Gazze’de 1.5 milyon insanı açlığa ve ölüme terk eden, insani yardım gemilerine saldıran İsrail, Türkiye’nin sadık bir dostu.

Gazze’yi bombalayan, belki de Mavi Marmara’yı vuran pilotlar Konya’da eğitilmişti.

Türk ve İsrail orduları ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda birlikte davranıyor.

Türkiye İsrail’den silah alıyor, iki ülke arasında sayısız anlaşmanın olduğunu biliniyor.

Dünyada Yahudilere en fazla zararı İsrail'in verdiği açık. İsrail'in her katliamında anti-semitik fikirler hortluyor. Türkiye'de Gazze saldırısının ardından benzer bir durum yaşandı.

Milliyetçiler ve ırkçılar Hitler'i 4.5 milyon Yahudi'yi gaz odalarında katlettiği için selamlandı.

Türkiye'de anti-semitik görüşler yani Yahudi düşmanlığı hep popüler oldu. Dünyayı zengin Yahudilerin yönettiği, her şeyi bir Yahudi komplosu olduğu fikri ırkçı çevreler tarafından empoze edildi. 

Filistin kurtuluş mücadelesi Türkiye solunu derinden etkiledi. 1960'ların sonunda politize olan gençler solcu Filistin örgütü El-Fetih'in kamplarında silahlı eğitim aldı. Bir çok devrimci İsrail'e karşı Filistin saflarında savaştı. Onlarcası İsrail askerleri tarafından öldürüldü.

Solun Filistin mücadelesini desteklemesi halkın Filistinlilere tam destek vermesine yol açtı.

Sosyalistler İsrail saldırısı sırasında İsrail Konsoloslukları önündeydi. On binlerce insan birlikte Taksim'e çıktılar. Bundan dolayı İslamcıların kuyruğuna takılmakla, İran solunun hatalarına düşmekle suçlandık.

İran solunun en büyük hatası İran işçi sınıfının ve yoksullarının taleplerine sırt çevirmesiydi. Onların değişim isteğine öncülük etmemesiydi. Esas olarak orta sınıf üyelerinin arasında örgütlenmesiydi. 

Başbakan göre Hamas ve PKK aynı değil. Biri direnişçi, diğeri terörist. Hamas, işgal edilmiş topraklarda Filistin devletini kurmak için mücadele ediyor, PKK ise kendi devletine karşı isyan eden teröristlerle uğraşıyor.

Hamas ve PKK'nin farklı oldukları doğru. Hamas, İslamcı bir hareket, PKK ise solcu bir hareket. İkisi de silahlı mücadele veriyor, ikisini de milyonlarca insan destekliyor.

Hükümetin 'nükleere evet silahına hayır' söylemi, Brezilya, Türkiye ve İran arasında varılan uranyum takası anlaşması ile anlamını yitiriyor. Akkuyu'ya yapılması planlanan nükleer santralin ilk ünitesinin en geç 2018 yılında devreye gireceği yetkililer tarafından açıklanıyor.

7-8 Haziran'da İstanbul'da yapılacak "Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA)" çerçevesinde Rusya ile Türkiye'nin Mersin Akkuyu'da yaklaşık 20 milyar dolara mal olması beklenen nükleer santrala yönelik bazı teknik anlaşmaların imzalanabileceği belirtiliyor.

Nükleer santral kurma girişimleri bundan önce boşa çıkan hükümet, yeni bir atak içinde. Hükümet, bu sefer de devletlearası bir anlaşma ile Akkuyu'da 4800 MW gücünde dört nükleer reaktör yapması için Rusya ile anlaştığını kamuoyuna açıkladı. Hükümet, kapalı kapılar arkasında yapılan anlaşmayı hızla TBMM'den geçirerek nükleer santral kurabileceğini ve kimsenin buna itiraz edemeyeceğini düşünerek büyük bir yanılgı yaşıyor. 

İrem Nur Aksu
Basın emekçilerine açılan davaların ardı arkası gelmi- yor, gazetelere ve çeşitli yayın organlarına ceza yağmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde bu davaların iki tanesine daha tanık olduk. Taraf  muhabiri Mehmet Baransu'nun Aktütün baskınında Genelkurmay'da yaşananları yazması ve gizli belgeleri yayınlaması gerekçe gösterilerek 10 yıla kadar hapsi istendi.  

Kürt lider Abdullah Öcalan, Kürt sorunun çözümü yönünde tarihi bir açıklama yaptı. Avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada Öcalan, anayasaya konulacak tek bir maddenin çatışma ortamını sona erdireceğini söyledi: "Anayasada 'anayasa Kürtlerin haklarını, kültürlerini güvence altına alır' şeklinde tek bir madde yer alırsa çözüm gerçekleşir'' dedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, anayasa değişikliği paketiyle ilgili görüşlerini açıklayarak, yargı ile ilgili değişikliklerin yargı bağımsızlığına aykırı olduğunu dile getirdi. Yalçınkaya, anayasaların tarafsız bir şekilde değiştirilmesi için geniş bir katılımın sağlanmasının, toplumun her kesiminin görüş, düşünce ve eleştirilerinin alınmasının gerekli olduğunu vurguladı. Yalçınkaya bir yandan da Ergenekon savcılarına çıkıştı. Dava kapsamında hukuka aykırı deliller kullanıldığından, medyanın yargı sürecini etkilediğinden bahsetti.

Anayasa Mahkemesi, CHP'nin başvurusunu kabul ederek anayasa değişikliği referandumunun iptalini görüşmeye başladı. Mahkeme bu kararla atanmış 11 yargıcın seçilmiş meclisin üstünde yer aldığını bir kez daha ilan etti. 12 Eylül'de gerçekleşecek referandum tehlikeye girdi.

27 Mayıs darbesinin ardından kurulan, 12 Eylül anayasasından aldığı yetkilerle bir çok anti-demokratik karara imza atan Anayasa Mahkemesi CHP'nin bir başvurusunu daha kabul etti.

Onur Devrim Üçbaş
Avrupa egemen sınıfı zor günler yaşıyor. Avro'nun dolar karşısındaki değeri düşerken, Avrupa ülkelerinin bütçe açıkları artıyor.

Kapitalizmin krizinin bedelini işçilere ödetmeye çalışan egemen sınıflar her ülkede kamu harcamalarına, sağlık ve eğitim sistemlerine saldırıyor. 

Küresel ekonomik kriz, Yunanistan'dan sonra Macaristan'i tehdit ediyor. Macaristan hükümeti 5 Haziran'da ülkenin 2010 yılı bütçe açığının GSYİH'ya oranının hedeflenen rakam olan %3.8'in çok üzerinde olacağını açıkladı. Bu oranın %7 olmasını bekleyen hükümet bir eylem planı olduğunu açıkladı. Ancak bu açıklama piyasaların Macaristan'ın yeni bir Yunanistan olacağı endişesini gidermeye yetmedi.

Avro son dört senedir gördüğü en düşük değere inerken, piyasalarda önemli düşüşler yaşandı.

Dünyanın en yoğun nüfuslu bölgesi; 42 kilometre uzunluğunda 5 ila 12 km eninde bir toprak parçası. 1,5 milyon insan burada yaşıyor. Gazze nüfusunun yüzde 60'ı 19 yaşından, yüzde 77'si 29 yaşından küçük. 110 kişi İsrail'de çalışıyor. Bütün verimli topraklar İsraillilerin elinde. Gazze'de ise iş yok. 2008'deki İsrail saldırının ardından şehir ve alt yapısı tamamen tahrip olmuş durumda. İsrail inşaat malzemelerinin girişine izin vermediği gibi şehre gıda girişi de sistematik olarak kısıtlanıyor.

31 Mayıs'ta sabaha karşı İsrail askerleri Mavi Marmara gemisine saldırdı. 32 ülkeden 600'den fazla barış aktivisti 1,5 milyon Filistinli'nin hapsedildiği Gazze'ye insani yardım götürmek için günlerdir yoldaydı.

Uluslararası sularda gerçekleşen saldırı sonucu dokuz barış aktivisti öldü. Onlarcası yaralandı. Hepsi tutuklandı, dövüldüler, kötü muamele gördüler. Ancak tüm dünyaya İsrail vahşetinin ne olduğunu gösterdiler. 

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası