başladı. Asgari ücrete, Memur ve emekli maaşlarına komik zamlar yapılırken, bankalar geçen yıl karlarını yüzde 44 artırdı. Sözleşmeli çalışanların ise hiçbir hakları yok.

Memura 1 lira zam

2009'da gıda fiyatlarındaki yüzde 2.22'lik artış ekonomi bürokratlarının beklemediği bir enflasyon artışına neden oldu. Memur, sözleşmeli ve memur emeklilerinin maaşlarına enflasyon artışı baz alınarak 0.222 oranında zam yapıldı. Bu 1 liraya tekabül ediyor. Ocak ayında bütçede öngörülen yüzde 2,5'luk artış bile kamu emekçilerinin hayatlarında hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun 29 Aralık 2009 Salı günü yaptığı 3. Toplantı sonucu, 2010 yılında uygulanacak asgari ücret miktarı belirlendi.

Çalışma Genel  Müdürü Ali Kemal Sayın'ın yaptığı açıklamaya göre asgari ücret yılın ilk altı ayında %5.2 artarak 577.01 lira, ikinci 6 ayında ise 4.3 artarak net 599.58 lira olacak. Böylelikle 2009'da 546 lira olan ücretlere 31 lira zam yapılmış olacak.

Onur Devrim Üçbaş
TEKEL işçilerinin 4/C'ye karşı olan mücadelesi devam ediyor.

TEKEL işçilerinin mücadelesi sonucu hükümet geri adım atmış, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer 4/C statüsünde bir dizi iyileştirme yaptıklarını  açıklamıştı. Buna göre çalışma süresi 10 aydan 11 aya çıkarılıp ücretlere yüzde 14,3 ile yüzde 17,4 arasında artış yapılmıştı. Ancak bu düzenlemenin açıkça işçilere 4/C'yi dayatmak. Yeni düzenleme TEKEL işçilerinin hak kayıplarını değiştirmiyor. Hükümet, bu düzenlemenin ardından işçilerden mücadeleye son verip evlerine dönmelerini istedi. Ancak TEKEL işçileri 4/C'ye razı olmamakta kararlı. Bakanın açıklamasından sonra işçilere seslenen Tek Gıda İş genel başkanı Mustafa Türkel 4/C'de yapılan değişiklikleri değerlendirmiş, "Galiba birileri bizim derdimizi anlamamış. Sayın Bakan bizim günlerdir söylediğimizi anlamamış. Alınan bu kararlar 4/C'li çalışan arkadaşlarımıza hayırlı olsun, bizi ilgilendirmiyor" demişti.  

İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı BİMTAŞ şirketinin İtfaiye ihalesini kaybetmesiyle başlayan İtfaiye işçilerinin direnişi devam ediyor.

4 Ocak 2010 günü itfaiye işçileri İstiklal Caddesinde yaptıkları yürüyüşte taşeronlaştırmaya karşı çıktılar. İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a seslenen Türk-İş İstanbul Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak "Sayın Topbaş neden sesin çıkmıyor? Çünkü suçlusun, çünkü haksızsın" dedi. 

Açılımda son durum

  • 11 Aralık'ta DTP'nin kapatılması, Aysel Tuğluk'un ve Ahmet Türk'ün milletvekilliklerinin düşürülmesi ve 37 Kürt siyasetçiye 5'er yıllık siyaset yasağı getirilmesi.

  • "Aydın"ların, partisi kapa- tılan milletvekillerinin sine-i millet kararına karşı çıkıp "meclise dönün" diyerek Kürt siyasi hareketine akıl vermeye çalışması.

  • Milletvekillerinin BDP'ye katılarak meclise dönmeye karar vermeleri, ama bazı Türk aydınların çağrısıyla değil Kürt halkının önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla döndüklerini belirtmeleri.

Roni Margulies
Hem bizler (doğal olarak) hem de AKP hükümeti (pek de doğal olmayarak) epey zamandır devletle itişiyoruz.

AKP'ye kıyasla bizim bir avantajımız var. Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni ve Lenin'in Devlet ve Devrim kitaplarını okuduğumuz için, itiştiğimiz şeyin ne olduğunu biliyoruz.

Devlet ve Devrim'in ilk bölümünün üç ara başlığıya Lenin meseleyi özetler.

Önce "Uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin ürünü olarak devlet" başlığıyla, devletin toplum-üstü, bağımsız, tarafsız bir aygıt olmadığını anlatır. Engels'den şu alıntıyı yapar:

2009 yılı, Türkiye için demokratikleşme yolunda Ergenekon davası ile darbe girişimlerinin yargılanması, demokratik açılım süreci ile Kürt sorununda çözüme yaklaşılması gibi tarihi adımların atıldığı; ancak hak ihlallerinin de yüksek oranlarda yaşanmaya devam ettiği bir yıl olarak kayıtlara geçti. İnsan Hakları Derneği'nin 2009 Yılı İnsan Hakları Değerlendirmesi raporu bilançoyu açıkça ortaya koyuyor. i

Muhip Tezcan
ABD'nin Irak, Afganistan ve Pakistan'daki savaşları devam ederken Obama yönetimi yeni yılda bir cephe daha açmak için kolları sıvamış gözüküyor. Bahane yine aynı: teröre karşı savaş. Bu kez savaşın adresi, Arap yarımadasının güneyindeki Yemen.

Yemen derin bir ekonomik kriz içerisinde ve petrol kaynakları giderek tükeniyor. Ülkenin güneyinde ayrılıkçı hareketler zemin kazanıyor. Kuzeybatıdaki, el-Huti olarak isimlendirilen Şii gerillalar ise sık sık Yemen ordusu ve zaman zaman Suudi Arabistan'la çatışmalara giriyor. Yemen ve Suudi Arabistan devletleri el-Huti örgütüne karşı operasyonlarını hızlandırırken örgütün Iraklı Şii direnişçi Mukteda El-Sadr ve İran tarafından desteklendiğini iddia ediyorlar. Bu yüzden Yemen ordusuyla el-Huti örgütü arasındaki savaş, Suudi Arabistan'la İran arasındaki bir soğuk savaşın yansıması olarak görülüyor. Ancak İran'ın Huti gerillalarını fiilen desteklediğine dair herhangi bir somut kanıt yok.

İran'da yılın son günlerinde muhalefet yine sokağa çıktı. Hamaney - Ahmedinejad yönetimi protesto gösterilerine yine ateş açma emri verdi. Ülkede muhalefete yönelik baskı ve tutuklamalar devam ediyor, ancak İran'da işlerin eskisi gibi yürümediği açık.

Geçen yıl Temmuz ayında İran'da muhalefet sokağa dökülmüş, 1979 Devriminden bu yana en büyük kitle eylemleri gerçekleşmişti. Ahmedinejad yönetiminin kendini genel seçimlerin yüzde 63 oyla tek galibi ilan etmesi kitlesel protestoların önünü açmıştı. Musavi liderliğindeki muhalefete gösterileri başlatsa da hareket onları aşmış, adil ve demokratik bir seçim talebi yerini 'diktatörlüğe ölüm' sloganına bırakmıştı. O günden beri İran kaynıyor.

Eski Peru Devlet Başkanı Alberto Fujimori'nin insan haklarını ihlal etmekten aldığı 25 yıl hapis cezası kesinleşti.

Yüksek Mahkeme, eski devlet başkanının 1990-2000’deki yönetimi sırasında insan haklarını ihlal ettiğine ve 25 yıl hapis cezasına oy birliğiyle karar verdi.

1990-2000 yılları arasında iktidarda bulunan Japon asıllı Fujimori, hükümetinin bir yolsuzluk skandalı sonucu düşmesinin ardından Japonya’ya kaçmış, 2005’de Şili’ye dönmüştü. Şili ise 2007’de Fujimori’yi yargılanmak üzere Peru’ya iade etmişti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, arka arkaya iki kez, darbe girişimleriyle ilgili soru soran gazetecilere, TSK'nın bu türden girişimlerde bulunacağını iddia etmek "TSK'ya saygısızlık olur" yanıtını verdi.

Hasan Cemal ve Cengiz Çandar'ın sorusuna "TSK'ya haksız ve lüzumsuz yaklaşımlar beni rahatsız ediyor" yanıtını veren Gül'ün açıklamaları ise bizi rahatsız etti.

Son birkaç ay içinde yaşanan gelişmelere Cumhurbaşkanının kayıtsızlığı çok ilginç. Kafes darbe planı, Genelkurmay Başkanı'nın Trabzon'da göz dağı vererek yaptığı basın açıklaması, Bülent Arınç'ın askerlerce evinin önünde izlenmesi, Kozmik Odayı soruşturan hakimin askerlerce gizlice takip edilmesi gibi bir dizi gelişmenin değil de ordunun darbe planlayıp planlamadığı sorusunun Gül'ü rahatsız etmesi 12 Eylül darbesinden sonra Kenan Evren'in diktatörlüğünü hızla benimseyen devlet kurumlarının tutumunu andırıyor.

Roni Margulies
"Yeni Sol, çerçeve metninde yer alan takdimiyle bana, ne "yeni", ne de sosyal demokrat anlamda bile, "sol" gibi geldi".

Mustafa Sönmez önce Cumhuriyet gazetesinde, sonra da bianet'te yer alan "Yeni sol'un nesi yeni, nesi sol?" başlıklı yazısında böyle demiş. Ve devam etmiş:

"Yeni Sol'un çerçeve metninde hiç olmayan sözcükler: Sosyalizm, işçi sınıfı, sınıf mücadelesi, devrim, emek iktidarı, kamulaştırma… Bu siyasi oluşuma öncülük edenlerin sosyalist bir parti kurma niyetinde olmadığı açık... Merkez solda, mesela CHP sözlüğünde yer alan şu tür kavramlara da yer vermedikleri görülüyor: Devletçilik, halkçılık, kamu müdahalesi, KİT, planlama, özelleştirme karşıtlığı... Hatta devletçi sözcüğü 2 yerde, negatif, itici anlamda kullanılmış. Demek ki, Yeni Sol, CHP türü bir merkez sol parti de olmak istemiyor".

Şenol Karakaş
Kitlesel bir sol partinin kuruluş çalışmaları hız kazandı. Farklı geleneklerden gelenlerin "Nasıl bir parti?" sorusuna verdikleri yanıtlar da farklılıklar taşıyor. Çeşitli toplantılarda kullanılan "aktivist" kavramına atfedilen değer de bu farklılıkların bir ifadesi oluyor.

Politik kampanyalar
Aktivizm antikapitalist hareketin yaygınlaşmasıyla ve etkili politik kampanyalarla kapitalizme meydan okuyan on binlerce insanın doğrudan eyleme geçmesini ifade etmek için kullanılmaya başladı.

Şirketlere, küresel kapitalizmin en büyük kurumlarına, bankalara, DTÖ, Dünya Bankası, IMF ve NATO gibi en tehlikeli örgütlere karşı 1990'ların ikinci yarısından itibaren başlayan, Seattle'da 1999 yılının Kasım ayında DTÖ toplantısına karşı on binlerce insanı harekete geçiren, tüm kıtalarda arka arkaya eylemlerle kapitalizme aralıksız biçimde meydan okuyan, G8 zirvelerini kapitalistlere zehir eden bir hareketin etrafında toparladığı, harekete geçirdiği insanlardan söz ediyoruz aktivist derken.

Can Irmak Özinanır
Makyavelizm ismi İtalyan siyaset bilimci Niccolo Machiavelli'nin (Türkçe'de Makyavel veya Makyavelli olarak geçiyor) fikirlerine yaslanmaktadır. Machiavelli'nin temel eseri İtalya'nın ulusal birliğini sağlaması için neler yapılması gerektiğini anlattığı bir politik manifesto olan Prens'tir.

Machiavelli, Prens'te bir ülkenin güç sahibi olabilmesi için mutlak güce sahip bir hükümdarın varlığını savunur. Kitabında da birliği sağlayabilecek olan hükümdara öğütler verir. Machiavelli'nin bütün düşüncesi toplumun yukarıdan aşağı biçimlendirilmesine dayanmaktadır. İtalyan Marksist Antonio Gramsci, Machiavelli için "Erken gelmiş bir Jakoben" demektedir.

Şenol Karakaş
Marksizm, işçi sınıfının dünya çapında devrimci eyleminin teorisidir. Bu yüzden, marksizm, devrimcidir, enternasyonalisttir ve işçi sınıfının sınıf çıkarlarından başka bir şey ifade etmez.

Lenin, "Marks'ın tarihsel materyalizmi, bilimsel düşünüşte erişilmiş büyük bir başarıydı. Tarih ve siyaset düşüncesinde daha önce hüküm süren kaos ve keyfilik yerini, üretici güçlerin gelişmesinin sonucu olarak bir toplumsal hayat sisteminden bir başka ve daha yüksek sistemin nasıl doğduğunu gösteren çarpıcı bir bütünlük ve uyumluluğa sahip bilimsel bir teoriye bırakmıştı" dediğinde, içten içe marksizmin enternasyonalist karakterini de vurguluyordu.

Tarihsel materyalizm, dünya ölçekli bir sistem olan kapitalist sistemin aşılması ve komünist, sınıfsız bir toplumun kurulabilmesi için, "daha yüksek bir sistemin" ancak dünya çapında işçi sınıfının kolektif eyleminin ürünü olabileceğini anlatır özetle. 

Rıfat Solmaz
James Cameron pahalı yapımların yönetmeni olarak biliniyor ve son filmi Avatar gösterime girmeden önce filmin maliyeti, çekimi için gerekli olan teknolojinin gelişmesi için yıllarca beklendiği, özel teknikler geliştirildiği, filmin toplam 400 milyon dolara mal olduğu yazıldı.

Avatar'da bu her biri bir tanıtım kampanyası gibi çalışan başlıkların hiçbir önemi yok. Avatar'da önemli olan içerik.

Terra'yı Kurtarmak isimli animasyonu izleyenler Avatar'ın konusunun bu filme ne kadar benzediğini vurguluyor. Ama Avatar daha sert bir film, içeriğindeki sertlik beklenmedik düzeyde olan ve etkisini de görsel ve teknolojik gücünden çok bu içeriğine borçlu olan bir film. Büyük bir hikayeyi pahalı bir yapım maliyetiyle anlatan her film, küresel düzeyde genel tartışmaları yapmak zorundadır. Sadece bebeklere masallar gibi algılanan Star Wars serisi alttan alta demokrasi ve diktatörlük tartışmasını da yapar. Bu tartışmanın altından kalkamasa da George Lucas'ın Star Wars serisi iyilik ve kötülüğün mücadelesinde demokrasi ya da demokrasinin kendi içinde kötülük gibi tartışmaları yüzeysel de olsa yaparken, Avatar ise çok daha güncel politik bir tartışmayı yapmakla kalmıyor, bu tartışmada çok net bir tutum alıyor.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası