Sosyalist İşçi

Rejimin her yanından pislik saçılıyor. Dört bakan, milyarlarca dolarlık rüşvet ve yolsuzluk suçlaması nedeniyle görevden alındı. Bazı patronlar göz altına alındı. Ardından soruşturma yürütenler görevden alındı. Hükümet yargıya müdahale etti. Gülen ABD’den beddua etti. Kılıçdaroğlu ABD’de hem Gülen’in temsilcileriyle hem ABD yetkilileriyle hem de Türkiye’de ABD büyükelçisiyle görüşmeler yaptı. Dedikodular milyarlarca dolarlık rüşvet ve yolsuzluk dosyalarının yolda olduğu yönünde.

Ozan Tekin

25 Aralık günü geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren DSİP kurucu genel başkanı Doğan Tarkan, yarım asırlık devrimciliğinin ikinci yarısını, SSCB’nin sosyalist olmadığını, kapitalizmin bir başka biçimi olduğunu, Stalinist bürokrasinin içinden yükselen bir egemen sınıfın üretim araçlarının kontrolünü elinde tuttuğunu ve işçileri sömürdüğünü savunarak geçirdi. Yani, Tony Cliff’in geliştirdiği devlet kapitalizmi teorisini doğru buluyordu.

Şenol Karakaş

Doğan Tarkan’ı kaybettiğimiz gün sayısız telefon, mail ve mesaj geldi. Bu mesajlardan birisi de DTK Daimi meclis üyesi Seydi Fırat tarafından yollandı. Abdullah Öcalan Kenya’da yakalandıktan sonra, barış sürecini örgütlemekte ne kadar kararlı olduğunu göstermek için Avrupa’daki bir grup PKK üyesine Türkiye’ye gelme çağrısı yapmıştı. Yakalana grup, devlet tarafından derhal hapse atılmıştı. İşte Seydi Fırat bu grubun sözcülerinde birisiydi ve cezaevinden çıktıktan sonra, Barış ve Diyalog Grubu olarak çalışan grupta etkin bir rol oynuyordu. Bu grup, DSİP’i de ziyaret etmişti ve görüşmede Seydi Fırat ve Doğan Tarkan sıcak bir şekilde sohbet etmişlerdi.

Şenol Karakaş

Geçtiğimiz ay yapılan DSİP Genel Konferansı’nda, bir dizi politik ve örgütsel tespit yapıldı. Dünya, kitlesel patlamaların aniden gündeme geldiği eylemlere tanıklık ediyor. Mısır’dan Suriye’ye, Türkiye’den Brezilya’ya, İspanya’dan Yunanistan’a hükümetleri sarsan eylemlere milyonlarca insan katılıyor.

Ümit İzmen

Türkiye 17 Aralık’tan bu yana rüşvet ve yolsuzluk soruşturması ile çalkalanıyor.

Yolsuzluk kapitalizmde olağandır. Eğer siyasetçi aldığı kararla, çıkardığı kanunla, yaptığı imar değişikliği ile birilerinin serveti üzerinde büyük bir etki yaratabiliyorsa, bunun mümkün kılan sistem beraberinde yolsuzluk ve rüşveti bir yan ürün olarak üretir. Bu nedenle yolsuzluk ve rüşvet, o ya da bu ülkenin, şu ya da bu siyasi partinin meselesi değildir.

Mehmet Eren

1980’li yılların başından itibaren kapitalizm, tüm dünyada çalışma koşullarını kendi lehine değiştirerek, iş koşullarını esneten ve kuralsızlaştıran birtakım sistemler uygulamaya başladı. Kapitalizmin dönemsel buhranlarının sıklaşması nedeniyle, kâr oranlarındaki azalmayı önleyecek tedbirler alınması gerekiyordu. İşte taşeron uygulaması tüm dünyada ve eşzamanlı olarak Türkiye’de kapitalizmin bu sıkıntılarına çare olarak pek çok diğer uygulama ile birlikte başlatıldı ve yaygınlaştırıldı. Taşeron uygulaması ayrıca sendikal örgütlenmeleri de dağıttığı için kapitalizmin dört elle sarıldığı bir uygulama oldu.

Çağla Oflas

Çalışma yaşamında var olan ancak görmezden gelinen mobbing, pek çok işyerinde çalışanların üzerinde kurulan bir baskı aracı. İşyerlerinde pek çok çalışan ya idarecisi ya da işvereni tarafından çeşitli baskı ve kötü davranışlara maruz kalıyor. Ancak mobbing, tüm baskıcı tutumların dışında, çalışanlar üzerinde uzun süreli baskı kurarak stres bozukluğundan, intihara kadar kişinin hayatına mal olacak sonuçlar doğuran bir saldırı biçimi. Bazen hakaretle, aşağılamayla, bazen de normalin üzerinde aşırı iş yükü yükleyerek kendini gösteren bu davranışa maruz kalan çalışan hem psikolojik hem de fizyolojik olarak olumsuz etkileniyor.

Bekir Ersin

Sağlıkta dönüşüm programı ile beraber Türkiye’de yaşayan herkes tek bir sigorta sisteminin(SGK) içine dahil edilmiş, emeklilik ve sağlık sigortaları birbirlerinden ayrılmış ve sağlıkla ilgili tüm sigorta işlemleri Genel Sağlık Sigortası(GSS) kapsamına alınmıştı. SGK’nın rakamlarına göre Türkiye’de yaşayan 75 milyon 627 bin kişinin 63 milyon 110 bini bu sistemin içinde. 12,5 milyon kişinin ise gelirine göre prim ödeyerek sisteme dahil olması gerekiyor. Bunların da 11 milyon 979 bini gelir testine girmiş.

Sinan Özbek

Irkçılık ve milliyetçilik çoğu zaman yan yana kullanılan kavramlar. Aralarında da kuşkusuz bağ var. Ancak dikkat edildiğinde bu iki kavramın birbirinden farklı olarak neyi anlattığının net bir şekilde bilinmediği açık bir şekilde görünüyor. Bu, sadece Türkiye’de değil hemen her yerde böyle. Dolayısıyla milliyetçilik ve ırkçılık arasındaki ilişkinin teorik olarak tespit edilişi, Türkiye özeline de taşınabilir. Irkçılık ve milliyetçiliğin ortaya çıktığı zemin ortaktır. Her iki ideoloji de içinde türedikleri üretim ilişkisinin yerleşmesine, devam etmesine hizmet eder. Ama bu iki ideoloji, içinde türedikleri üretim ilişkilerinin farklı sorunlarına çare üretir, bu sorunların aşılmasını sağlar.

Begüm Zorlu

Latin Amerika, hem başkaldırının hem de yenilginin kıtasıdır; ama umudunu hiç bir zaman kaybetmez ve her zaman direnir. Bölgenin tarihi, kapitalizmin doğuşundan beri eşitsizlik ve sömürüyle şekillenmiştir. Birleşik Devletlerin ‘arka bahçesi’ olan bölgede, bu eşitsizliğe karşı çıkan her lider ve hareket vahşice bastırılmıştır. Birleşik Devletler destekli darbeler Şili’de, Guatamala’da, El Salvador’da ezilen halkların seçtiği demokratik liderleri ve destekçilerini katletmiştir. Her katliam ekonomik reformla taçlandırılmış ve 1980’lerde neoliberalizmin yaygınlaşmasıyla Latin Amerika’yı kapitalist bataklığa sürüklemiştir. Ekonomik çıkarın insan onurunu örtbas etmeye çalıştığı topraklarda, sadece Kolombiya değil, bütün bölge uzun süreli iç savaşlara sahne olmuştur.

Chris Harman

1981 Britanyası’nda iki resim var. İlki ilgisizlik siyaseti. En absürd halide bile, Sosyal Demokratlar’ın kamuoyu yoklamalarının desteğini içeren, pahalı bir medya opreasyonu ile Macmillan çağındaki sloganları tekrarlamaktan başka politikaları olmayan taraf. Fakat bu solda da bulunuyor. Son hafta boyunca aklı başındaki sosyalistlerin Wilson ve Callaghan hükümetlerinin tecrübelerini unuttukları, yeni doğmuş kentsel sosyalizm ve daha düşük otobüs ücretleri ile ikna olabileceği görüldü. Sokaklarda alehyhine slogan atanlar şimdi bize, üyelerinin yüz ekşitici kesintiler ve %6’lık maaş limitleriyle karşı karşıya kaldığı sendikalarda tartışılması gereken önemli olan konunun, hangi önceki kabine bakanının İşçi Partisi’nin milletvekili olması gerektiğini söylüyor.

Ziya Dinçsoy

Hiç kuşku yok ki, politikanın gerek teorik, gerekse pratik boyutunda, devlet sorunu her daim güncelliğini korur, onunla “derdi” olanlar için de, onu muhafaza etmek isteyenler için de bu durum böyledir. “Derdi” olanların karşısında duran “klasik” metinlerin unutulması, ya da bilerek ve isteyerek sistemli bir şekilde tahrip edilmesi sorununu çözmek için yılgınlığa ve ümitsizliğe düşmeden, “klasik” metinlerin özünü savunmaya devam etmek, konu özelinde, “saf” görüşleri yeniden ve yeniden ortaya koymak gerekiyor.

Meltem Oral

1918-1923 arasında Almanya ayaklanmalarla, kitlesel grevlerle, ordunun savaşa karşı isyanıyla kasıp kavruldu. Dönemin en gelişmiş sanayi ülkesi olan Almanya’daki devrimci süreç, Rus devriminin yaşadığı izolasyonun kırılması ve devrimin tüm Avrupa’da yayılması ihtimali açısından önemli bir dönemeçti. Bolşevik liderliği kendi kaderini büyük ölçüde Almanya’daki devrimin kaderine bağlamıştı. Bolşevikler açısından dünya devrimi, yani devrimin ulusal sınırları aşarak yayılması, bir devrimci fanteziden ibaret değildi. Tam tersine, devrimin yaygınlaşması, hele hele Almanya’da zafer kazanması, devrimci Rusya’nın da ekonomik, askeri ve siyasi olarak izole olmasını engelleyebilecek tek faktördü.

Aspurçe Gizem Kılınç

Dershaneler kapanmıyor. Kapanamıyor. Büyük bir politik kavga içinde gemiden ilk atılan eğitim olduğu için çok şaşırtıcı değil aslında.

Nitekim ilki 2011’de olmak üzere bir dizi demeçle; dershanelerin halkı sömürdüğü, devletin sağladığı eşit ve muhteşem eğitimde dershaneye ihtiyaç duyulmadığı hükümetin en yetkili ağzı tarafından söylenmeye başlandı.

Esra Akbalık

Marksist sosyolog ve felsefeci Henri Lefebvre, 1968 Paris protestolarından önce aynı isimle kaleme aldığı kitabında yer alan ve bir slogan olarak da 1968 hareketine ilham kaynağı olan “Kent Hakkı” kavramını, dünyayı değiştirmenin bir metodu olarak kullanır. Lefebvre’ye göre, Kent Hakkı (1), kentsel mekânın üretimini şekillendiren güç ilişkilerinin kent sakinleri tarafından yeniden düzenlenmesi ve kentin sahiplenilmesi anlamına gelir.

Reşit Elçin

“Türkiye dünyada en hızlı büyüyen enerji pazarlarından biri.” diyor T.C Başbakanlık Yatırım Ajansı. Hedef olarak 2023’te elektrik enerjisinin %30’unu yenilenebilir enerjilerden üretmek istiyor. Sadece buradan bakınca ne kadar olumlu bir tablo var diye düşünmekten kendini alamıyor insan ta ki metnin aşağılarına inip de komik ve korkunç olan diğer hedefleri görene kadar.

Utku Aydın

CHP zamanın ruhunun demokrasiden yana estiği, MHP’nin dahi “Demokrasi Mitingleri” düzenlediği bugünlerde kabuk değiştirdiğini, yeni “sosyal demokrat” kanadının siyasetine egemen olduğunu iddia eden ve “birey, demokrasi, özgürlük” temelinde siyasetine yön vererek aydınları da arkasına almaya gayret eden bir parti görünümü vermeye çalışıyordu. Aslında 90 yıllık bir devlet partisi olan CHP’nin bu yeni söylemleri özellikle Gezi sürecinde AKP’nin faşizan müdahaleleri, uzun iktidar süresinin hükümeti yıpratması ve “ustalık döneminde” bireyin hayat tarzına müdahalesine yönelik siyaset anlayışından sonra iyice artış gösterdi.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası